Türkiye Gençlik Vakfı (TUGVA)’nın 22 Aralık’taki 3. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Erdoğan, gençlere yaptığı tavsiyelerin birinde haklı olarak şöyle diyordu: “Ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı mutlaka öğren!”

Gel gör ki Cumhurun Başı, milyonlarca dindaşına ve vatandaşına uygulanan Kürdçe anadilinde eğitim yasağını hâlâ görmezden geliyor. Şu an ülkede devlete vergi verip askerlik yapan 20 milyon Kürd’ün anadili olan Kürdçe’de eğitim veren tek bir ilkokul bile yok. Hatta Kurdî tabelaları indirmek, el konulan belediyelere atanan kıyımlarının ilk icraatlarından biri olmuştur. Bu ülkede Kürdçe sadece yasak değil Said-i Kürdi’nin deyimiyle;

“Binler seneden beri dilini ve milliyetini unutmayan ve Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürdler”in milliyetine ve Kürdçe’ye yönelik nefret söylemleri geliştirilmek ve Ortadoğu’da 40 milyonluk büyük, kurucu bir unsurun hiç olmazsa siyasal kazanımlarının imhası isteniyor.

Sadece 11 gün önce 16 Aralık’ta Sakarya Hendek’te menfur bir olay gelişmiş; Baba ve oğul Kürd oldukları ve anadilleri olan Kürdçeyi konuştukları için ırkçı bir saldırıya hedef olmuştular. Olayda baba Kadir Sakçı (43) ölmüş, oğlu da ağır olarak yaralanmıştı. Bu ciddi olayı Cumhurun Başı, Diyanetin Başı, siyasal parti liderleri, köşe yazarları başta olmak üzere tüm bir ülkenin lanetlemesi gerekirdi! Çünkü nefret dili, ırkçılık ideolojisi toplumsal barış için, sosyal yaşam için öldürücü bir zehir olup bununla mücadele etmek tüm toplumun sorumluluğundadır.

Kısa dönemleri hariç tutarsak sağcısı-solcusu, dincisi-lâiki ile gelen her hükümetin Kürd’e, Kürdçe’ye dair 80+16 yıllık inkâr ve asimilasyonu bir devlet politikası olarak ele alıp değiştirmeden uyguladıklarını uzun uzadıya ispat etmeye artık ihtiyaç yoktur. Tahir Elçi gibi faili meşhurlara kurban giden binleri, bugün yıldönümünü idrak edeceğimiz, 34 Kürd vatandaşın devletin uçakları tarafından bombalanması sonucu hayatını değiştirdiği Roboski’yi hatırlayalım bes!

Hakikat; dindaşlık, vatandaşlık, komşuluk gibi ciddi hürmetlerle boğuşan bu kin ve düşmanlık siyasetinin tutmayacağıdır. Her toplum, Allah’ın kendisine verdiği anadilini konuşmak ve geliştirmek hakkına sahiptir ve bu realiteyle savaşmak din, akıl, vicdan kârı değildir. Yine; insanlık tarihinde dil yasağını kutsayan ne bir tiranı duyduk ne de bir firawnu!

Her zaman kolayca eleştirilen İsrail Devleti bile Filistinlilerin anadilini yasaklama yoluna gitmemiştir.

Din ve Ahiretinden olmak, saygınlığını yitirmek, ülke kaynaklarının çar-çur edilip kurumlarının çöküşüne sebep olmak bahasına hâl-i hazır kutuplaştırma siyasetinden nemalanan vicdansız, duyarsız siyasileri geçtim. Bunca zulme, haksızlığa sessiz kalmalarının kefaretini sadece camiye gitmekle, namaz kılıp, oruç tutmakla ödediklerini sanan ve sorgulamadan iktidara açık çek veren vurdumduymaz “dindar” çoğunluğa Hz. Muhammed’in bir ikazını hatırlatmakla yetineyim:

“Size oruç, namaz ve sadakadan daha üstün olanı bildireyim mi?”

Sahabe “Evet” deyince Peygamber şöyle tamamladı:

“İnsanların arasını düzeltip (halkları) barıştırmaktır!” (Ebu Davud, Tirimizi)

Öte yandan Başur’un yarı bağımsız statüsü ortada iken ABD’nin de şartsız koşulsuz Suriye’den çıkmayacağını siyasetten az buçuk anlayan herkes tahmin edebiliyor. Dinamik genç nüfus, zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına, üst üste kazandıkları şık ödüllerle yükselen uluslararası prestijlerini de kattığımızda, süper güçlerin Kürdleri bırakıp, Demokrasi ve insan hakları karnesi oldukça zayıf, ekonomisi çökük bir devlete hayranlık duyacaklarını beklemek gerçekçi değildir.

Dolayısıyla TC’nin tüm bu realitelerle çelişen kaba saba, nesli tükenmiş, şişirilmiş iç ve dış politikası sürdürülebilir olmaktan uzaktır! Zararın neresinden dönülürse kârdır; çok hem de pek çok e(k)meklerini yediğimiz Kürdlerle barışmanın hem Dinimizin bir emri olduğunun hem siyaseten daha onurlu, daha az maliyetli ve daha selametli olduğunun şuuruna uyanmamız lâzım!

Aleyhimizde tanıklık yapacak koskoca bir yılı, 2018’i heba ettik bari 2019’da barışı konuşalım, barış ve adalet için fırsat kollayalım.

19 rakamı biz Müslümanlar yanında mübarek sayılır; 2018’e veda ederken 2019’un, Kanun Hükmünde Keyfiliklerle mağdur edilen yüz binler, hapishanedeki 743 tutsak bebek, cezaevinde rehin tutulan Altan kardeşler, Demirtaş, A. Kuytul ve daha nice hak-hukuk mağduru için hak ve özgürlükler yılı olmasını diliyorum.

Hepimiz Allah’a emanet olalım.

NOT: 2018 yılı boyunca her hafta bu köşede düzenli olarak beraber olduk. Okuduğunuz bu yazımla bu beraberliğe bir müddet ara veriyor sizlerden helallik diliyorum. Unutmadan; Özgürlükçü, çoğulcu Artı Gerçek’te yazmak bir ayrıcalıktır.