İklim değişikliği, tüm dünya gibi Türkiye’yi de etkiliyor. 2017’de Türkiye’de ortalama sıcaklık 1970 yılına göre 1,5°C artarak 14,2°C olarak gerçekleşti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne göre, ortalama sıcaklıklarda 1998’den bu yana sürekli bir artış varken, yağış miktarı ve nem azalıyor; diğer yandan fırtına ve sel gibi afetler sıklaşıp şiddetleniyor. Özellikle Doğu Karadeniz’de yağışların takvimi ve şiddetinde önemli değişiklikler öngörülüyor. Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden Prof. Dr. Beyza Ustaoğlu ve Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Mehmet Karaca’nın hazırladıkları 90 yıllık iklim değişikliği projeksiyonuna göre, Karadeniz Bölgesi’nde önümüzdeki 90 yıllık süreçte, ortalama sıcaklıkta 6°C’ye varan bir artış tespit ediliyor.
Birçok tarımsal ürünün verimliliği ve kalitesinde önemli dalgalanmalara yol açan iklim değişikliği, gıda güvenilirliği ve erişimi konusunda devasa bir tehdit olarak önümüzde duruyor. Rainforest Alliance, UTZ Fındık Programı adına, EKOLOGOS Sürdürülebilirlik Araştırma birimi tarafından hazırlanan ve kamuoyuyla paylaşılan ‘Fındık, İklim Değişikliği ve Çevresel Etkileri Türkiye Raporu’, değişen iklim koşulları nedeniyle Türkiye’deki fındık üretiminde önemli değişiklikler öngördüğü gibi, gerekli önlemler alınmazsa kayda değer verim düşüşleri yaşanabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. 

FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİYLE GEÇİNEMEYEN AİLELER KENTE GÖÇ EDİYOR

Raporda olumsuz iklim koşullarının fındığa etkisinden önce, Türkiye’de fındık yetiştiriciliğinin yüz yüze olduğu uzun yıllara dayanan yapısal sorunlar ele alınıyor. Bu sorunların ilki, miras hukuk sistemi kaynaklı, süreç içinde arazilerin çok küçük parçalar haline gelmesi. Türkiye’de işletmelerin ortalama büyüklüğü 14 dekar iken, en elverişli şartlarda normal bir ailenin fındık tarımıyla geçinebilmesi için en az 22 dekarlık fındık bahçesine sahip olması gerekiyor. 
Rapor için yapılan saha görüşmelerinde, çoğu yerde aile başına düşen fındık bahçesinin 5 dekarın bile altına düştüğü dile getirilmiş. Fındık yetiştiriciliğiyle geçinemeyen aileler kente göç ediyor. Bu durum da, sadece belirli dönemlerde çiftçilik yapan bir nüfusun ortaya çıkmasına yol açıyor: “Birincil işi fındık olmayan, dolayısıyla üretimin çeşitli safhalarıyla ilgilenmeyen, temel işi çiftçilik olmayan bir nüfusun elinde, fındık üretim verimliliği-kalitesi de düşüyor. Ve ortaya bir kısırdöngü çıkıyor: Daha az ve istikrarsız gelir elde edildikçe, üretici üretimden daha çok uzaklaşıyor, kentlere göç etme eğilimi artıyor.”
Fındık üretiminde yasa-mevzuat kaynaklı bir diğer yapısal sorun ise Alan Bazlı Teşvik Sistemi. Görüşme yapılan paydaşların birçoğunun söylediğine göre, üreticilik yapmayan, kente göç etmiş, bir kısmı ürününü toplamaya bile gelmeyen birçok kişi, alan bazlı teşviklerden yararlanıyor. Bu yüzden alan yerine ürüne teşvik verilmesi gerektiğini söyleyen paydaşlar, bu sistemin insanları tembelliğe alıştırdığını belirtiyor. 
Rapora göre, yasa-mevzuat kaynaklı sorunlarla iç içe geçmiş bazı biyolojik kaynaklı yapısal sorunlar da var. Örneğin fındık bahçeleri yaşlı ve verimsiz, toprak yapısı ise kalitesiz. Kimi yerlerde kök yaşı 80-100’ü bulurken, paydaşlara göre filizler yoluyla gençleştirme mümkün değil ve ağaçların belirli dönem aralıklarıyla yenilenmesi gerekiyor. 

FINDIK ÜRETİLEN SAHİL ŞERİDİ VERİMSİZLEŞİYOR

Fındık üretiminde vaziyet hali hazırda böyle iken, üzerine bir de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ekleniyor. Raporda yer verilen, Ustaoğlu ve Karaca’nın ‘İklim Değişikliğinin Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’ndeki Fındık Üretim Alanları Üzerinde Zamanmekansal Değişikliklere Etkileri’ isimli çalışması, yakın zamana kadar en verimli ve kaliteli fındık üretim alanı olarak kabul edilen sahil şeridinin sıcaklık değişimi yüzünden giderek verimsizleşeceğini; mevcutta fındık yetiştiriciliği için verimli olmayan 1.500 metreyi geçen alanların ise yetiştirileceğe uygun bölgeler haline gelebileceğini gösteriyor. Raporda, bu çalışmadaki tespitlerin tahminlerin çok ötesinde bir hızla gerçekleştiğine vurgu yapılarak, “Hem ziraat odaları, ticaret borsaları, Fiskobirlik yöneticileri hem de sanayiciler ve üreticiler, sahil kesimlerinin özellikle son 4-5 yılda verim kaybına uğradığını ve fire oranlarının arttığını belirtiyor” deniyor. Tabii buradaki sıkıntı da, fındık üretimi için rakım yükseldikçe, orman alanlarının tahribatına yönelik tehdit artıyor. 

FINDIK NASIL KURTULUR?

Raporda, fındık üretimiyle ilgili kimi mevzuat-yasalar, kimi biyolojik yapı ve ekosistem, kimi de iklim değişikliği ve çevresel kaynaklı sorunlar yumağını çözebilmek için tavsiyelere de yer veriliyor. Yapılması gereken ilk iş, paydaşlar arası iletişimi güçlendirmek. Sonrasında, hem fındık hem fındık üreticisi hem de iklim değişikliğinin fındık üretimine etkisi için daha fazla araştırma yapılması ve elde edilen bilgilerin elde edilen bulgular konusunda bilgilendirilmesi için çeşitli araçlar yaratılması gerekiyor. Rapordaki ‘sürdürülebilir fındık üretimi için öneriler’ arasında, fındık bahçelerinin parçalanması sonucunda oluşan ve üreticiyi besleyemeyen küçük üreticilik modelinin çeşitli yöntemlerle değiştirilmesi yer alıyor: “Ekonomik olarak daha güçlü, bilimsel ziraat yöntemlerini uygulayacak yapılar aracılığıyla bahçelerin gençleştirilmesi, iklim değişikliğine dirençli türlerin modern bahçe yönetimlerine uygun şekillerde ekilmesi sağlanabilir.”
Türkiye’deki fındık üretiminin sağlam bir zeminde yükselmesi için bölge insanının ve üreticilerinin geçimlerini mutlaka bu alandan devam ettirmesi gerektiğine vurgu yapılıyor. Bunu sağlamanın yolu katma değerli fındık ürünleri geliştirebilmekten geçtiği için, bu konuda teşvik mekanizmaları ve girişimcilik fırsatları yaratılması öneriliyor. 
Tabii belki hepsinden önemlisi, katılımcı yöntemlerle yeni bir ‘sürdürülebilir bir fındık kamu politikası’ oluşturmak. Fındığın geleceği buna bağlı.