Diyarbakır, Van ve Mardin Belediyeleri’ne hukuki değil siyasi kararlarla atanan kayyumlar sonrası bu sitede iki değerlendirme kalem kaldım. Son yazıma –özellikle son iki pragrafı üzerinden- bir iki eleştiri geldi.

Bu eleştirilerden birisi, Kürt sorunu konusunda yıllarını vermiş bir abimden geldi. Özel mesaj olarak gelen bu eleştiriye yine özelden, nasıl baktığımı paylaşan bir cevap yazdım.

Yine sosyal medya üzerinden, “fikirden” ziyade “hamasetin” öne çıktığı bir eleştiri ve ona eklemlenen “tartışma” kaygısından çok “mesaj” kaygısının öne çıktığı 280 karakterlik katkılar.

Bir kısmı da, beni süreç hakkında yeterince bilgi sahibi olmamakla itham edenlerdi. Elbette bir köşe yazısında sürecin tümünü kronoloji olarak vermek mümkün değildir. Ben bütün yaşananlara 2019 Ağustos ayında büyük fotoğrafa baktığımda gördüklerimi yazıyorum. 

Bütün eleştiriler son tahlilde anlamlı ve değerli. Bu anlam ve değeri büyütmek ise bize bağlı. Hamasete ve açıklamaya değil, anlamaya ve gerektiğinde de özeleştiriye ihtiyacımız var.

Son yazının son iki paragrafı şöyleydi; “Son olarak içinde olduğumuz süreçte Kürt siyasi hareketi yani HDP’nin siyaseten daha çok sahiplenilmesi gerekiyor. Bu sadece onlar mağdur edildiği için değil,  parçası oldukları siyasi alanının tüm muhalif partiler için daralmasındandır. Tabii bu aynı zamanda onların da siyasete daha çok sahip çıkmasıyla anlam kazanacaktır. Bunun yolu da merkeze biraz daha yakınlaşmaktan geçiyor. Kendileri buna itiraz etse de.

HDP’nin artık Kürt sorununun çözülmesinde PKK ve Öcalan’ın siyasi vesayetinden kurtulma ve “siyasi özne” olma zamanı gelmiştir.”  (İtalik vurgular bana ait)

İlgili yazıda özetle söylemek istediklerimi maddeler halinde yazmam zaruri oldu. Çünkü görünen o ki, ben derdimi yeterince anlatamamışım. Tekrar deniyorum.

1.Kürt sorunu ayrı, çözüm süreci ayrıdır.

2. Kürt sorunu; ana dilden kültüre, Kürt kimliğinin kabulünden Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri içine alan eşit vatandaşlık sorunu olarak tanımlayabileceğimiz bütündür. Bu sorunun çözümü liderlerden bağımsız olarak ülkedeki demokrasinin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi ile mümkündür. 

3. Çözüm süreci; PKK'nın sınır dışına çekilmesi, silah bırakması ve silah bırakanlardan dönmek isteyenlerin ve dönebilecek koşullarda olanların Türkiye'ye dönüşlerinin yolunun açılmasıdır.

4. Çözüm süreci başarılı olsaydı bile bu tek başına Kürt sorununu çözmeye yetmezdi.

5. Kürt sorununun çözülmesi çözüm sürecinin hızlanmasına katkı sunabilirdi. Ki 2013’de başlayan sürecin hedefi buydu.

6. Kürt sorununun çözümünde siyasi muhatap ve aktörler; HDP ile birlikte, siyasi partiler ve Sivil toplumdur.

7. Çözüm sürecinde muhatap ise Devlet, siyasi iktidar, Öcalan, PKK ve 3. Göz olarak tanımlayabileceğimiz bağımsız kurumlardır.

8.Siyasi iktidarın Kürt sorunu konusunda geri adım atması Gezi sürecinde ortaya çıkan demokratik taleplere karşı gösterilen sert müdahale ile başlamış ve sonrasında devam etmiştir.

9. Çözüm süreci ise 28 Şubat 2015’de Dolmabahçe Mutabakatı sonrası, Erdoğan’ın önce Balıkesir’de sonra yurtdışından dönerken havada yaptığı açıklamalar ile son ermiştir. 7 Haziran sonrasında Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi (ki, iddia edildiği gibi PKK tarafından yapılmadığı mahkeme kararı ile ortaya çıkmıştır) ile PKK ile çatışma dönemi başlamıştır.

10. Kürt siyasi hareketi çözüm sürecinde haklı olarak Öcalan’ın muhatap alınmasını isteyerek doğru yapmıştır. Ama temel eksikleri Kürt sorununun çözümü konusunda 2013 sonrasındaki süreçte siyasi özne olma konusunda yeterince cesur davranmamalarıdır. Sadece çözüm sürecinde değil, Kürt sorununun çözülmesi konusunda da referansları Öcalan olmuştur.

11. Bütün bu dönemde tek istisna Selahattin Demirtaş'ın 2014’deki Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve 7 Haziran 2015 seçim sürecindeki Demirtaş liderliğindeki “Türkiyelileşme” hedefinin başarısıdır. İşte bu hedef, Devlet-siyasi iktidar tarafından tehlikeli bulunmuş ve 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı ile atılan olumlu adım, takip eden süreçte yok edilerek, 22 Temmuz 2015’den itibaren de kanlı bir çatışma süreci başlamıştır.

12. Bu dönemde gelinen noktayı Meclis gündemine taşıma konusunda yasa tasarısı çalışmaları olmuş olsa da bunlar Erdoğan’ın inisiyatif aldığı ortamda boşluğa savrulan çabalardan başka bir şey olmamıştır.

13. 2013 sonrası Türkiye’de yaşananlara bakıldığında bugün ülkenin temel sorunu, Kürt sorunu değil, toplumsal gerginlik, kutuplaşma, demokratikleşmeden geri adım atıldıkça siyasal alanın daralmasıdır.

14. Siyasi alanın daralması en fazla onu etkilemekle birlikte sadece HDP’yi değil tüm siyasi partileri ve sivil toplumu etkilemektedir. O yüzden öncelik demokratikleşmedir.

15. HDP ve Kürtler hala devletin yasaklı çocuğudur ve bu yüzden öncelikli hedeftirler. Kayyum atanması bunun en somut adımıdır.

16. Bütün bunlar ortadayken, HDP’ye ve diğer muhalif siyasi partilere önemli görev düşmektedir. Bu ise muhalif partiler arasında “demokrasi” ortak paydasında işbirliğini derinleştirmekten geçmektedir.

17. HDP’liler kaçınılmaz olarak en çok mağdur edilenler olarak, en çok sahiplenilmeyi talep ediliyorlar ve buna da hakları var.

18. Ama kabul etmedikleri nokta, bunun gerçekleşmesinin koşulları. Bu koşul ise gerçeği ve algısı nasıl olursa olsun, PKK’ya siyaseten mesafe almalarıdır. Bunun anlamı PKK’yı ya da Öcalan’ı siyaseten reddetme değil; ama gerektiğinde güçlü biçimde eleştirmektir. Bu bir anlamda kendine de mesafe almaktır. Kendine mesafe almayan hiçbir siyasi hareketin başarı şansı yoktur.   

19. Bunu söylemek “devlet söyleminin” tekrarı olmadığı gibi kayyumların savunulması da değildir.

20. Kayyumlar seçmen iradesine ve demokrasiye yapılmış bir siyasi darbedir.

21. Ve çıkış demokrasi koalisyonunun bir bütün olarak güçlendirilmesinde ve siyasal alanın genişletilmesindedir.

Sonuç olarak, ezberlerimiz var olanı açıklamamıza yardım edebilir, olanı anlamaya yarayacak olan şey rasyonel siyasal akıldır. Oyun alanının siyaset olduğunu unutmadan, sadece siyasete sahip çıkıp, onun alanını genişletmek HDP’ye de, Kürtlere de en büyük katkı olacaktır.

Evet bir fikri, bir düşünceyi tartışacaksak bunu her ortamda yapalım ama ezbere dayanan hamasetin en çok savunulana zarar vereceğini de unutmayalım. Kürt ya da Türk olmak bizi bu sondan kurtaramaz.