Çoğu vasat. 

Djagne kesat. 

Oğulcan verimsiz hasat... 

(Asena'nın uzmanlık alanına girdiğinden, 

Beşiktaşlılara fazla dokunmayayım...) 

Aklını kullanan sadece Belhanda. Bir de Şener sakatlanmasa hazreti İmparatore'nin aklına gelmeyecek olan Linnes. 

Ve sen kalk, biricik gol umudun Belhanda'yı oyundan al. 

Aferin... 

Madem adamlarının kapasitesi bu kadar, nerede o cıva gibi gençler? Yoksa fazla kullanırsam aşınırlar, sonra da alıcı çıkmaz diye mi düşünüyorsun?.. 

***

Cüneyt Çakır da bir başka vaka. 

Henüz 14'üncü dakikada rakibine tabanla dalan Barcelona fatihini atsa, maç orada bitecek. Ama olur mu hiç. Avrupa maçlarında canavar kesilen hakem hocası, ebemizin ligindeki yüksek reytingli maçları berabere bitirecek ki, ağaların beylerin gadrine uğramasın...

Benzer idare-i maslahat örneğini de, Rosier'in 45'te Marcao'nun baldırına tekmeyi bastığı anda gösterdi... 

Galatasaray da inadına inadına, "Git babam git; ben ille de bu maçı vereceğim" derse ne yapsın adamcağız?

Planı altüst olan hakem, ikinci yarıda dengeyi adamakıllı kaçırdı. Gerçi varlığıyla yokluğu fark etmiyordu ama, Djagne'nin, bacağını yırtarcasına açarak topa müdahale etmesi kırmızı kartlık mıydı?Tamam, bu ayak Montero'nun kafasına çarptı ama, top açıldıktan sonra kafanı pozisyona sokarsan, üstelik ikibüklüm olarak sokarsan, o ayağa da elbette toslarsın.

Ondan sonra kartlık kaç faul olduğunu sayamadım. Öyle kazara mazara da değil; göz göre göre yapılan fauller... 

Teknik ve beyinsel eksiklik, hakemin şakülü de kayınca, ister istemez bol faule ve itiraza yol açıyor haliyle...

***

Kartal'a dokunmayayım dedim ama 34'te kaçırdığı gol, Larin'in de kaçıncı sınıf olduğunu ortaya koydu... 

Maç sonunda gelen bir son dakika haberini de aktarayım:

Taylan'ın şutuyla, Özgür Yankaya'nın ardından sakatlanan ikinci güzide hakemimiz olarak tarihe geçen Cüneyt Çakır'ın, bir süre sahalardan uzak kalması bekleniyor...