Üç hafta önce yaptığımız söyleşide işsizlik ve enflasyon rakamlarının nasıl etik olmayan yollardan elde edildiğini anlatan İktisatçı Mehmet Aslan’a, bu kez de son günlerin en çok tartışılan konusu olan Türkiye Varlık Fonu(TVF)’nu sordum. Yaptığı araştırmaya göre varlık fonunun borç para bulma fonuna dönüştüğünü söyleyen Aslan’la yaptığım söyleşinin ilk bölümünde fonun hangi amaçla kurulduğu, hangi ağır şartlarda borçlandığı, dünyadaki ve Türkiye’deki fonların karşılaştırmalı mali yapıları, güçlü bir müdahale aracına dönüşmesi için hangi karanlık yollara başvurulduğu, hazineden fona devredilen arsaların hangi partililere ait olduğu, İş Bankası ısrarı, denetim mekanizmasındaki çarpıklık, AKP iktidarının IMF’ye gitmemekteki ısrarı sorularının yanıtlarını bulacaksınız. 

AKP iktidarı, en gözde kuruluşları bünyesinde topladığı Varlık Fonu’yla neyi amaçlamıştı? Geçen sürede amacına ulaşabildi mi?

Türkiye Varlık Fonu (TVF), üzerinde günlerce konuşabileceğimiz bir konu. Bünyesinde Türkiye’nin en önemli 20 şirketi, 2 lisans hakkı ve gayrimenkuller bulunan bir yapı. Bunlar hakkında çok konuşuldu, yazıldı. Aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. TVF’nin olabildiğince perde arkasına ayna tutmaya çalışacağım. Çünkü arka tarafta çok garip şeyler dönüyor. Tam anlamıyla bir Gayya kuyusundan bahsediyoruz. “Hikmetinden sual olunmaz” bir yer. Biliyorsunuz, Gayya Kuyusu cehennemde derin bir vadi ve ürkütücü bir çukur olarak tasvir edilir. Öyle ki bu vadinin dehşetiyle, cehennemin diğer kısımları bile Allah’a sığınır. Aslında çokça tartışılan bir yapı, ama tartışmalar veya değerlendirmeler çok derine inemiyor. Sözcü’den Çiğdem Toker’in detaylıca incelediğini söyleyebilirim. Mahfi Eğilmez de zaman zaman Fon’u konu alan yazılar yazdı; ancak benim gördüğüm, her iki değerli yazarın yazdıkları daha çok ilkesel tartışma düzeyindeydi.

Varlık Fonu neyi amaçlamıştı diye soruyorsunuz. Kurulduğu 2016’dan bu yana atılan her adımı mesleki bir merakla takip etmeye çalışıyorum. Bir amaçlar hiyerarşisi sıralayabilirim; ancak ilk sıraya kesinlikle “Cumhurbaşkanı’na itibar kazandırma” seçeneğini alırım.

TVF’nin kurulmasının birinci amacı Cumhurbaşkanı’na itibar kazandırmak diyorsunuz. Cumhurbaşkanı’nın itibar kazanmaya ihtiyacı mı var?

‘TVF, REİS’İN AMACA UYGUN OLARAK İNŞA EDİLMESİ VE KENDİSİNİ DAHA ÖZGÜVENLİ HİSSETMESİNİN BİR ARACI GİBİ’

AKP’nin en başından itibaren bir lider inşa etme amacı var. “Megali idea” da bunu gerektirir. Eldeki kumaş iyi olmasına rağmen handikaplar içeriyor. Eğitim konusu çok temel bir engel. “Dünya Lideri”, “Asrın Lideri” gibi camiası dışına taşamayan isimlendirmeler var. Bir diğer önemli handikap “gelir” meselesi. Türkiye petrol ya da doğal gaz kaynaklarına sahip bir ülke değil. Altın gibi değerli madenler konusunda sınırlı rezervleri var. Mevcut gücü büyük oranda üretme potansiyeline bağlı. Dolayısıyla büyük oyunculardan kurulu bir masada pazarlık gücü için ortaya sürecek bir şeylere sahip olmanız gerekir. TVF bu anlamıyla Reis’in amaca uygun olarak inşa edilmesi ve kendisini daha özgüvenli hissetmesinin bir aracı gibi geliyor bana.

İlginç bir bakış açısı. Varlık Fonu’yla ilgili ilk kez böyle bir değerlendirme duyuyorum. Bu görüşünüzü örnekleyebilir misiniz?

Öncelikle bizim varlık fonu, fon gibi görünmek için büyük çaba harcayan ama gereklerini yerine getiremeyen malül bir yapı. Biliyorsunuz öküz ile kurbağa hikayesi var. Kurbağa bir gün çayırların üzerinde boylu poslu, heybetli, iri yarı bir öküz görmüş. Fena halde özenmiş öküze. Kabardıkça kabarmış, şişinmiş ve gerilmiş ama nafile, öküzün yanında derme çatma gecekondu gibi kalmış. Son bir gayretle biraz daha şişineyim derken, malum sona teslim olmuş.

Diğer varlık fonu örneklerine baktığımızda söylediklerim biraz daha netleşmiş olur. Ulusal Varlık Fonları Enstitüsü’nün (SWFI) son verilerine göre dünyada 79 adet varlık fonu var. Bunların finansal açıdan toplam büyüklüğü 8 trilyon $ civarında. Bu fonların amiral gemisi ve en itibarlısı Norveç’in Devlet Emeklilik Fonu ( Government Pension Fund of Norway).

Fonun büyüklüğü 1 trilyon 200 milyar $ seviyesine ulaşmış durumda. Devlete ait bir varlık fonunun nasıl olması, nasıl yönetilmesi, yasal alt yapısı ve nasıl denetlendiği, bağlı olduğu etik kurallar vs. için Norveç varlık fonunu incelemelisiniz. Varlık fonlarının nasıl olmaması gerektiği, amacından nasıl uzaklaştığı, etik kurallardan nasıl saptığı ve ne derece suistimal edildiğini araştırmak isterseniz, o zaman Türkiye’deki varlık fonu örneğine bakmalısınız.

“Cumhurbaşkanı’na itibar kazandırma”, onun elini güçlendirme, büyük oyuncuların oturduğu masada kendisini iyi hissetmesini sağlama amacı o kadar bariz ki, neredeyse Varlık Fonu konusundaki her düzenleme bu amaca hizmet ediyor.

Norveç’in varlık fonunun 1,2 trilyon $ seviyesinde olduğunu söyledim. Çin’in dış ticaret fazlası gelirlerini yönetilmek için kurduğu fonun (China Investment Corporation) gelirleri 950 milyar $, Abu Dabi’nin petrol gelirlerinin yönetilmesi için kurduğu fon (Abu Dhabi Investment Authority) 850 milyar $ büyüklüğe ulaşmış durumda. Varlık fonları genellikle ülkelerin doğal kaynaklarından elde edilen gelirler veya dış ticaret fazlalarını yönetmek için kurdukları yapılardır. Buradaki en önemli unsur, ülkenin istikrarlı bir gelir akışına sahip olması ve bu gelirin en doğru şekilde yönetilmesinin amaçlanmasıdır. Norveç, Abu Dabi, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkeler doğal kaynak gelirini, Çin, Güney Kore, Singapur gibi ülkeler de dış ticaret fazlasını yönetmek için bu fonları kurmuştur. Şimdi ben size sorayım, biz hangi kategoride yer alıyoruz?

‘VARLIK FONU, HALİ VAKTİ PEK YERİNDE OLMAYAN, ORTA HALLİ BİR AİLENİN, KAPRİSLERİNİ FRENLEYEMEDİKLERİ ŞIMARIK TEK ÇOCUĞUNUN ELİNDEKİ PAHALI OYUNCAĞA BENZİYOR’

Servet sayılabilecek doğal kaynak gelirimiz de, dış ticaret fazlamız da yok. Hatta dış ticarette en fazla açık veren ülkeler kategorisindeyiz. Bu durumda TVF, Cumhurbaşkanı’nın gönlünü hoş tutan bir araçtan öte anlam ifade etmiyor. Bizim varlık fonu, hali vakti pek yerinde olmayan, orta halli bir ailenin, kaprislerini frenleyemedikleri şımarık tek çocuğunun elindeki pahalı oyuncağa benziyor. 

“Cumhurbaşkanı’na itibar kazandırmak”, “gönlünü hoşnut tutmak” gibi ilginç benzetmeler yaptınız. Peki Varlık Fonu kendisini nasıl tarif ediyor? Söylediklerinizden yönetilecek istikrarlı bir gelir akışı olmadığını anlıyorum, ama bir yandan da oldukça aktif görünüyor. Bunu nasıl yapıyor?

Fon’un kendini nasıl tanımladığını ve nasıl gelir yarattığını kısaca anlatmaya çalışayım. Fonun aktif görünmesini, Türkiye’nin geleceğini tüketmesine bağlayabilirim. Burada karşımıza yine öküz-kurbağa hikayesi çıkıyor. Bunu biraz somut hale getireyim. TVF’nin 2018 yılına ait konsolide finansal tabloları/bilançosuna baktığımızda, “Ana Ortaklığa Ait Özkaynaklar” 177 milyar 282 milyon TL olarak hesaplanmış. 2018 yılı dolar kuru ortalamasına (4.82) göre $37 milyar’lık bir öz kaynağa ulaşmış oluruz. 

Çok fazla teknik detaylara girmek istemem; ancak bilançoya baktığımızda TVF’nin dünyada bilinen örneklerine hiç uymayan bir yapısı olduğunu görüyoruz. Toplam varlıkları (dönen varlıklar + duran varlıklar) 1 trilyon 175 milyar TL, dolara çevirdiğimizde $244 milyar olarak hesaplanır. Bu aynı zamanda TVF’nin aktif büyüklüğüdür.

Şimdi bir de tablonun sağ tarafına, yani bizim varlık fonunun kaynaklarına bakalım. Bu kaynakların ne kadarı öz kaynak, ne kadarı yabancı kaynak (kısa ve uzun vadeli borç):

2018 yılı finansal tablosuna göre TVF’nin 968 milyar 394 milyon TL borcu var. Dolara çevirdiğimizde $201 milyar toplam borç hesaplamış oluruz. Yüzde hesabı yaparsak TVF bilançosunun % 82,3’ü borç, yaklaşık % 17,6’sı öz kaynaklardan oluşuyor.

Bu durumda TVF’nin  tam anlamıyla borçlu bir şirket olduğu sonucu mu çıkıyor?

‘VARLIK FONU “FON” OLMAKTAN ÇIKMIŞ, BORÇ TEDARİK ETME FONU OLMUŞ’

Görünen köy kılavuz istemez. Adı üzerinde “Varlık Fonu”. Adıyla müsemma olmasını beklersiniz normal koşullarda. Ama bizimkisi varlık fonu olmaktan çıkmış, borç tedarik etme fonu olmuş.

Şimdi de aynı hesabı Norveç fonunun 2018 yılı bilançosuna uygulayalım. Öz kaynaklar ve borçların toplamı 1 trilyon 070 milyar $, öz kaynaklar 1 trilyon 023 milyar $, toplam borçlar ise 48,3 milyar $ olarak hesaplandı. Norveç varlık fonu 2018 bilançosu için yüzde hesabı yaparsak, bilançonun % 96’sı öz kaynak, % 4’ü borçlardan oluşur. % 4 oranındaki 48,3 milyar dolarlık borç sizi yanıltmasın. Bu rakam hesaplanmış olan emekli maaşı karşılığıdır. 

Amacım TVF ile Norveç varlık fonunun büyüklüğünü kıyaslamak değil, oransal bir karşılaştırma yapmaktır. TVF’nin bilanço pasifinde borç oranı %82,3 iken, Norveç varlık fonunda borçların oranı % 4’tür. Kaldı ki borçlar da ülkelere, bankalara veya finans kuruluşlarına olan yükümlülüklerden değil, kendi vatandaşının kesinleşmiş emekli maaşı alacaklarından oluşuyor. Öz kaynak oranının % 96 olması, yani bilançosunun çok büyük bir kısmının gelirlerden oluşması bu tip varlık fonlarının genel özelliğidir. Kuruluş amaçları da gelir akışını yönetmek, ülkenin ve vatandaşların geleceği için birikim yapmaktır.

TVF’nin varlık fonu değil, “borç yönetim fonu” olduğunu söylediniz. Bilanço hesabına göre borcu, gelirinin 5 katı. Varlık Fonu “Varlık Fonu” olmaktan çıktığına göre, ne yapılmak isteniyor?

TÜİK rakamlarını konuştuğumuz bir önceki söyleşide sorduğunuz bir soruya verdiğim yanıtta ekonominin kurnazlıklar ve sayısal manipülasyonlarla gerçeklikten iyice kopartıldığını, tamamen kurgusal bir alan yaratıldığını ifade etmiştim. Kurgu; varlık fonu diye bir oluşuma sahip olduğumuza dair bir algı yaratmakla başlıyor. Şunu çok açık ifade etmek isterim; biz kesinlikle bir varlık fonuna sahip değiliz. Öküze benzemeye çalışan kurbağa gibi gerildikçe geriliyoruz. 

‘TVF İLE AMAÇLANAN; GELİR YARATABİLMEK VE FONU GÜÇLÜ BİR MÜDAHALE ARACINA DÖNÜŞTÜREBİLMEK, ANCAK KULLANILAN YÖNTEMLER ÇOK KARANLIK’

“Ne amaçlanıyor?” sorunuza dönecek olursak; birinci amaç, sınırlı kaynaklara sahip TVF için gelir yaratabilmek ve fonu güçlü bir müdahale aracına dönüştürebilmek. Ancak bunu yaparken kullanılan yöntemler çok karanlık.

Varlık Fonu’nu daha güçlü bir müdahale aracına dönüştürmek için kullanılan karanlık yöntemler hakkında bilgi verebilir misiniz?

“Yasadışı”, iddialı bir sözcük olur. Etik kurallardan sapmaya varan “şark kurnazlığı” demeyi tercih ederim. Mesela, mülkiyeti Hazine’ye ait çoğunluğu turizm bölgelerinde olan 46 parselin TVF’na devredilmesine mercek tutalım. Toplamı 2 milyon 300 bin metrekare, çoğu imarlı ve turizm parseli olan bu arsalar neden TVF’ye devredildi? 2 milyon 300 bin M2 veya 2.300 dekar. Tamamına imarlı turizm parseli dersek ve birim dekarını 1 milyon TL’den hesaplarsak, ortaya çıkan toplam rakam 2 milyar 300 milyon TL olur. Sizce bu nasıl bir rakam?

Ciddi bir meblağ, ama varlık fonu açısından kayda değer bir rakam olup olmadığından emin değilim. 

Aslında ortada çok ciddi bir arsa operasyonu var, ama ortaya çıkan tahmini değer tatminkar değil. Kaldı ki, arsaların tamamını imarlı turizm parselleri olarak hesapladık ve iyimser bir tutar elde ettik. Bana sorarsanız bu arsaların değerinin varlık fonu için çok büyük bir önemi yok. Yani arsa bedeli birinci amaç değil. 

Mülkiyeti Hazine’ye ait arsaların tahsisinde görünenin ötesinde daha büyük bir amaç mı var?

‘HAZİNEDEN TVF’YE DEVREDİLEN ARSALARIN ÖNEMLİ BİR KISMI TAHSİSLİ VE ÜZERLERİNDE CİDDİ YATIRIMLAR YAPILMIŞ’

Kesinlikle arka planda daha büyük hesaplar var. Öncelikle şu detay çok önemli. Hazine’den TVF’ye devredilen bu arsaların önemli bir kısmı tahsisli. Yani daha önce başkalarına tahsis edilmiş. Dolayısıyla denklemde, bu arazi veya arsaların daha önce tahsis edildiği üçüncü taraflar var. Bir başka önemli detay ise tahsis edilen bu gayrimenkuller üzerinde ciddi yatırımların yapılmış olması.

Tahsis yapılan bu kişi veya şirketler hakkında bilginiz var mı?

Neden-sonuç ilişkisi kurarak baktığımızda internet gibi açık kaynaklardan bir sürü bilgiye ve son derece ilginç sonuçlara ulaşabiliyoruz. En ilginç örneklerden biri 1500 kişilik lüks tatil köyü PineBay Holiday Resort. Hazine, Göçtur Turizm A.Ş’ye tahsis yapmış, Şirketin sahibi Göçer ailesi de bu arsa üzerine değeri milyarla ifade edilebilecek çok büyük bir yatırım gerçekleştirmiş.

Üzerinde bu kadar büyük bir yatırım olan arsa nasıl devredilebiliyor?

Zaten, asıl yanıtlanması gereken soru bu: Nasıl devredilebiliyor. Öncelikle şunu söyleyebilirim. Hazine’nin TVF’ye yaptığı bu tahsiste tarafların tam bir uzlaşısı olduğunu düşünüyorum. PineBay şirketi sahibi Naile Göçer Kuşadası Belediyesi’nin AKP’li meclis üyesidir. PineBay web sayfasını inceledim. Tam anlamıyla ve aktif olarak Göçer A.Ş tarafından işletilmeye devam ediyor. İşletmede doğal olarak TVF’ye ait en küçük bir iz olmamasına rağmen, kanunen fona devredilmiş durumda. Aynı şekilde üzerinde Türkiye’nin en büyük aqua parkı olan başka bir işletme de TVF’ye devredilmiş görünüyor.

‘AKP’YE YAKINLIĞIYLA BİLİNEN VE SÖZKONUSU HAZİNE ARAZİLERİ ÜZERİNDE YATIRIMLARI OLAN BAŞKA FİRMALAR DA VAR’

AKP’ye yakınlığıyla bilinen ve sözkonusu Hazine arazileri üzerinde yatırımları olan başka firmalar da var. Bu firmalarla TVF arasında nasıl anlaşmalar yapıldığı, çıkarların nasıl konsolide edildiği, hep soru işareti. Dolayısıyla TVF’ye devredilen 46 parselin arsa değerinin çok çok üstünde yatırım bedelleri var. Fona devredilen 46 parselin, üzerindeki yatırımlarla birlikte değerlemesi yapıldığında, bilançonun aktifini hatırı sayılır şekilde makyajlamış olursunuz.

TVF neden bilanço makyajına ihtiyaç duyuyor?

Başta da ifade etmiştim. TVF gelir yöneten değil, borç bulmaya çalışan bir oluşum. Makyajlanmış bir bilançoyla uluslararası finans kuruluşlarının kapısını çaldığınızda borç bulma şansınız daha yüksek olur. Tabi ki borç veren kuruluşların bu detayları gözden kaçıracağı varsayımıyla. Kaldı ki uluslararası finans kuruluşları borç talebinde bulunanların çok detaylı mali analizini yaparlar. Geçen yıl yapılan borçlanmaya bakarsak, bunu daha net görebiliriz. Uzun süren müzakereler sonunda Citibank ve ICBC’nin (Çin Sanayi ve Ticaret Bankası) koordinatör olduğu konsorsiyumdan 1 milyar Euro kredi alınmıştı. 

1 milyar Euro’luk borçlanmaya 2 bankanın koordinatör olması ve krediyi bir konsorsiyumdan alması ne anlama geliyor, bunu açabilir misiniz?

‘VARLIK FONU, DOĞRUDAN BORÇLANACAK BİR MALİ ALT YAPIYA SAHİP OLMADIĞI İÇİN 2 KOORDİNATÖR BANKAYA “BANA BORÇ PARA BUL” DİYE YETKİ VERİYOR’

En kısa yoldan söyleyeyim. Varlık Fonu, doğrudan borçlanacak bir mali alt yapıya sahip olmadığı için 2 koordinatör bankaya “bana borç para bul” diye yetki veriyor. Koordinatör bankalar, talep edilen borcu verebilecek banka veya finans kuruluşlarını bir araya getirip konsorsiyum oluşturuyor. Koordinatör bankalar bir anlamda verilecek borca hem kefalet veriyor, hem de aracılık yapıyor. Yalnız burada ilginç bir detay daha var: Koordinatör olan Citibank ve ICBC yetkiyi Varlık Fonu’ndan almasına rağmen, Fon’un değil Hazine’nin kefaletiyle borcu temin ediyor. Bir yandan IMF’ye gitmem derken, diğer yandan 1 milyar Euro için çalmadığınız kapı kalmıyor.

Bırakın varlık yönetmeyi, belli ki bizim Varlık Fonu’nun Hazine kefaleti olmadan borç bulacak yeterliliği bile yok. Sizce IMF’ye gitmek daha mı doğru olur?

1 milyar Euro’luk borcu bulmak için aslında nasıl bir muameleye maruz kalındığını konuştuk. Gerçek bir varlık fonu olsaydınız, uluslararası finans kuruluşlarını ikna etmek için koordinatör bankaya yetki vermenize, Hazine’yi kefalet göstermenize, riski paylaşmak için bir sürü bankanın konsorsiyum oluşturmasına gerek kalmazdı. 

Dış borç bulmak için uluslararası finansın kapısını çaldığınızda size ilk sorulacak şey bağımsız denetime tabi olup olmadığınızdır. Evet, beni Devlet Denetleme Kurulu (DDK) denetliyor derseniz alay konusu olursunuz. TVF’nin yönetim kurulu başkanı kim? Cumhurbaşkanı. Demek ki Cumhurbaşkanı, aynı zamanda TVF’nin bünyesindeki 20 şirketin de CEO’su. TVF’yi denetleyen DDK kime bağlı? Cumhurbaşkanı’na. Peki, yasa gereği TVF’yi denetlemek için görevlendirilen 3 denetçiyi kim belirliyor ve görevlendiriyor? Cumhurbaşkanı. Nerden baksanız tutarsızlık. Çok büyük bir ihtimalle 1 milyar Euro’luk borçlanma sürecinde bu denetim komedisiyle bir yüzleşme yaşanmıştır. Çünkü borçlanmanın hemen ardından apar topar Fitch’ten bağımsız değerlendirme talebinde bulunuldu. Değerleme sonucunda da Fitch’in Şubat 2020 tarihli notu TVF’nin web sayfasında yayınlandı. Rapor incelendiğinde kısa ve uzun vadeli yabancı para ile kısa ve uzun vadeli ulusal paranın puanlandığı, yani sadece borçlanma yeterliliği için bu hizmetin satın alındığı anlaşılıyor.

‘AKP’NİN IMF’YE GİTMEM DEMESİNİN ARDINDA YATAN EN ÖNEMLİ NEDEN, ÖLÇÜSÜZ VE KURALSIZ HALE GELEN KAMU HARCAMALARINA SINIR GETİRİLECEK OLMASI’

Bütün bu eziyete baktığınızda IMF’yi öpüp başınıza koyarsınız. AKP’nin, bir iç siyaset malzemesi olarak IMF’ye gitmem demesinin ardında yatan en önemli neden, ölçüsüz ve kuralsız hale gelen kamu harcamalarına sınır getirilecek olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında IMF’ye gitmenin daha doğru olacağı söylenebilir.

Bu yanıtınızdan sonra akla  “IMF bu şartlarda Türkiye’ye borç para verir mi?” sorusu geliyor.

‘AKP İKTİDARININ BORÇ ALDIĞI KONSORSİYUMUN İÇİNDE “KOMPLO” YAPMAKLA SUÇLADIĞI J.P.MORGAN DA VAR’

TVF’nin, ICBC ve Citibank koordinatörlüğünde aldığı 1 milyar Euro için 3 kıtadan 8 ülkeye müracaat edildi. Ve bu 8 ülkeden 10 finans kuruluşunun oluşturduğu konsorsiyumdan ancak bu para alınabildi. Bunun yanında IMF’nin lafı bile olmaz, ama bunu saf Anadolu insanına anlatamazsınız. Daha da ilginci, “bana uluslararası finans komplo yapıyor, bu işin öncülüğünü de J.P. Morgan üstleniyor” diyen AKP, borç aldığı konsorsiyum içerisinde J.P Morgan’ın olduğunu unutuyor. Hani J.P. Morgan AKP’yi hedef alan manipülasyonlar yapıyordu? Hani bu manipülasyonlar için Sermaye Piyasası Kurumu (SPK), J.P. Morgan hakkında inceleme başlatmıştı? Bu durumu da maalesef saf Anadolu insanına anlatamazsınız.

Bu olup bitenlere baktığınızda IMF ile ilgili tavrın ne kadar sahte olduğunu görüyorsunuz. Buna rağmen IMF borç verir mi diye soruyorsanız; şunu söylerim: IMF’nin borç vermekle ilgili koşulları ve standartları var. Neticede size verilen sıfır faizli veya çok düşük faizli borçlardır. Bankalardan kredi kullandığınızda nasıl ödeme taahhüdü veriyorsanız, IMF de benzer taahhütler talep eder. Ancak buradaki fark “niyet mektubu” denilen taahhütlerin karşılıklı uzlaşma ile belirlenmesidir. Aslında Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durum, IMF kredisi kullanmasına çok uygun. Çünkü en önemli borçlanma koşulu ülkelerin ödemeler dengesinde sorun yaşaması ve buna bağlı olarak yaşadığı sorunlara (azalan rezerv sorunu gibi) çözüm bulmaktır. Kısa bir cümleyle ifade edersem eğer; IMF zaten bu koşullar altındaki ülkelere borç verir, diyebilirim.

TVF’nin uluslararası alanda dikkate alınması için güçlü bir denetim mekanizması olmazsa olmaz bir koşul. TVF yönetimi bunu bilmiyor mu, neden bundan kaçınıldı?

TVF, konuştuğumuz gibi acilen Cumhurbaşkanı’nın kullanımına sunulan ekonomik bir araç olarak kurgulandı. Bu aciliyet durumunu kuruluş kanununun gerekçesinde ve metninde görebilirsiniz. Gerekçede, TVF’nin amaçları için o kadar popülist bir dil kullanılmış ki, inanamazsınız. Devletin geleneksel kanun yapma sistemi ve diline göre oldukça amatör kalan bu metnin dar bir alanda hazırlandığı açıkça görülüyor. Gerekçedeki amaçlara bir bakalım isterseniz:

“Büyüme oranına gelecek on yıl içinde yıllık %1,5 oranında ilave artış sağlanması”

Ne kadar şirin bir amaç değil mi? 2016’da kuruldunuz. 2017, 2018 ve 2019’da Türkiye’nin büyümesine % 4,5’luk ek artış sağlamış olmanız gerekir. Böyle bir şey duydunuz mu? Yoksa % 4,5’luk ek büyüme sağlandı da TVF yönetimi mütevazi davranıp bunu paylaşmadı mı? Önümüzdeki 10 yıl için ek % 1,5 büyüme hedeflenmiş. İlk 4 yılda ortada büyüme adına hiçbir katkı olmadığına göre % 15’lik büyüme hakkımızı önümüzdeki 6 yılda mı mahsup edeceğiz? Dünya Bankası’nın da, IMF’nin de Türkiye’nin 2020 yılı büyüme tahmini % -5. Yani 2020’de ekonomimiz % 5 küçülecek. Varlık Fonu’nun +1,5 büyümesi ne olacak şimdi. Yoksa Varlık Fonu olmasaydı % 5 değil de, % 6,5 mu küçülecektik? Ne kadar popülist, aceleye getirilmiş, düşünmeden yazılmış amatörce şeyler değil mi? Bir başka amaca bakalım:

“Yapılacak yatırımlarla yaklaşık yüz binlerce kişilik ek istihdam sağlanması”

Alın size başka bir amatör cümle... Bir defa cümlenin kendi içinde tutarlılığı yok. Hem “yaklaşık” demişsiniz hem de “yüz binlerce” gibi zaten oldukça afaki, ihtimallere bağlı bir cümle kullanmışsınız. “Yüz binlerce” ne anlama geliyor. Yüz bin istihdam mı, yoksa yüz binleri gönlümüze göre çoğaltıp milyonluk istihdam mı hedefliyoruz. 

‘BELLİ Kİ HALKA SUNULAN ABARTILI VAATLERLE DİKKAT DAĞITILARAK VARLIK FONU KURULUŞUNA ZEMİN OLUŞTURULDU’

Belli ki halka sunulan abartılı vaatlerle dikkat dağıtılarak Varlık Fonu kuruluşuna zemin oluşturuldu. Hatta amaçlardan biri popülizmin sınırların zorluyor. Şöyle diyor:

Otoyollar, Kanal İstanbul, Üçüncü Köprü ve Havalimanı, Nükleer Santral gibi büyük altyapı projelerine kamu kesimi borcu artırılmadan finansman sağlanması

TVF’nin bu amacına ne diyeceksiniz? Neresinden tutacaksınız? Varlık Fonu değil, taşeron firma gibi. Diyor ki, ey millet ben bu projelere finansman sağlayacağım, ama kamu borcunu artırmadan. Nasıl olacak peki? 1 milyar Euro borç almak için çalmadık kapı bırakmamışken, bu projelere kamu kaynağı kullanmadan nasıl finansman sağlayacaksınız?

 

Gelecek sayıda yanıtını bulacağınız sorular:

- İş Bankası ve Anadolu Hayat Sigorta’nın Fon’a devredilmesi neden çok önemli?

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarla “CHP hisseleri” demesine karşın, gerçekte CHP’nin İş Bankası’nda hissesi var mı?

- TVF bünyesinde kurulan Finansal Hizmetler’le ne yapılmak isteniyor?

- Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu ve Koordinasyon Başkanlığı’ndaki ekonomi kadroları yeterli etkinlikte mi?

- Maden ruhsatı verme yetkisinin Erdoğan’a devredilmesinden sonra madenlerde neler değişti?

- Varlık Fonuna devredilen kuruluşların mali yapılarında olumlu, ya da olumsuz ne tür değişiklikler yaşandı?