Çok eskiden beri bizim ülkenin kendine özgü bir demokrasi algısı vardır. Sandıklar kurulur, seçimler yapılır, siyasi partiler aldıkları oylara göre iktidar ve muhalefeti bölüşürler.

Böylesi zamanlarda baş tacı edilen siyasi partiler için çok fiyakalı tanımlamalar yapılır:

-Parlamenter demokratik hayatımızın vazgeçilmez temel unsuları olan siyasi partilerimiz..!

Devamında “canımız, ciğerimiz bir tanelerimiz” denilmez ama satır aralarında bu hissiyatı görmemek için eşek olmak lazımdır.

Ama sonra birdenbire havalar değişir bakarsınız ki, parlamenter demokratik hayatımızın vazgeçilmez temel unsurları olan siyasi partilerden vaz geçilmiş!

O zaman anlaşılır ki, demokrasimiz askeri darbe dönencesinin etki alanına girmiş!

Askerlerin idare şeklinden hazzedilmese de askerler çok sevilir, sayılır, çok pohpohlanır, askeri darbenin tam yerinde ve zamanında yapıldığı yazılır söylenir.

Ülke medyasının bu alanda üstün başarıları her türlü takdirin üzerindedir. Babıali’de her askeri dönemde gönüllü olarak silah altına alınmanın onurunu(!) yaşanır idi.

Sonra bunların hepsi geride kaldı. AKP geldi, 2010’da bir Anayasa referandumu ile askerlerin darbe hakları ellerinden aldı.

Eee ne olacak? “Darbe Hakkı” boşta kalacak değil ya, birilerinin buna sahip çıkması lazımdı.

İlk sırada da, askeri darbelerin sonunu getiren iktidar bu hakkın doğal sahibi haline geldi. Uygulamalarıyla adeta “darbe öyle olmaz, böyle olur” destanını yazdı.

Ancak iktidarın esas iştigal alanı “mağduriyet” olduğundan kendi uygulamalarıyla bu alanın tamamen dolduğunu gördü. Mağduriyet treninin bütün vagonları iktidar mağdurlarıyla tıka basa dolmuş durumda… O halde ne yapılmalı?

Yeni mağduriyetler icat edilmeli.

Bu da kolay olmuyor tabii…

Ama umudu kesmemek gerekiyor, çalışılmalı…

Son zamanlarda iktidar bir hayli mağduriyet üretim tezgahı tasarımını tamamladı:

-Bize karşı darbe yapılıyor!..

-Nasıl?

-Eski komutan anılarını yazmış!

-Eee...

-Eeesi var mı? Erken seçim yapsaydı Adnan Menderes devrilmezdi diyor.

-Yahu o 1950’lerde olmuş bitmiş bir şey. Siz 2021’desiniz.

-Olsun, bu bize yapılmış bir tehdittir. Erken seçim yapmazsak darbe yapılır demek istiyor!

Kim ne derse desin, bu yöntem müthiş işlevsel… Tıpkı eski yıllarda olduğu gibi. Anti-demokrasi hamleleri hazırlayanlar durup dururken hışımla kameraların karşısına geçerlerdi:

-Devletimiz güçlüdür!

Dünyanın her yerinde devletin askerini, polisini emrinde bulunduran bir iktidar güçlüdür.

Milli Savuma Bakanlığı 6 Ocak 2021 günü bir bildiri yayınladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “yeni görev alanları” belirlendiğini ilan etti. Şu cümle çok dikkat çekiciydi:

“TSK millet iradesini hiçe sayarak anti-demokratik arayış içinde olanlara karşı mücadelesini azimle sürdürmektedir!”

Demek ki Ordu yeniden “eski görevine” döndürüldü!

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz.

Yazının girişinde dedik ya, kendine özgü bir demokrasi kültürümüz var diye. Yönetenlerin ne zaman başı sıkışsa aynı şarkıyı söylüyorlar:

-Darbesiz yaşayamam!