Geçtiğimiz günlerde “Kürt Gençler ’20: Benzerlikler, Farklar, Değişimler” isimli bir rapor yayımlandı. Kürt Çalışmaları Merkezi’nin Yaşama Dair Vakıf ve Rawest Araştırma ile birlikte yürüttüğü bir araştırmanın sonucunda hazırlanan rapor 18-30 yaş grubundaki Kürt gençlerini yakından tanımayı amaçlıyor.

Kimilerine göre Z kuşağı olarak adlandırılan, 1990’ların ortalarında ve sonraki yıllarda doğan Türkiyeli gençler bazı konularda ortak birtakım özelliklere sahip olsalar da yekpare değiller. Bu kuşağa mensup gençler arasında özellikle Kürt gençleri doğmuş oldukları coğrafya; siyasi, hukuki ve hatta ekonomik meseleler; kimlikleri nedeniyle yaşadıkları ayrımcılık gibi nedenlerle ülkedeki diğer gençlerin önemli bir kısmından bazı farklı özelliklere, siyasal ve sosyal tercihlere sahipler. Elbette Kürt gençleri de yekpare değiller ve kendi aralarında da farklılıklar gösterebiliyorlar. Bugüne kadar, özellikle siyasal çalışmalarda, çoğunlukla bu farklılıkları görmeden tahminlere dayalı olarak bazı tespitlerde bulunuldu ve söylemler geliştirildi. Oysa bu araştırma bazı tahminlerimizin hiç de yerinde olmadığını göstermiş gibi görünüyor.

Araştırma kapsamında 8 ilde (Diyarbakır, Mardin, Urfa, Van, Adana, Mersin, İstanbul, İzmir), 18-30 yaş aralığındaki 1473 kişiyle anket, 100 kişiyle de derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş. Raporun giriş bölümünde raporun neyi gerçekleştirdiği şöyle özetlenmiş:

“Türkiye gençliğinin önemli bir kısmını oluşturan Kürt gençler hem Kürt siyasetinin hem de genelde Türkiye siyasetinin dönüşümünde kilit bir rol oynuyor. Mevcut çalışma, Türkiyeli Kürt gençlerin ve genç yetişkinlerin siyasal ve sosyal tercihlerini resmetmeyi amaçlıyor. Bu çerçevede, bu araştırma Kürt gençlerin birbirleri ve Türkiye’deki gençliğin geneli ile aralarındaki benzerliklerin ve farklılıkların altını çiziyor ve ayrıca Kürt gençlerin endişelerini, beklentilerini, gelecek planlarını, dünyaya yönelik tercihlerini ana hatlarıyla sunuyor.”

Rapora göre Kürt gençleri çoğunlukla HDP’ye oy veriyor, siyasi liderler arasında da en çok Selahattin Demirtaş’ı seviyor. Ancak CHP’ye sempati de artıyor ve özellikle Ekrem İmamoğlu beğeniliyor. Bu tespitlerin hiç şaşırtıcı olmadığını söylemem gerekir. Kürt gençler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliğine pek ilgi göstermezken, kendilerini Müslüman, Kürt, özgürlükçü, dünya vatandaşı gibi kimliklerle tanımlıyorlar. Ayrımcılığı, kimlik meselesini büyük sorunlar olarak görüyor; Kürtlük kimliklerine sahip çıkıyorlar.

Bana kalırsa rapordaki en önemli tespitlerden birisi Kürt gençler ile diğer gençler arasında çeşitli konularda eşitsizlik olması. Rapora göre Türkiye’de her iki gençten biri iş sahibiyken, her üç Kürt gencinden yalnızca biri iş sahibi. Kürt gençlerin yüzde 30.5’i öğrenciyken, yüzde 24.4’ü işsiz. Yüzde 24.1’i ise vasıfsız çalışan. Bu da Kürt gençlerin yalnızca yüzde 10’unun nitelikli bir işte çalıştığı anlamına geliyor.

Rapora göre Kürt gençler ülkedeki diğer gençlere kıyasen daha mutsuz. 1-10 skalasında değerlendirilen mutluluk seviyesi oranı Türkiye genelinde 6.1 iken, Kürt gençlerinde bu oran 4.6’da kalıyor. Gençler bulundukları şehirde de bu ülkede de yaşamaktan memnun değiller. Özellikle batıdaki illerde ve metropollerde yaşayan Kürt gençler daha mutsuzlar. Yani Kürt coğrafyasından uzaklaştıkça Kürt gençler daha mutsuz oluyorlar. Kürt gençlerde ayrımcılığa uğramak Türkiye’deki ortalama durumun çok üstünde. Her 10 Kürt gençten 7’si ayrımcılığa uğradığını söylüyor. Ayrımcılığı yaşayan gençler, daha çok Kürtlerin olduğu fiziksel ya da sanal ortamlarda çalışma ve sosyalleşme ihtiyacı hissediyorlar. Görüşme yapılan gençlerden biri bu durumu şöyle açıklıyor:

“[Ayrımcılığı] tekrar edenlere mesafe koyuyorum. … kendi alanlarımı daraltmayı tercih ediyorum. Daha çok Kürtlerin olduğu alanlarda sosyalleşmeyi tercih ediyorum. Ya da Kürt veya öteki olmanın ne demek olduğunu anlayabilecek insanlarla görüşmeyi tercih ediyorum.”

Bu tespitlerin hiçbiri beni şaşırtmıyor. Gençlerin bu hallerinin ekonomik, sosyal, siyasal, hukuki sebepleri var. Ancak bu hallerin güvenilir bir çalışma ile ortaya konulmuş olması çok değerli.

Raporda bana kalırsa biraz şaşırtıcı olan (en azından bazı insanlar için) tespit ise Kürt gençlerinin ekonomik sıkıntıları en büyük sorun olarak görmesi. Gençlerin en büyük kaygısı ekonomi, gelecek. Gençler bu kaygıları ise özünde siyasi bir bağlama yerleştiriyorlar. Bunun oldukça etkileyici olduğunu söylemek gerekir. Gençlerin hayalleri iş, kariyer, ev, araba sahibi olmak gibi bireysel ihtiyaçlarla ilgili ama gençler bu hayallere ulaşmanın da siyasal normalleşme ile mümkün olacağını düşünüyorlar.

HDP’ye oy vermeyen Kürt gençler de Kürt sorununa duyarlılar ve siyasal bir çözüm bulunmasını umuyorlar. Farklı partilere oy veren Kürt gençler de anadili ve ayrımcılığı Kürtlerin en temel meseleleri olarak görüyorlar.

Daha önemlisi gençler sivil siyasete ilgi duyuyorlar. ‘Biz konuşulacak son kuşağız’ söyleminin bugün gençlerin durumu göz önüne alındığında geçerliliğini yitirdiği görülüyor. Gençler ‘radikallik’ten daha uzaklar ve sivil siyasetin daha çok yer aldığı bir çözüm süreci beklentisi içindeler. Gençlerin legal siyasete duydukları ilgide Selahattin Demirtaş’a duydukları ilginin büyük payı var. Önceki kuşağa göre CHP’ye daha fazla sempati duyuyorlar ve çözüm sürecinde CHP’nin de elini taşın altına koymasını bekliyorlar.

Konu Kürtlük olsun, olmasın, malumunuz. Kız çocukları, kadınlar hep erkeklere kıyasen daha dezavantajlı durumdalar. Kürt gençleri arasında da durum böyle. Rapora göre genç Kürt kadınları eğitim hayatında erkeklerden 3 puan, iş hayatındaysa 12 puan gerideler. Yani neredeyse aynı düzeyde eğitim görmüş olan genç Kürt kadınları daha fazla işsizlik sorunu yaşıyorlar.

Görüşme yapılan kadınlar ayrımcılık denilince önce kadın olarak uğradıkları ayrımcılıktan bahsediyorlar. Başörtülü kadınlar “aradalık” tecrübesini belirgin bir şekilde yaşıyorlar. Başörtülü olup HDP’ye oy verenler bu tercihleri nedeni ile eleştirilebiliyorlar. Ayrıca başörtülü kadınların muhalif olamayacakları düşünülebiliyor.

Kürt bölgesinde yaşayan genç kadınlar geleneklerle daha sıkı bir bağ içinde görünüyorlar. Bu da gündelik hayatlarında daha fazla gelenek, yük ve eşitsizlik anlamına gelebiliyor.

Kürt gençlerinin üçte birinden fazlasının kız/erkek arkadaşı var. Yine üçte bire yakını eğer bir sevgilileri varsa veya olursa onu ailelerinden ve çevrelerinden gizlediklerini, gizleyeceklerini söylüyorlar. Bu konuda kadınlar erkeklere göre daha fazla saklama ihtiyacı duyuyorlar.

Rapor özetle bunlardan bahsediyor. Ülkede önemli bir nüfusa sahip olan ve sayıları da hızla artan Kürt gençlerinin siyasetteki, en önemlisi seçimlerdeki belirleyici rolü artmakta. Hal böyleyken siyasi partilerin ve hareketlerin bu rapordaki bulguları dikkate almasında yarar olacaktır. Gençler neler yaşıyorlar ve ne istiyorlar. Bu iki soruya cevap verecek şekilde politika geliştirmenin yalnızca gençlere değil, hepimize faydalı olacağı kanısındayım. Zira görüldüğü üzere gençler yaşadıkları bütün zorluklara rağmen oldukça yapıcı bir yerde duruyorlar. Bunun kıymetini bilmek gerekiyor.