Bundan tam 5 yıl önce, bugün başladı her şey. Tahir Elçi, 15 Ekim 2015 günü, CnnTürk’te katıldığı bir televizyon programında “PKK bir terör örgütü değildir” dediği için günlerdir oldukça tedirgin edici bir linçe maruz kalıyordu. Aslında, kurduğu cümleler ifade hürriyeti kapsamında görülmesi gereken değerlendirmelerdi. Zira bir kişinin düşünceleri devlet veya toplumun bir kesimi için rahatsız edici, sarsıcı, şok edici olsa dahi kişinin bu düşünceleri herhangi bir baskıya maruz kalmadan dile getirme, bunları tartışma hakkı vardır. (AİHM’nin Handyside/Birleşik Krallık Kararı) Tahir Elçi de bir hukukçu, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bir değerlendirmede bulunuyordu. Onunla aynı fikirde olmayanlar, neden ondan farklı düşündüklerini anlatabilirlerdi. Tartışma, uluslararası hukuka ve içtihatlara göre terör örgütü olup olmamanın kriterleri üzerinden yürüyebilirdi. Ama olay Türkiye’de yaşanıyordu. Fikirlerin özgürce yarıştırılmadığı, farklı fikir sahiplerinin hızla cezalandırıldığı bir ülkeydi Türkiye. Bu nedenle, Tahir Bey’le hemfikir olmayan bazı kişiler neden farklı düşündüklerini anlatmak yerine, Tahir Bey’e vatan haini, terörist demeyi tercih ettiler. Bildikleri buydu. En kolayı buydu. Tartışmak, fikirleri yarıştırmak, karşıt görüşlü kişiye saygı duymak zordu. Ezberleri tekrarlamak, farklı düşüneni tehdit etmek, yargılamak, hatta öldürmekti kolay olan. Ve tabii cezasız kalan.

Hrant Dink’in başına gelenler nedeniyle epey tanıdık geliyordu yaşananlar. Bir anda düşman görülen bir insana, bir vatan hainine dönüştürülmüştü Tahir Bey de. Kendisiyle dayanışma mesajları yayınlayanlar vardı ama bana kalırsa suskunların sayısı daha fazlaydı. Tahir Bey’in söyledikleri nedeniyle kendine demokrat diyen bazı insanların dahi sesi çıkmıyordu o günlerde. Tahir Bey’in ifade özgürlüğünü savununca onun söylediklerini destekliyor görünmekten, hedef haline gelmekten çekiniyorlardı muhtemelen.

19 Ekim 2015 günü Tahir Bey hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Diyarbakır’da yaşayan, Baro Başkanı olan Tahir Bey’in adresi belliyken, ifadesinin talimatla Diyarbakır’da alınması mümkünken, olmadı İstanbul’a ifade vermek üzere davet edilmesi mümkünken, hakkında yakalama kararı verildi. Ve 19 Ekim’i 20 Ekim’e bağlayan gece emniyet güçleri tarafından Diyarbakır’daki makamından alındı Tahir Bey.

20 Ekim günü İstanbul’da çıkarıldığı mahkeme Tahir Bey’in adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. Ama örgüt propagandası yapmaktan yargılanacaktı Tahir Bey. Tabii, yaşasaydı eğer…

Her ne kadar örgüt propagandası yapmakla suçlanmış olsa da, Tahir Bey’i yakından tanıyanlar, başka açıklamalarına kulak verenler onun barış yanlısı bir insan olduğunu bilirlerdi. Kürt sorununun da barışçıl yollarla çözülmesi taraftarıydı. 2015 yılının yazında başlayan çatışmaların, hele şehirlerde yaşanıyor olmasından büyük rahatsızlık duyuyor, bu konuda açıklamalar yapıyordu. Duymak istemeyenler için bunlar bir şey ifade etmiyordu tabii ki.

Tam da bazı kulakların duymak istemediği o barışçıl düşünceler nedeniyle sonunda canından oldu Tahir Elçi. 28 Kasım 2015 günü Dört Ayaklı Minare’nin önünde, Sur’da yaşanan çatışmalara karşı çıkmak için, kentin tarihini, belleğini, kültürünü korumak için basına bir açıklama yapıyordu. Başkalarının yapamadığını yapıyor, devleti de örgütü de rahatsız edecek bir pozisyon alıyordu. İlkeli ve cesur davranıyordu.

Hedef gösterilmiş olduğu, ölümle tehdit edildiği halde onu korumakla görevlendirilmiş bir koruma memuru yoktu yanında. Maalesef ki Tahir Bey de özel bir koruma istememişti hiç. Sadece avukat arkadaşları vardı yanında.

Açıklama bittikten hemen sonra orada yaşanan bir çatışma sırasında tek kurşunla vuruldu Tahir Elçi. Cenazesine on binlerce insan akın etti. Hangi yaştan, hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm Amedliler başkanlarının arkasından gözyaşı döktüler.

Bu şekilde gerçekleşmesine ve bu kadar tepki duyulmasına rağmen cinayetin etkili bir şekilde soruşturulması beklenemezdi aslında ama bunu talep etmek, bunun için mücadele etmek herkesin, en çok da avukat dostlarının göreviydi. Bir araştırma komisyonu kuruldu ve cinayetin aydınlatılması için mücadele verildi. Üç kere olay yeri incelemesi yapmak istedi komisyon ama çatışmalar nedeniyle bu mümkün olmadı. Cinayetten ancak 111 gün sonra olay yeri incelemesi yapılabildi. Birkaç mermi çekirdeği bulundu. Sokağa bakan esnaf kameraları nedense cinayetin gerçekleştiği ana ilişkin görüntüleri içermiyordu. Sonunda Tahir Bey’in ölümüne sebep olan merminin hangi silahtan çıktığının tespit edilemediği söylendi.

Tek bir kişinin dahi şüpheli olarak ifadesine başvurulmadı. Olay sırasında orada bulunan ve örgüt militanlarına ateş eden polisler dahi tanık olarak dinlendiler. Oysa Tahir Bey’in onlardan birinin açtığı ateş sırasında vurulmuş olması muhtemeldi. Araştırma Komisyonu’nun talepleri kabul edilmedi. Dosyadaki bazı bilgilere, belgelere erişimleri engellendi.

Cinayet en sonunda İngiltere’den gelen bir raporla kısmen aydınlatıldı. Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü’nün hazırladığı rapora göre Tahir Elçi, olay yerinde bulunan üç polisten biri tarafından vurulmuştu. Bu raporun dosyaya konulmasından ve sonuç olarak cinayetten 4,5 yıl sonra iddianame hazırlandı. İddianamede, İngiltere’den gelen raporun işaret ettiği 3 polis hakkında ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası talep edildi.  Ancak iddianamede aynı zamanda bir örgüt üyesi hakkında ‘kasten insan öldürmek’ suçundan 20 yıl hapis cezası istendi. Yani anlayacağınız 4,5 yıl sonra çelişkilerle dolu, muhtemelen suçu örgüt üyesine yıkma maksadıyla bir iddianame hazırlandı. İddianame Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Ve nihayet, Tahir Elçi’nin ölümünün üzerinden neredeyse 5 yıl geçtikten sonra dosyada yer alan sanıkların yargılanmasına başlanacak. 21 Ekim günü sabah 10’da Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan ilk duruşmanın nasıl geçeceğini tahmin etmek güç değil. Korona nedeniyle duruşma salonuna az sayıda kişi alınacak; yargıçlar avukatlara sanki hepsi adaletin, adil bir yargılamanın eşit unsurları değilmiş gibi davranacak; sanık polislere oldukça sempatik davranılacak ve Tahir Bey’in ailesinin, dostlarının yüreği bir kere daha kanayacak…

Yargılama sonunda Tahir Elçi için gecikmiş olsa da adalet tesis edilir mi, sanmıyorum. Sevgili Ümit Kıvanç’ın Hrant Dink davası ile ilgili olarak söylediği gibi, “umudumuz değil inadımız var, çünkü arkadaşımızı öldürdüler.” İşte bu inat nedeniyle, ne yaşanırsa yaşansın, hepimiz orada olacağız. Tahir Elçi’nin ailesi, dostları, meslektaşları, insan hakları savunucuları, haktan, barıştan yana olan herkes olarak… Tahir Elçi için adalet demek için. Bir cinayet daha faili meçhul kalmasın demek için. Bu dava böyle başladı ama böyle bitmez demek için.