Son dönemde sık sık Suriyelileri konuşmaya başladık. Son olarak İstanbul Valiliği, İstanbul’da ikamet izni olmayan Suriyelilerin şehir dışına çıkarılacağını açıklamasıyla; Suriyeliler konusunda başka bir düzeye geçtik.

Artık övündüğümüz “misafirperverlik” hızla “ayrımcılığa/ırkçılığa” dönüşmeye başladı.

Oysa çok değil bir kaç yıl önce siyasi iktidar ülkemize göç eden Suriyelilere karşı tavrımızın “Ensar” olmasını sık sık hatırlatıyorlardı.

Yine siyasi iktidara destek olanlar, siyasi liderlerinin çağrılarına uygun biçimde Suriyeli “kardeşlerine” Ensar ruhuyla sonuna kadar sahip çıkıyorlardı.

Buraya kadarmış.

Şimdi en çok karşı olanlar büyük ölçüde siyasi iktidara yakın olanlar.

PARANIN DEĞİŞTİRDİĞİ HAYATLAR

Diğer taraftan şu gerçek var. İktidar bizden Suriyelilere karşı Ensar olmamızı beklerken, bunun karşılığında AB ile bir “geri kabul” anlaşması yapmış ve bunun karşılığında ekonomik yardım vaadi almıştı. Geri kabul anlaşması yürürlüğe girdi ama AB, vaat ettiği ekonomik yardımı yapma konusunda taahhütlerini yerini getirmekte bizim kadar cömert davranmadı.

Bu açıdan siyasi iktidar AB’den gelecek ekonomik yardım karşılığında ülkeyi Suriyelilere tampon bölge yapmayı iradi olarak seçmiştir. Suriye’deki iç savaşın sonuçlarından biri olan “göç” konusunda insani sorumluluğu paylaşmak yerine, bu sorumluluğu ekonomik yardım karşılığında tek başına üstelenmeyi tercih etmiştir. Bu açıdan hata başından yapılmıştır.

Kabul edelim ki, Suriyeliler konusunda yapılan ilk hata bu değil. Dahası Suriye politikası başından itibaren hatalıydı. Özetle “Esad gitsin/bize yakın olanlar yönetime gelsin” politikasına kısa sürede iflas etmesine rağmen ısrar edildi.

Dahası bu politikada ısrar, Batı'yla da Rusya'yla olan ilişkileri olumsuz etkiledi. Ve ülke olarak iki tarafa da bedellerini ileride ödeyeceğimiz tavizler verdik. Vermeye de devam ediyoruz.

İktidar, Rusya ve ABD ile olan ilişkilerde bu açıdan “ulusal çıkar”dan çok iktidar olma halinin sürdürmeyi hedefleyen bir “taviz politikası” izlemektedirler. Bu açıdan şu anda hem Batı hem de Rusya ile süren ilişkiler bir çıkar ilişkisi değil, bedelleri zaman içinde ortaya çıkacak bir taviz ilişkisidir.

KIRMIZI ÇİZGİ Mİ?

Yanlış Suriye politikasının maliyetlerinden birisi de Türkiye’ye göç eden Suriyeliler oldu. Bu açıdan Suriyelilerin Türkiye’ye göçü yukarıda ifade edilen siyasal tercihin bir sonucu. Siyasilerin o dönem, “Suriyelilere Ensar olun” çağrıları bu yüzdendi.

O dönem 100 bin Suriyeli olan “kırmızı çizgi” aşılıp resmî rakamlara göre 4 milyonu geçeli çok zaman oldu.

Suriyelileri, Suriye’ye dönmelerini sağlayamadığımız için şimdi bulunan palyatif çözüm, Suriyelilerin hiç değilse geçici kayıtlarının bulunduğu yerde kalmaları.

Esas hedef Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri olsa da, bu kısa ve orta vadede kolay değil. Kolay değil çünkü Suriye’de koşullar Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin dönmesi için uygun değil. Ne insani ne de siyasi olarak.

Belki konuşmuyoruz ama ülkemize göç eden Suriyelilerin çoğunluğu Esad yönetimine muhalif bir siyasal ve kültürel kimlikten geliyor. Bu durum, insanların mevcut koşullarda Suriye’ye dönmeleri önünde en büyük engel.

İkinci olarak dönen Suriyelilerin Türk Ordusu-ÖSO kontrolündeki bölgelere yerleştirilmesi konuşuluyor. Bu bölgelerin, hukuki statüsü ulusal ve uluslararası hukuk içinde belirsiz. Suriyelilerin ne kadarı bu bölgelere dönecek o da belirsiz.

Özetle, Suriye’de barış ortamı sağlanmadan Suriyelerin ülkeye dönmeleri zor. Suriyelilerin Suriye’ye dönüşü ancak Suriye’de iç savaş halinin sona ermesi ve bunun da Esad’ın mutlak galibiyeti, diğerlerinin mutlak mağlubiyeti şeklinde değil, radikal İslamcı terör gruplarının ülkeden temizlenmesi; sonuç olarak uzlaşma ve birlikte yaşama iradesi ortaya konması şeklinde olmalıdır.

Bu açıdan Türkiye’nin siyasi önceliği, Suriye’deki savaşta taraf olmaktan çıkıp, barışın sağlanmasına katkı vermek olmalıdır. Bunu hem komşu olarak hem de ülkemizde bulunan Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için yapmalıdır.

GERÇEK: BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

Ama zor da olsa kabul etmemiz gerçek şu; Suriyelilerin bir kısmı Türkiye’de kalacak.

Resmî verilerin söylediği önemli bir gerçi hatırlatmakta yarar var. Göç edenlerin yüzde 50’ye yakını 18 yaşın altında ve bunların yaklaşık 400 bine yakını Türkiye’de doğdu.

Bu rakamlar, sorunun bizim için büyüklüğünü ve üzerinde düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Dolayısıyla Türkiye olarak önceliğimiz Suriyeliler,n ülkelerine dönmeleri için barış politikasına katkı kadar burada oldukları süre içinde bulundukları yerde onları dışlamak, ötekileştirmek değil topluma entegrasyon kanallarını açmak ve bu konuda somut politikalar üretmek olmalı.

Ve acı gerçekte de şudur ki, bu konuda esas sorumluluk ise bu sorunun ortaya çıkmasında siyaseten sorumluluğu olmayan muhalefet partilerinin kazandığı yerel yönetimlere düşmektedir.