HDP’ye ilk kez “operasyon” yapılmıyor. Belli ki sonuncusu olmayacak. Aklı başında her ismin günlerdir yazdığı, söylediği gibi “gündem değiştirme gayreti” de değil tabii.

Hayır, “esas” gündem salgın yönetimi ve ağırlaşan ekonomik kriz ise muhalefetten o anlamda elle tutulur bir siyaset de yok.

Kahvehanede iskambil yasağı gündem mesela, FinCen belgeleri iki cümleyle geçiştirilebiliyor.

En esaslı açılım Selin Sayek Böke’den geldi; mega projelerin kamulaştırılması teklifi de geçiştirildi.

Evet, iç gündemin baş maddesi, HDP’yi cendereye sokarak -İnci Hekimoğlu’nun isabetli deyimiyle- milli muhalefeti daha da etkisiz hale getirmek.

Daha da diyorum çünkü... Şimdi de Türkiye’nin üçüncü partisine yapılanların karşısında ya telefon açmakla ya sessiz kalmakla yetiniyorlar. İYİ Parti’den sürpriz bekleyen yok- tavırlarıyla “bir sonraki Saray koalisyonu”nun açık adayı olduğunu bir kez daha doğruladı.

CHP’ye gelelim. Biliyorsunuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun telefonu meşhur. Hedef gösterilen TTB Başkanı’nı da, saldırıya uğrayan Kürt işçileri de sağolsun arar, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ı da aramış... (Askerin helikopterden attığı Kürt köylüsünün ailesi tabii ki aranmaz, aransa aman kimse duymasın denir.)

ABD Başkanı ile Cumhurbaşkanı’nın telefon görüşmesi gazetelerin baş sayfalarında büyük olay gibi resmedilir ya, Kemal Bey’in telefonları da o misal –tabii anti manşet olarak.

TELEFON AÇTIM GÖREVİMİ YAPTIM

Peki anamuhalefetin lideri neden Salı toplantıları haricinde varlık göstermez? Beş dakikalık bir ziyaret, çok mu zor?

Eğer bunu yapmaktan da imtina ediyorsa neden hâlâ anamuhalefetin başında? Doğru, daha beterleri de gelebilir, o yüzden aman, Kılıçdaroğlu’nu başımızdan eksik etmeyelim mi?

Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun telefonla aradığını neden HDP açıklıyor? Düşmanlık yapsın anlamında söylemiyorum, telefonla da olsa bir mesaj almak olumlu tabii. Ancak siyaseten HDP’nin özel olarak bu açıklamayı yapmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum. Sorulursa, elbette söylenir.

“Yeni” parti liderlerinin ikisi de anlaşmış gibi iki gün gecikmeyle HDP’ye telefon açmış.

“Kobane eylemleri”nde başbakan olan Ahmet Davutoğlu da telefon etmiş, HDP açıklamasına göre. “Geçmiş dönemle ilgili kapsamlı muhasabeye hazırız” demesi ilginç. Kürtler inanır mı?

Peki Ali Babacan, acaba COVID-19’u yeni atlattığı için mi telefonla yetindi? Hayır, zira Babacan beş gün önce Fox TV’ye canlı yayına çıktı. Yani beş dakikalık bir ziyaretin önünde engel yok.

HALK KORKUNUN KOKUSUNU ALIYOR

Engel, zihinlerde; engel, siyaset yapma anlayışında; engel, yüreklere salınan korkuda.

Türkiye’nin eski ve yeni partilerinin demokrasi mücadelesi işte bu kadarına yetiyor. Hedef HDP ise hedef tüm muhalefet. Bunu diyemiyorlar. Mermiler uçuşurken kafayı eğe eğe kurtulacaklarını sanıyor, daha kötüsü durumdan faydalanacaklarını hesap ediyorlar. (HDP siyaset dışı kalırsa bana kaç oy gelir?)

Halk bunu görüyor, görmese de korkunun, çekinmenin kokusunu alabiliyor.

Bunu söyleyince de “Aman kimse sokaklara dökülmesin, aman yerli ve milli koalisyon saldırmasın”...

Oysa beklenen, omurgalı bir duruş. Yarım duruş değil, çeyrek değil, yüzde 1 hiç değil.

Oraları artık geçtik. Ne yapsa zaten medyasıyla, maaşlı trolleriyle, baştacı ettikleri bürokratlarla ya da bizzat saldıracak.

Peki siyaset, çeyrek yapılır mı?

Yoksa, Alp Altınörs, Sırrı Süreyya Önder ve Ayhan Bilgen gibi dimdik durarak mı yapılır?