Tam 90 yıl geçti Zilan Katliamı’nın üzerinden. Devlete sorsanız bir isyanın başarılı bir şekilde bastırılmasıydı olanlar. Tanıklara ve tarihçilere sorsanız, yani gerçeği konuşursanız eğer, büyük bir katliamdı yaşananlar.

1926 yılında Ağrı’da başlayan Kürt isyanına Lübnan’da kurulan Xoybun örgütünün destek vermesiyle işin seyri değişmeye başlamıştı. Ayşe Hür’ün “Kürtlerin Öteki Tarihi” isimli kitabında yer verdiği bilgilere göre isyancılar 1928 yılı itibariyle Ağrı Dağı’nda minyatür bir Kürt cumhuriyeti kurmuşlardı. Sarı, kırmızı ve yeşil renklerden oluşan bayrakları, Ag(i)ri adını verdikleri bir gazeteleri, iyi eğitilmiş ve teçhiz edilmiş birkaç bin kişilik orduları vardı. Kısa sürede “Ağrı Kürt Cumhuriyeti”, Bitlis ve Van’ı da içine alacak kadar genişlemişti.*

Bu gelişme üzerine isyancılara yönelik harekâtın da boyutu değişti. 1930 yılında, Temmuz ayının başında büyük bir hava ve kara harekâtı başladı. Zilan deresi denilen, Kürtlerin Geliyé Zilan diye adlandırdıkları bölgede isyancılar da vardı belki ancak bölgede onlarca köy vardı ve bu köylerde binlerce sivil Kürt yaşıyordu. Harekât ise isyancı-köylü ayırmadan herkesi hedef almıştı. Uçaklardan atılan bombalarla bölgedeki onlarca köy yakıldı, yıkıldı; binlerce insan öldürüldü. Kimi kaynaklara göre 15 bin kişi, kimilerine göre ise çok daha fazlası, 40 bin kişi hava ve kara harekâtı sonucunda katledildi.

Ayşe Hür’ün kitabında yer verdiği bazı gazete haberleri durumun vahametini ortaya koyuyordu aslına bakılırsa.

Vakit gazetesinde yayımlanan bir haber Zilan Harekâtı’ndan şöyle bahsediyordu:

“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan Deresi’ndekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekât devam ediyor. Dünden beri harekât sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahvetmiştir. Zeylan Deresi yüzlerce cesetle doludur.”

16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki haberde ise şu ifadeler yer alıyordu:

“Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1.500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler (eşkıyalar) üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk'ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zeylan harekâtında imha edilen eşkıya miktarı 15.000’den fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1.000 kişi olarak tahmin edilmektedir. Zilan deresinden sıvışan 5 şaki de teslim olmuştur. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş. Zilan Deresi lebalep (ağzına kadar) cesetle dolmuştur. Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil [cezalandırma] harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkânı tasavvur edilemez.”

Bütün haberler binlerce insanın öldürüldüğünü, Zilan Deresi’nin cesetlerle dolduğunu söylüyordu. İsyancılarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla köylerin tamamen yakıldığı da teyit ediliyordu. Tıpkı 1990’larda olduğu gibi.

Zilan’da öldürülenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar vardı. Katliamdan sağ kurtulanların anlattıkları, Zilan’da, 1915’de Ermenilerin, 1938’de Dersimlilerin yaşadığına benzer bir katliam yaşandığını gösteriyordu. Tanıklardan bazıları yaşananları şöyle anlatıyorlardı:

“Derviş Bey adında Elazığ Alay Komutanı vardı. Kürtlerin büyük bir bölümü de onun emrinde askerdi. Bir alay askerle önce Karaköse (Ağrı), ardından da Geliye Zilan’a geldi. Orada 24 köyü katliamdan geçirdi. Xoçali’den Karakilise ve Hasanabdal'a kadar ne kadar köy varsa yıkıp, bizim köye geldiler. Köye gelen askerler önce yemek yedi. Sonra da kadın ve erkekleri ayırarak, bizi Sarkoy köyünün yanındaki dereye götürdüler. Alanda neredeyse 2-3 bin kişi vardı. Biz çocuklar o alanda annelerimizin kucağında kendimizi güvende hissediyorduk. Derviş Bey orada bir köylünün ağzına sıkarak infaz etti. Bizler için de; 'yukarıya götürüp öldürün' diye emir verdi. Hepimizi toplayıp Mülk ve Kundik köyleri arasına götürdüler. Çoluk çocuk, kadın, genç bağırışlar, çağırmalar oldu. Sonra askerler ağır makineli tüfekleri tepeye kurup, 'sizin üzerinizden havaya ateş edeceğiz kaçmayın!' dediler. Muhtar da bize kaçmamamızı söyledi. Sonra askerler ateş açıp, oradaki neredeyse tüm insanları katlettiler. Askerler kurşun sıkmaya başlayınca çocuklar sanki başı kesilmiş tavuklar gibi havaya fırlayıp yere düşüyorlardı. Bazı kişiler cesetlerin altında kaldığı için kurtuldu. Ben bunların hepsini canlı olarak yaşadım."

“Hani Dersim katliamından bahsediyorlar ya, aynı Dersim katliamı gibiydi yaşadıklarımız. Hamile kadınları öldürüyorlardı, askerler hamile kadınların karnındaki çocuklarının cinsiyeti üzerine iddiaya giriyorlardı. Sonra kadını öldürüp, karnını yarıp çocuğun cinsiyetine bakıyorlardı.” 

Tıpkı 1915 Ermeni Soykırımı, 1938 Dersim Katliamı gibi, Zilan Katliamı da resmi devlet tarihinde çarpıtılarak yer aldı. Yaşananlarla yüzleşilmedi; özür dilenmedi.

Zilan Deresi’nin/Bölgesi’nin çilesi ise hiç bitmedi. Yalnızca bir hafıza mekânı değil, aynı zamanda bir doğa harikası olan Zilan koruma altına alınacağına enerji üretim çalışmalarına feda edildi. Bölgede Koçköprü Barajı kurulmuş olmasına rağmen 2014 yılında bir de HES inşaatına başlandı. Çevre örgütlerinin ve köylülerin kamulaştırma kararına karşı başvuru yapması üzerine Danıştay kararı ile durdurulan HES inşaatı, bu karar hâlâ bağlayıcı olmasına rağmen pandemi döneminde yeniden başladı.

Gitmeyenler, görmeyenler bilmeyebilirler. Zilan Deresi denilen yer dağların arasından akan ufak bir dere değil. Zilan oldukça uzun ve geniş bir vadiyi kapsayan bir bölge. Bölge çok sayıda endemik canlıya ev sahipliği yapıyor. Görüşme yaptığım Van Çevre ve Tarihi Eserler Koruma Derneği Başkanı Ali Kalçık sadece bölgede yaşayan bir su samuru ve kurbağa çeşidi olduğundan bahsediyor. Zilan’ın çok sayıda endemik bitki türüne de ev sahipliği yaptığını söyleyen Kalçık, derenin Van balığının da üreme alanı olduğunu hatırlatıyor.

Kalçık, HES’lerin ve barajların dere sularını kirlettiğini, oksijen miktarını azalttığını, dolayısıyla büyük zararlara yol açtığını söylüyor. Van Gölü’ne akan 19 derenin çoğu üzerinde baraj olduğunu, kirliliğin arttığını ve artık bu tip zararlı projelerin durdurulması gerektiğini anlatıyor.

Kalçık’a göre tahrip edilecek olan yalnızca doğa değil, aynı zamanda Kürtlerin tarihi, belleği ve bölgedeki varlığı. Kalçık, 15 bin kişinin katledildiği bölgede inşaatlar sırasında kemiklerle karşılaşıldığını, bu nedenle de bu bölgenin koruma altına alınması gerektiğini söylüyor. Bir zamanlar 28 Kürt köyünün bulunduğu bölgede şu anda Kırgızların yerleştirildiği, koruculuğun yaygın olduğu Ulupamir’den başka bir köyün olmadığını anlatan Kalçık, Kürtlerin tarihinin üzerinin kapatılmaya çalışıldığını söylüyor.

Şunu eklemek gerekir ki, bölge aynı zamanda geniş otlak alanları ve meralarıyla tarım ve hayvancılığın oldukça verimli bir şekilde sürdürülebildiği nadir yerlerden birisi. Zilan’da gezerken gördüğüm kadarıyla vadi arıcılık için de oldukça uygun bir bölge. Ta Adana’dan gelip vadide arıcılık yapan insanlarla karşılaştım gezerken. Çok sayıda koyun sürüsüne de. Dolayısıyla HES projesi yalnızca doğaya ve endemik canlılara zarar vermekle kalmayacak; bölgede yaşayan insanların geçim kaynaklarına da zarar verecek gibi görünüyor.

Kalçık, Zilan Platformu’nun yakın bir zamanda HES’e karşı dava açtığını, kendilerinin de bu davaya müdahil olmak için başvuruda bulunduklarını; dernek olarak genel kongre düzenleyip tüzüklerini değiştirdikten sonra, kendilerinin de dava açacaklarını söylüyor. Kalçık, Zilan’da inşa edilen HES’e karşı Zilan Platformu’nun ve kendilerinin yürüttükleri çalışmalara bölgede yaşayan yaşamayan herkesin destek olması için çağrıda bulunuyor.

Umarım Zilan konusunda farkındalık artar ve bu ülkede yaşayan, doğanın korunması, geçmişle yüzleşilmesi konusunda duyarlılık sahibi olan tüm insanlar Zilan’ın korunması için ellerinden geleni yaparlar.

Zilan’ın maruz kaldığı zulümlere rağmen kendini nasıl yenilediğini, hâlâ nasıl güzel olduğunu anlatmak zor. Van’dan gazeteci arkadaşlarımla Zilan’ı gezerken aldığımız görüntüleri sizlerle paylaşmak isterim. Gazeteci Ruşen Takva’nın hazırladığı, Zilan’ın yalnızca görüntüsünü değil, sesini de, bana kalırsa Zilan’ın şarkısını da paylaştığı video ile benim çektiğim amatör fotoğraflara bir bakın lütfen. Nasıl muhteşem bir güzelliğin tehdit altında olduğunu siz de göreceksiniz o zaman.

*Ayşe Hür, Kürtlerin Öteki Tarihi (Literatür, 2017)