Her şeyin başı güven. 

Önce kendine, ardından yakın çevrene, son olarak da tüm topluma. 

Onsuz ne adalet oluyor, ne sağlık, ne eğitim, ne üretim...

Tam 7 ay 1 hafta sahalardan uzak kalan Muslera, ne kadar güvenilir bir kaptan olduğunu, çok kritik iki kurtarışla, bir kez daha ayna gibi gösterdi... 

***

Bu maçın bir yıldızı da Belhanda'ydı. Feguli'den aldığı pası akıl dolu bir vuruşla servis etmesi, Akbaba'ya henüz 8'inci dakikada kapıyı açtırttı. 

Ve bunun gibi ne paslar...

Ama adama güven olmuyor ki. 

Yarın bakarsınız birine küser, takımı yatırıverir...

İkinci golü atan Feguli ve Linnes de, kaliteleriyle kaptanlarını ve Belhanda'yı izlediler.

Yokluk dönemlerinde santrfor oynatılması gerektiğini bilmemkaç kez söylediğim Donk'un, lk yarının uzatma dakikasındaki kafasıyla fark üçe çıkınca, aslında maç bitmişti. Çünkü bu Denizli'nin 45 dakikaya üç gol sığdırması, ancak tüpçünün lotosunda altı tutturmak gibi bir mucize olabilirdi... 

***

İkinci yarının başında "Çöz de al Mustafali"nin torunları farkı ikiye indirse de, rakiplerinin bolca pas hatası yapmasına rağmen birkaç cılız pozisyondan fazlasını beceremediler. Galatasaray da, dişine göre bir rakip bulmuşken, yine yarım düzineyi yakaladı...

***

En zor gol hangisiydi derseniz, ikili markaja rağmen Donk'un kafasıyla kaydettiğini tek geçerim. 

En estetik ise,  Belhanda'nınkiydi. 

Çocukluklarında kırnaplı (Çukurova'da "gınnaplı" denirdi) topaç çevirmiş olan okurumuz varsa, bu egsantrik golü bulup izlesin, ne demek istediğimi anlar... 

***

Önceki maçta Djagne'ye kırmızıyı gösteren Çakır beyler, meğer cimboma iyilik yapmış. Oğulcan ve Falcao gibi safraların olmaması da ballı börek.  Bakalım İmparatore hazretleri, şans eseri oluşan bu kadroyu ideal olarak benimseyecek mi... 

Sadece Galatasaray'ın ve diğer kulüplerin değil, 83 milyonun safraları tez günde silkelemesi dileğiyle...