31 Mart seçimlerine giderken yazdığım yazılarından bazılarında ısrarla, yerel yönetimlerin ve yerelde siyaset yapmanın giderek daha önemli olacağını ifade ettim.

Bunları yazarken kast ettiğim; Meclis'in islevsizleştirilmesinden sonra milletvekillerinin, parti yöneticilerinin kendilerine yerel yönetimlerde aday olarak doğrudan pozisyon arama ya da yerel yönetimlere kendine yakın isimlerin adayları seçtirme çabası değildi. Ki bu son yerel seçim öncesi bunun en yoğun hali ile yaşandı.

Bazı partilerde, parti yöneticileri ve milletvekilleri yerelde aday olmak ya da kendilerine yakın isimleri seçtirmek için çok mücadele ettiler. Bu mücadele bizatihi siyaset yapılan alanın genişletilmesi için değil, mücadele edenler kendi gelecekler ya da parti içindeki konumlarını güçlendirmek için yaptı.

YEREL NEDEN ÖNEMLİ?

Oysa yerel yönetimlerin bundan sonraki süreçte esas işlevi, siyasal iktidara muhalif olanların, siyasi iktidara karşı siyaset yapacağı en önemli alanlardan biri olmasıdır.

Bu açıdan merkezi idarenin ve aklın siyasetin alanının giderek daralttığı dönemde, yerel yönetimler siyasetin esas alanı olacak ve siyasi iktidara karşı güçlü alternatif yerelde yükselecektir.

Bu ise, i) siyasal alanda oluşan demokrasi blokunun parçası olan siyasal partilerin benzer bir bloğun yerelde de inşa edilmesi, ii) yerelde var olan STK’lar, sivil hareketler, sivil inisiyatifler arasında demokrasi ortak ekseninde bir ağ oluşması ve iii) bu iki bloğun yani siyasi ve sivil bloğun yerelde işbirliği yapması ile olacaktır.

DOĞAYA SAHİP ÇIKMAK SUÇ DEĞİL

Geçtiğimiz Pazartesi günü Kazdağları’nda bir protesto eylemi gerçekleşti.

Protesto, Çanakkale’nin Kaz Dağları bölgesinde yer alan Kirazlı Köyü’nde Kanada firması Alamos Gold’un yerli ortağı Doğu Biga Madencilik şirketi tarafından yürütülen altın madeni projesinde, ÇED raporunda 45 bin ile sınırlı olan kesilecek ağaç sayısının yaklaşık 195 bine ulaşması üzerine başlayan tepkilerin sonucunda ortaya çıktı.

Bu süreçte birçok siyasetçi, sanatçı, aydın, STK ve bölge halkı Kaz Dağları’nda yapılan katliamın durdurulması çağrısında bulundu. 26 Temmuz’da Çanakkale Belediyesi öncülüğünde maden şantiyesinin yakın bir alanına kamp kurularak “Su ve Vicdan” nöbetlerine başlandı. Bu pazartesi yapılan büyük protestolar bu nöbetin sonucuydu.

TANIDIK BİR HAMASET DİLİ

Protestoların ardından Kaz Dağları'ndaki altın madeni projesini yürüten Kanadalı Alamos Gold firmasının CEO'su John McCluskey, Reuters haber ajansına açıklamalarda bulundu.

CEO McCluskey özetle; i) “siyanür sızıntısının imkânsız olduğunu”, ii) “bölgenin yeniden ağaçlandırılması (6 yıl sonra başlanacak) için 5 milyon dolar ödediklerini” ve iii) “protestoların da siyasi olduğunu” söylemiş.

Ancak CEO McCluskey’in tartışmamız bağlamında önemli tespiti kuşkusuz; “Söylemesi çok kötücül ama tüm bu saldırının, esasında derin bir siyasi gündemin üzerine konulan çevreci bir kılıf olduğuna inanıyorum” sözüdür.

Evet, “bu sözü bir yerlerden hatırlıyorum” dediğinizi duyar gibiyim. Ki ben de hatırlıyorum.

Neyse geçelim.

Ama hemen şunu ifade edelim ki, Kirazlı’da yapılan eylem apolitik değil siyasidir. İnsanların çevreye, doğaya ve geleceklerine sahip çıkmaları “derin bir gündemin” değil geleceğin siyasal alanını ve siyasetinin bir örneğidir.

Gerek katılımın yüksekliği gerekse protestoların barışçıl biçimde gerçekleşmesi gerekse eylem sürecinde siyaset-sivil toplum kaynaşmasının bize gösterdiği şey; yerelde yeni bir siyasallaşmanın filizlerinin olduğudur.

Benim de tanımlamaya çalıştığım yeni siyasal alan ve yeni siyasallaşma biçimi bu ve benzerleridir.

YEREL YÖNETİMLERE DÜŞEN GÖREV

Bu noktada yerel siyasilere önemli bir görev düşüyor. Bu da yerelde, demokrasi ortak ekseninde buluşan sivil topluma her açıdan öncülük ve kolaylaştırıcılık yapmak.

Bir örnek vereyim. Son dönemde temel hak ve özgürlükler alanında çalışan pek çok STK, istisnalar dışında kamuya açık toplantı yapamaz hale geldi. Çünkü fişlenmekten, saldırıya uğramaktan, kayıt altına alınmaktan korkar hale geldiler. Açık toplantılar yerine çoğunlukla ya kapalı ya da online izlenebilen toplantılar yapılıyor artık. Bu kurumlar için öncelik, bırakın toplantı yapmayı, kurumsal olarak varlıklarını korumak olmuştur.

İşte bu gerçeği gözönüne alarak yerel yönetimler STK’ların, sivil hareket ve inisiyatiflerin önünü açmalı, onlar arasında ağ kurmalı ve bu tür toplantılara öncülük etmeli, başkanlar bizatihi bu toplantılara katılarak meşruiyet sağlamalıdır.

Yerel yönetimler yereldeki STK’ların kapasitelerinin artmasına katkı sağlamalı, öncülük etmelidir.

Çünkü artık yerel yönetimler sadece yerel yönetim değil, yeni siyasallaşmanın ve siyasi alanın genişlemesinin de öncüsü haline geleceklerdir.