İnsanı evrenin, aklını ise bilginin merkezine koyan modernizmin Din’e dair radikal öngörüsü tutmamıştır. Din, seküler ulus devletlerin tüm jakoben ve rafine yöntemlerine rağmen insanın kalbi ile cami arasına, bilinçaltı ile kiliseye sıkıştıralamamış ve sosyo-siyasal yaşamdan dışlanamamıştır.

İnsanın uzun süre Dinsiz kalmadığı, inançsız yaşamadığı tarihsel, sosyal ve psikolojik bir realiteyken bu gerçekliğe sırtını çeviren siyasal mühendislikler iflas etmiştir. Yaşlı Dünya’mızda Din’in bırakalım ölmesini bilakis etkisini belirgin oranda arttırdığını söyleyebiliriz.

Baylor Üniversitesi Sosyal Bilimler Profesörü Rodney Stark’a göre; insanların yüzde 81’i kendilerini inançlı olarak ifade edip, yüzde 74’ü de inancın günlük hayattaki önemine inanıyor.

Sadece sıradan vatandaşlar değil, küresel güçler geliştirdikleri yeni stratejiler, seküler siyasal partiler atacakları yeni adımlar, çok uluslu şirketler yapacakları yatırımlar için nitelikli ilahiyatçı danışmanların kapılarını çalar olmuşlardır.

Kendini belirli bir inanca bağlı olarak ifade etmek istemeyenler bile sosyal hayatta Din’in görünür yüzünden ve etkisinden kaçamıyorlar. Anlayacağımız; Din’in güncelliğinden bir şey yitirmeden bireyin ve toplumsal yaşamın her alanında bir şekilde etkinliğini hissettirdiğidir. Bu hakikat; sağcılık, muhafazakârlık, üst yapı kurumu, yükselen popülizm parantezlerine alınmakla geçiştirilemeyecek kadar geniş ve hepimizle yüzlenilmeye amade zengin bir gerçeklik olarak karşımızda arz-ı endam ediyor.

Siyasal arenada ise; sağ iktidarları hep İslâmı istismar etmekle eleştiren ama bununla yetinmeyi kanıksamış “sol” bir muhalefetimizin olduğunu görüyoruz. Evet, bu iktidarların Din’i değerleri kullandığı doğrudur. Hatta nerdeyse kullanmadıkları bir kavram ve değerin kalmadığı da söylenebilir. Fakat bu haklı eleştiride bulunan muhalefetin kendisinin, Din’e hep mesafeli yanaştığı da başka bir doğrumuzdur. Halk veya seçmenin arzusu ise, Din’in istismarına karşı Dini-dindarı dışlayan değil; Din’le yüzleşen, dindarı kucaklayan siyasi ve etik bir duruş sergilenmesidir. Etik diyorum çünkü toplumun en az yarıdan fazlası din, inanç hassasiyeti taşıyor ve bunların siyaseten yeterince temsil edilmeyişleri etik de değildir.

Diğer bir deyişle halk; milli piyango biletlerine Mewlana gibi Din’i şahsiyetleri alet eden, Spor Toto’yu ilahiyat ve imam hatip okullarına sponsor yapan özetle; haramla helala yatırım yapan bir iktidardan muzdariptir. Fakat aynı seçmen aynı vatandaş; dindarları yeterince temsil etmeyen, Din’in geniş, zengin hazinesinden hiç nasibini almayıp dindarların anlam dünyalarına dokunmadan yapılan kuru, çelimsiz bir muhalefetten de şikâyetçidir. Yoksa patates ve soğandan sonra kafayı Portakal’a takmak gibi bunca yanlışlıklar ve haksızlıkların üstünden on altı yıl iktidarda kalınabilinir miydi?

Başka yazılarımda da dikkatinize sunmuşumdur; Sahte çek ve paradan muzdarip olanların parayla, çekle alışverişi terk etme lüksleri yoktur. Geçer akçelerini çıkarıp öylece piyasayı rahatlatmaları bir zorunluluktur.

Taksim’in göbeğinde kilise karşısına cami inşa eden bir iktidarı köşeye sıkıştırmak için “Camiye değil okula ya da Din’e değil bilime ihtiyacımız var!” diyerek etkili bir muhalefette bulunamazsınız. Ama Hz. Muhammed’in Medine Vesikası’nı ciddi olarak masaya yatırırsanız yine Hz. Peyğamber’in huzurunda Medine Mescidi’nde Necran Hıristiyanları’nın gelip özgürce ibadet edebildiklerini nazarlara sunabilirseniz verimli bir muhalefet için doğru materyale ulaşmışsınızdır demektir.

İktidarın içine düştüğü yolsuzlukları, debdebe ve israfı eleştirirken ya da denetime kapalı, şeffaflıktan uzak ‘örtülü ödenek’ harcamalarına tepki gösterirken muhalefetin astronomik rakamlarla, Sayıştay raporlarıyla yetinmemesi gerekir. Evrensel hukuk normlarının yanında İslâmî referanslara da ısrarla vurgu yapmanız sonuç alıcı olacaktır.

Yine gündemi hep edilgen takip eden muhalefet, Müslümanların yanında büyük itibarı olan şahsiyetlere mesela bir Hz. Ali’ye bir Hz. Ömer’in söz ve uygulamalarına başvurmayı da bilmelidir. Kıtlık döneminde elbisesinde 16 yama bulunan O Ömer ki; “Benim herhangi bir valimin herhangi bir insana zulüm ettiğini duyar da o zulme engel olmazsam ben de zalim olurum!” (İbn-i Sa’d, 3. Cilt, 284) diyebilen ve kazancına kazanç katarak aşırı zenginleşen Mısır valisi Amr bin As’ın malvarlığını bizzat ölçüp tespit ettikten sonra yarısına el koyup hazineye, ümmetin hizmetine sunabilen adîl bir yöneticidir. İşte, halkın ezici çoğunluğu bu değerlere sahip çıkan, bu vurguları samimi olarak siyasete taşıyabilen siyasetçiler görmek istiyor.

Yine AİHM gibi kurumları takmayan bir iktidarın ısrarla sürdürmeye çalıştığı kutuplaştırma endeksli siyasetinin, baskı ve tahakkümünün ne derece İslâmla çeliştiğini ve verilen güç demeçlerinin anlamsızlığını, yersizliğini iktidar tabanının ufuklarına arz edebilmeniz lazım. Artık sadece kendi mahallesine seslenen bir siyaset anlayışıyla başarılı olunmadığı yeterince tecrübe edilmiş olsa gerek!

İslâm’ı çıkar ve yalana dayalı politikaya kurban etmemekle beraber doğru öğretilmesinden, özgürce yaşanmasından yana, dindarları da gereğince temsil edebilen bir siyaseti acilen geliştirmezseniz on altıyı iki ile çarpmak zorunda kalabilirsiniz!

Muhafazakârlar, dindarlar da şunun farkına varmalıdırlar: Ne İslâmı siyasallaştıran, iktidar ve saltanat için araçsallaştıran dinciler; ne imanı, namazı hafife alıp savrulan modernistler ve ne de dinin sosyo-siyasal boyutunu görmezlikten gelen tutucular doğru İslâmı temsil edebilirler!

Özetle; Modernizmin, demokrasinin, Avrupa kurumlarının kendini öz eleştiriye tabii tutup revize etmeye çalıştığı bir süreçte, İslâm toplumunun da kendi anlam dünyalarına özeleştiri vermeleri ve insanlığa karşı ciddi sorumluluklarının olduğu gerçeğiyle yüzleşmeleri gerekir. Revize edilmekten hoşlanmayanların kendilerini rehabilite etmeleri şarttır!

İslâm’ın, milletin simge ve sembollerine yatırım yapan yani seçmenin aklına değil duygu ve hissiyatına hitap eden ve sermayesi gittikçe tükenen bir iktidara karşın, toplumun değerlerini ciddiye alan, insanlığın temel değerlerine, İslâm’ın anlamına, özüne dokunan güçlü ve sağlıklı bir muhalefeti inşa etmek çok mu zor?