Gediz Havzası, dünyanın en verimli tarım alanlarından biri. Bu havzada ve Manisa genelinde dört mevsim açık tarımsal üretim yapılıyor; gayri safi hasılanın yüzde 35’i tarımdan elde ediliyor. Topraklarının yüzde 91,7’si tarıma elverişli Manisa’da, insanların çoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor.

Manisa Türkiye’nin en çok üzüm, pamuk, tütün ve zeytin yetiştiren ili. Toprağı ve mevsim koşulları nedeniyle tarım ürünlerinin çeşit ve miktarı fazla. Meyveciliğin de çok gelişmiş olduğu ilde, şeftali ve kayısı üretimi en çok Salihli ilçesinde yapılıyor. Salihli kirazı da Coğrafi İşaretleme ile tescilli bir ürün. Salihli aynı zamanda, organik tarım uygulamalarında da öncü; pek çok çiftçi sertifikalı olarak üretim yapmaya başladı. 

Doğal, jeolojik, kültürel ve arkeolojik zenginliğinden ötürü Türkiye’nin jeoturizm açısından en önemli alanı olan, Salihli’nin idari sınırlarının bütününü kapsayan Kula-Salihli Jeopark’ı, Türkiye’nin UNESCO etiketli ilk ve tek jeoparkı. 

Bunların yanı sıra, Manisa’nın tamamının, İzmir’in de yarısının içme suyu ihtiyacı Gediz Havzası’nın yeraltı sularından karşılanıyor. 

Böylesine zengin bir bölgeye enerji tesisi yaparken insan bir kere değil, 10 kere düşünür ve çok detaylı bir çevresel etki değerlendirmesi yapar. 

Peki ya bizde nasıl oluyor derseniz, önümüzde çok hazin bir örnek var. 

2020’nin başında, Manisa’nın Salihli ilçesindeki Çapaklı Köyü yakınlarında Biyogaz Enerji Santralı kurmak isteyen şirket, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu ve ‘ÇED Olumlu’ kararı verildi. 

Biyogaz santralları, hayvan gübresi veya diğer organik atıkların çürütülmesiyle ortaya çıkan metan gazını yakarak enerji üretiyor. Organik atıklar biriktirilip çürütücüye gönderiliyor ve burada biyogaz üretimi başlıyor. Bu gazlar bir tankta biriktiriliyor; bazı gazlar bertaraf edilip biyogaz elde ediliyor. Biyogaz temiz enerji olarak kabul edilse de, özellikle Türkiye’de kurulması planlanan bölgelerde yaratabileceği çevre ve sağlık riskleri üzerine derinlemesine analizler yapılmıyor. Bu nedenle yerel halkın tepkisiyle karşılaşıyor. 

Nitekim, Çapaklı köylüsü de, verimli tarım arazilerinin üstünde biyogaz santralı istemiyor ve bu nedenle bakanlığın ‘ÇED Olumlu’ kararına karşı Manisa İdare Mahkemesi’nde iptal davası açarak, yürütmenin durdurulmasını istedi. 

ÇEVRESEL ETKİLER DEĞERLENDİRİLMEMİŞ, RİKLER ORTAYA KONMAMIŞ

Köylünün itiraz noktalarından ilki, onay verilen proje dosyasında yerleşim yerleri ve tarımsal alanların değerlendirilmemesi. Zira Çapaklı köyüne 600 metre mesafedeki proje sahası tarlaların içinde yer alıyor. Yani, bölge topraklarının ‘mutlak tarım arazisi’ vasfı göz ardı edilmiş. Hem köy hem de proje sahası bölgenin iklimini ve tarımını etkileyen lodos ve melteme açık, hakim rüzgarların da kesişim alanında olmasına rağmen bu hususlar değerlendirilmemiş, riskler ortaya konmamış.   

Proje sahasında üç ana sulama kanalı var. Bu su kanalları tüm köylerin içme ve tarımsal sulama kaynağı olmasına rağmen, proje dosyasında gösterilmemiş, riskler değerlendirilmemiş.

Proje sahasında 170 bin metrekarelik ve Çapaklı köylüsünün kullandığı mera olmasına rağmen proje dosyasında mera vasfına değinilmemiş, riskler değerlendirilmemiş.

Proje sahası diri fay hatları üzerinde yer almasına rağmen, proje dosyasında gösterilmemiş. 

Bu santraldan ‘atık ısı’nın açığa çıkacağı, sıcak su veya buhar olarak kullanılabileceği belirtilse de, nasıl kullanılacağı açık ve uygulanabilir şekilde projelendirilmemiş, iklime etkileri ve riskleri bütüncül şekilde değerlendirilmemiş. 

Günlük 100 ton çevrim suyunun kullanılması planlanmış ama bu 100 ton suyun nasıl temin ve bertaraf edileceği açıklanmamış; bunun bölgedeki tarımsal faaliyetlere, insan sağlığına, ekolojik dengeye olan etkileri değerlendirilmemiş, riskler ortaya konmamış. 

Ve son olarak, proje dosyasında günde 400 ton hayvan dışkısı ve diğer atıkların proje sahasına taşınacağı belirtilse de, bu taşıma faaliyeti için bir yol yok.  

Biyogaz yenilenebilir enerji olması nedeniyle fosil yakıtlara göre tercih edilen bir enerji kaynağı olsa da, çevresel riskleri görmezden gelinemez. Zira, biyogazın önemli bileşeni olan metan aslında bir sera gazı ve iklim değişikliğini kötü etkiliyor. Bir kilogram metan gazı, 20 kilogram karbondioksite eşdeğer. Biyogaz üretiminde oluşan karbondioksit, karbon monoksit, hidrokarbon, sülfür dioksit ve parçacık emisyonlarının ve ayrıca, fenni gübre olarak kullanılma ve taşınma sırasında oluşan emisyonların da çevresel etki ve risklerinin de değerlendirilmesi gerekir.  

Biyogaz sistemindeki kaçakların, sızıntıların, yetersiz teknoloji ya da fazla gaz üretiminden oluşan sızıntıların patlama, yangın, hava ve su kirliliği, kötü koku, gürültü, salgın hastalık riski, solunum yolu hastalıkları gibi önemli ve hayati çevresel etkileri olduğu biliniyor. 

Tüm bilimsel teknik ve şartlara uyulsa bile, biyogazın bazı kirlilikleri içerdiği biliniyor ve bu nedenle proje sahasının seçimi büyük önem taşıyor. Nihayetinde unutmamak gerek ki, biyogaz enerji santralları da birer termik santral. 

Çapaklı köyü yakınındaki projenin tüm bu riskleri yaratma potansiyeline rağmen verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı, çevre sağlığı ve canlı yaşamı açıkça tehlikeye atıyor. 

Köylülerin avukatı Seçil Ege Değerli, bu projeye verilen ÇED Olumlu kararının kamu yararını hiçe saydığı gibi, hem ulusal çevre koruma mevzuatına hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, dolayısıyla açıkça hukuka aykırı olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kamu idaresinin asli görevlerini ve yetki alanını devir anlamına gelebilecek şekilde ‘değerlendirme’ sürecinin özel şirketler tarafından yürütülmesi sonucunda, ÇED raporları kamusallıktan ve kamu yararından uzak, koşulsuz özel sermayenin önünü açan, bilime ve kamu vicdanına aykırı, birer güzelleme halini alıyor.” 

ENERJİ ŞİRKETİ HUKUKSUZCA YOL AÇTI

Köylüler bu gerekçelerle ‘ÇED Olumlu’ kararına mahkemede itiraz ettikten kısa bir süre sonra, muhtarlığa imar değişikliği askı kararı çıktı. Köylüler fark etti ki, bakanlık proje sahasına yol açılması için hemen bir imar değişikliği yapmış. Köylüler bu karara karşı da dava açmasına rağmen tatil günü 15 Temmuz’da, şirket hemen bir yol çalışmasına başladı. Oysa imar planı kesinleşmeden uygulanamaz. Çapaklı köylüsü dava açtığı için, imar planı kesinleşmemiş oluyor. Ama olur da mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıkar diye, şirket apar topar bu yolu yapmaya girişti. Haliyle köylüler de, tarım arazilerinin içinden ve/veya kıyısından geçen bu hukuksuz yol yapımına direnç gösterdiler, iş makinelerinin önünde durup onları geçirmediler; orada nöbet tutmaya başladılar. Ama tabii köylüler bir araya gelene kadar şirket dozerlerle yolu düzledi, kamyonlarla çakıl taşını döşedi, sadece asfaltlaması kaldı. Yani o yolu açmış oldu.  

Bunun üzerine köylüler, kullanmadıkları tarım aletlerini yola koydu ki gece geçemesinler. Birkaç gün sonra hem şirket yetkilisi hem de muhtar kaymakamlığa çağrılarak, şirketin yol çalışmasına devam etmeyeceği, mahkeme kararını bekleyeceği söylendi. Bunun üzerine köylü, tarım aletlerini yoldan kaldırdı. Geriye sadece köylünün nöbet çadırı, masa ve sandalyeler kaldı. 

Gelin görün ki, iki gün sonra sabah saatlerinde şirketin araçları ve dozerleri biyogaz santralının kurulumuna başlamak için proje sahasına geçmek üzere yolun başına dikilmiş ve köylünün direnç gösterme ihtimaline karşılık sadece Salihli’deki jandarmayla yetinilmemiş, Manisa’dan da çok sayıda jandarma getirilmişti. Şirketin açtığı bu hukuksuz yolu kullanabilmesi için ya köylünün davayı kaybetmesi ya da arazisinden geçilmesi için onay vermesi gerektiğini söyleyen Avukat Seçil Ege Değerli, o gün yaşananları şöyle anlatıyor: “O sabah köylüler diğer avukat arkadaşımızla birlikte Salihli Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurup ‘Bizim arazimize, tapulu mülkümüze giriyorlar’ diyerek ‘ihtiyati tedbir’ istemli ‘müdahalenin meni’ davası açtı. Hakim yol çalışmasının yapılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verdi. Avukat arkadaşımız o kararı alıp geldi ve şirket yetkililerine ‘Burada yol çalışması yapamazsınız, mahkemenin tedbir kararı var’ deyince şirket bu sefer de ‘Yol çalışması yapmayacağız ama bu yoldan geçeceğiz’ dedi. Maalesef mahkeme kararlarını dinletemedik, dinlemek istemediler. Yanlarında da jandarma olduğu için en sonunda çareyi bize şiddet göstermekte buldular. Sabahtan bir grup erkeği gözaltına aldılar. Öğleden sonra bu kez bize, kadınlara müdahale ettiler; şiddet uygulayarak bizi alandan çıkarttılar. Sonrasında her araca birer, ikişer jandarma eri oturtup iş makinelerinin tamamını o yolun üzerinden proje sahasına geçirdiler. Şu anda da o yolu kullanıyorlar. Yolu asfaltlamadılar ama her gün davacı müvekkillerimizden Basri Yalvaç’ın arazisinin içinden -onay vermemesine ve dava devam etmesine rağmen- iş makineleri geçiyor.”