Aldığı ihalenin kurallarını çiğnediği için bir zamanlar askeri inşaatların yanına yaklaştırılmayan... akp iktidarında ise neredeyse almadığı büyük ihale kalmayan federasyon başkanının, Bekir Coşkun için saygı duruşu yaptırmasını elbette beklemiyorduk. 

Neyse ki, çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında futbola zerre ilgi duymayan bana ve çağdaşlarıma bu oyunu sevdiren güzel insan, efendiler efendisi Nevzat abiden 1 dakikalık saygıyı esirgemedi. 

Peki Galatasaray? 

Bir pankart bile açamaz mıydı? 

Elini-kolunu tutan mı vardı? 

"Ne alaka" demeyin. 

Şu maç bitsin, Bekir Coşkun'un 18.1.'11 tarihli yazısını noktasına-virgülüne dokunmadan vereceğim... 

***

Maç kardeş kardeş oynanırken, gereksiz bir penaltı, bal yapan arı Falcao'nun golüyle sonuçlandı. Ama Abdürrahim'in arısı, öyle çiçek çiçek dolaşıp bal yapan karakterde değil. Kovanın yanına konulan glikozlu sıvıyı emip, beş santim ötedeki kovana taşıyan uyanık arı... 

Devre biterken, bu kez Alanya, biraz da Fatih'in, "Ah Muslera, neredesin sen" dedirttiği refleks zafiyetiyle beraberliği yakaladı...

Uzatmalar oynanırken de Etebo kırmızıyı görünce, Galatasaray kaldı mı on kişi. 

Bakalım ikinci yarıda neler olacak... 

***

Geçen sezondan beri bıkıp usanmadan söylediğim bir şey var:

Dolar yüzyirmibeş kuruşken transfer edilen futbolcuya, dolar sekiz liraya dayandığında (kimi uzmanlar pek yakında onbeş lira olmasını öngörüyor), kulüpler nasıl ödeme yapacak? 

Dolayısıyla, alacaklarını sineye çekip, "Biraz oynayayım da, Katar'dan matardan beş altı milyonluk bir teklif gelirse, oradan tekaüte ayrılırım" diye düşünen esmer adamların şefaati kadar futbol izleyeceğiz... 

***

Alanyaspor, ikinci yarıda on kişilik Galatasaray'ı sahasına hapsetti. 

Ne var ki, sürekli bastırmasına rağmen, dişe-tırnağa dokunur bir pozisyon yakalayamadı...

Oyuna ikinci yarıda giren Belhanda'nın 71'inci dakikada ağlara giden vuruşu ise var hakeminin "Elle oynama var" uyarısı üzerine gol sayılmadı... 

Uzatma dakikalarında, Fatih beylerin, adını bile anmak istemediğim şahsı oyuna almasından 58 saniye sonra, adaşı Fatih'ten ikinci hata ve Alanya'nın galibiyet golü geliyor... 

***

Galatasaray'ın, yeni stadın açılış günü, Başbakan Erdoğan'ın, inşaatı babasının parasıyla yapmış gibi nutuk atmasına tepki gösteren taraftarları yere göğe sığdıramayan Bekir Coşkun'dan bir pankartı bile esirgemesi, öyle hata mata ile ifade edilecek bir durum değil. Resmen tiksinti verici. O yazıyı okuyun bakın. Haksızsam haksızsın deyin.

ÜÇ GÜNDEN BERİ

Üç Günden Beri Galatasaraylıyım… Galatasaraylılar kömürü kabul etmediler. Bu nedenle üç günden bu yana Galatasaraylıyım… Bir gurur yoksulluğunun ortasında, kim bilir kaç insan kendini Galatasaraylı hissetti, o gururun ucundan-köşesinden bir parça tatmak için… Hani aç kalmış kuşların ekmek kırıntısına koşması gibi…

Spor yazısı deyince, futbol camiasını ve taraftarı yıllarca “ülke sorunlarına duyarsızlıkla” suçlayan bir yazar olarak, ömrümde ilk kez taraftarım… 

Ve takımımı açıklıyorum: “Galatasaray…” 

Kimi yöneticileri ya da oyuncuları, kendi seslerinden korksalar dahi, Galatasaray bir gecede halkın takımı oluverdi… Bundan böyle takım gol yediğinde oturup ağlarım bile…

Niçin?..

Çünkü; üniversitesinden medyasına, ordusundan yargısına, aydınından halkına kadar herkesin sindirildiği ve susturulduğu bir zamanda, Galatasaraylıların önlerine konulan 600 trilyonluk ikrama(!) kanmayıp, demokratik tepkilerini bir ağızdan göstermeleri az şey midir?..

“Galatasaraylılığın centilmenliğine yakışmadı”, “Misafire bu yapılmaz”, “Spor ahlakına aykırı” gibi savlar normal zamanlar için doğru olsa bile; çıkar uğruna yalakalık, saygısızlıktan daha büyük suçtur…

Ayrıca “Bize stat yaptı… Yan yolları da koydu…” diyerek Türkiye’de olup bitenleri görmemezlikten gelmek… Ve orada o kömür alanlardan farksız “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye zıplamak…

Yakışır mıydı spor insanlarına?..

Bu bir dönüm noktası da…

Anı kitapları o geceyi, karşıdevrimin “kırılma yeri” olarak gösterecekler gelecek kuşaklara…

Göreceksiniz…

Bundan böyle kendi partisinin devşirme kalabalıkları ya da kapalı alanlar dışında hiçbir yerde huzur içinde konuşamayacaktır padişah…

Çünkü…

Çünkü “Tribünler” diyordunuz…

İşte tribünler…