Oldukça ilginç…

İktidarın ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “HDP kapatılmalıdır” sözleri ile Kürt meselesinin çözümünde “yeni bir süreç” söylentileri aşağı yukarı aynı zamana denk geldi.

İktidar, başı sıkıştıkça, zorda kaldıkça ve muhafazakar Kürt seçmenin kendisinden uzaklaştığını gördükçe malum, ‘Yeni Çözüm Süreci’ simidine sarılıyor.

Bu çare arayışının, daha doğrusu çaresizliğin son örneğini 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde gördük.

Bu uğurda yıllardır ağır tecrit uyguladıkları Öcalan’dan, HDP oylarının muhalefete kanalize olmasını engelleyebilmek amacıyla yardım istediler.

Olmadı. Hatta ters tepti.

Partisine ihanet ettikten sonra Güney Kürdistan’ın bir köşesinde tecrit hayatı süren Osman Öcalan’a bile muhtaç oldular. Devletin aradığı bir ‘terörist’ olduğuna bakmadan TRT Kürdi’ye çıkarıp Kürt seçmenleri etkileyebileceklerini zannettiler. Bu da olmadı. Hatta tepki yarattı.

Oy uğruna bunları yaparlarken kulaklara da “Yeni bir çözüm süreci olabilir” masalını fısıldıyorlardı.

Böylece özelllikle barışa, can güvenliğine susamış Kürt seçmenlerde bir beklenti, bir umut yaratabileceklerinin hesabını yapıyorlardı.

Yani, hiç niyetleri olmadığı halde, “Siz yine bize oy verin bir şeyler düşünürüz.” imasında bulunuyorlardı.

Devlet şiddetinden, baskısından bunalmış, barışa hasret Kürt seçmeni, HDP destekçileri tabii bu çıkarcılığa, bu umut tacirliğine gereken dersi seçim sandığında verdi.

İktidar koalisyonu, çoğu 25 yıldır elinde olan büyük belediyelerin neredeyse hepsini kaybetti.

Devlet koalisyonu bu yenilgiyi, tıpkı 7 Haziran 2015 yenilgisi gibi değerlendirdi.

KÜRTLERDEN OY ALAMAZLARSA İKTİDAR ŞANSI YOK

Hedef önce Kürt siyasi hareketi ve HDP idi.

Yerel seçim sonrasındaki hedef ise Kürtlerle diğer muhalefetin biraraya gelmesinin engellenmesiydi.

Meselenin özeti şu:

İktidar koalisyonu, aslında 7 Haziran’dan ama daha somut olarak 31 Mart’tan bu yana, bir yandan oy ve seçmen desteğini kaybediyor bir yandan da muhalefet cephesi oluşmasının önüne geçmenin yollarını arıyor.

Bunun için her şeyi deniyorlar, görüyoruz.

Çünkü Kürtlerden oy alamazlarsa iktidarlarını sürdüremeyeceklerini gayet iyi biliyorlar.

Bir yandan da kendi yaptırdıkları kamuoyu yoklamalarında bile HDP’nin rahatça barajı geçebilecek oyu alabileceğini görüyorlar.

Gördükçe sinirleri bozuluyor, baskıyı ve şiddeti arttırıyorlar. Önlerine gelen HDP seçilmişlerini, parti yöneticilerini, üyelerini, destekçilerini, kimi bulurlarsa tutup zindana atıyorlar, uyduruk iddialarla ağır hapis cezaları veriyorlar, fark etmiyor.

  1. şiddetin dozu arttırıldıkça kendilerine oy veren muhafazakar Kürtleri de kaybediyorlar.

Lafı uzatmaya gerek yok. Yerel seçimlerden bu yana nelerin olup bittiğini görüyoruz.

Seçmen desteği hızla azalır, iktidar çaresiz bir kısır döngüde sallanıp dururken iktidarın bu sefer bir değil, iki can simidine sarıldığını görüyoruz.

Bunlardan biri yukarıda belirttiğim, ‘Yeni çözüm süreci” hikayelerinin tedavüle sokulmasıydı.

İkincisi ise, Devlet Bahçeli’nin, “HDP kapatılmalıdır” çağrısı oldu.

NAZİ JARGONUYLA KATLİAM VE TEMİZLİK TEHDİTLERİ

Bahçeli, devlet ağzıyla konuştuğu için bu çağrının, ‘Yeni çözüm süreci’ aldatmacasından fazla önemsenmesi gerekiyor.

Çünkü Bahçeli’nin, adeta AKP’ye verdiği bu ültimatomun sonrasında HDP ve hatta HDP seçmenlerinin tamamına yönelik söylemler, bir tehdidin de ötesinde apaçık katliam çağrıştıran mesajlar vermesi açısından önem taşıyor.

Devlet Bahçeli'nin "HDP kapatılmalıdır" sözlerinin ardından HDP’yi hedef alan açıklamalarda bulunan Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Nazi jargonuyla, "HDP/PKK kamilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür" diyebildi.

Bu çağrıyı destekleyen Bahçeli de, “Zehirli haşeratla mücadele milli haysiyete muhteşem hizmettir” diyerek aynı Nazi jargonuyla yardımcısına destek verdi.

Şu aşağıdaki sözler ise devletin oldum olası Kürtler için gerektiği zaman devreye sokulabilecek nihai çözüm olarak bir kenarda tuttuğu planın dışa vurumu değilse ne olabilir?

“Artık seçenek kalmamıştır: Ya terörizm ya temizlik, ya bölücülük ya da huzur. Her siyasi parti, tarafını ve tercihini yapmalıdır. Terörle milli birlik ve kardeşlik arasında tarafsız bir alan yoktur.”

Bahçeli devlet ağzıyla konuşuyor. ‘Temizlik’ diyor. Katliamın, etnik temizliğin hatta soykırımın ‘temizlik’ lafıyla ifade edildiğini bilmiyor olamaz.

Bu söylem yeni değil. TC devletinin geleneğinde katliam, kodlarında soykırım, baskı zulüm vardır.

90’lı yıllarda da devletin sözcüsü MHP’li ağızlar benzer lafları telaffuz ederlerdi.

Bahçeli ve yardımcısının laflarını okuduktan sonra arşivleri söyle bir karıştırdım. O yıllarda MHP’den milletvekili olan eski büyükelçi Gündüz Aktan bir yazısında, “Kürtlere bazı bireysel haklar verilebilir. Eğer bunlarla yetinmezlerse bunun bedelini ağır öderler” diyor ve katliam iması yapıyordu.

Bahçeli ve sözcüleri muhtemelen şimdi o zamanın geldiğine inanan devlet refleksini dile getiriyorlar.

Çünkü parti kapatmanın Kürtleri yıldıramayacağını, durduramayacağını Bahçeli’nin çok iyi bilmesi lazım.

Özellikle 90’lı yıllardan bu yana Kürtlerin birçok partisi kapatıldı. Bazılarını da Kürt siyasi hareketi kendisi bıraktı.

Parti kapatma tehdidi içi boş bir efelenmeden başka bir şey değil. Parti kapatılsa bile Kürt siyasi hareketi ve bileşenleri bundan etkilenmez. Etkilenmediği önceki kapatmalarda görüldü.

Parti kapatıldı diye Kürt oyları, HDP seçmeni AKP-MHP koalisyonuna kaymaz.

Bu nedenle parti kapatma tehdidinden çok, bir Nazi söylemi olan “imha ve itlaf” laflarına dikkat etmek gerekir.

‘Yeni barış süreci’ dedikleri, katliam tehdidi ile tek taraflı dayatılacak bir biat ettirme, diz çöktürme programı olmasın?