“ağlamakla aşk arasında biyer se gözlerin

uzak dağlarda halkın olup ölsem dedim”

Mehmet Çetin

İnsan yaşadığı sürece en çok yapamadıklarına ah çeker. Bunun nedeni, yaşam denen aralığın zamana teslim olan kısmının çok hızlı akması ve yapılmak istenenin ertelenmesidir sürekli. Yarın kavramı bile uzaktır insana. Yarın gelirim, yarın yaparım, yarın uğrarım… O yarınlar gelse de yerini hep diğer yarınlara bırakır ve zaman akıp gider. Akan zaman mıdır, ömür müdür pek bilinmez. Ancak ikisinin de çok hızlı aktığı aşikardır.

Ölümün zamanını ve yerini kestiremediğimizden bu denli genişizdir. Sonrasını kafamızda planlarken zamana güveniriz. Güveniriz de… “sonra… zamandan çekilen sürgüydü an ve aralandı kapı” ile başlarız soluk almaya. Kapının aralanmasının ardından gözlerimize vuran ışıkla hafiften bir göz kamaşması yaşar ve en uzun yola düşeriz.

firariyim artık durmak mümkün değil… bu kesin
arsız serüvenciyim mavi göğsünün coğrafyasında
seyir defterine kuş sürüleri yazıyor ellerim
orda sularla akıyorum orda bulutla gezgin
üstelik en dokunaklı şarkıları
en güleç yorumlarla yakıştırıyorum sesime
bir buluttan bir buluta sarılıyorum bu sabah
orda seviyorum seni mavi göğün sokaklarında

Babaannem hastalanmıştı. Bursa’ya yeni taşınmışız. Ben ara ara bizimkileri görmeye geliyorum. Ankaralı yıllarım. Eve doktor getirdik. Gençtendi. Arada sohbet ettiğimizde cezaevi doktoru olduğunu söylemişti. Mehmet Çetin de o sıra Bursa Cezaevinde. Selam göndermiştim o doktorla. Mutlaka iletirim demişti. Muhtemelen 1987 ya da 1988 olmalı. İlk temasımız buydu. Sonra İstanbul’da Kadıköy rıhtımda Akyüz kitabevinin açtığı büyük çadırda imza günlerine gitmiştim. Aydın Öztürk ve Mehmet Çetin vardı imzada. Konuşmuştuk. O gün imzalattığım kitabı Enver Gökçe Şiir Ödülü de alan Birağızdan kitabıydı.

Enver Gökçe’den söz edecektim bu hafta. Memleketinin şarkıları kadar acı çeken o dev şairden. Öldüğünde mezarı başında Yaşar Kemal konuşmuştu. Cumhuriyet Gazetesi’nden okumuştum haberi. O yıllarda da Elazığ’dayım. Lise yıllarım. Şiire yeni yeni tutulmuşum. Enver Gökçe ismi o gün kalbimle konuştu ve ben bu şairi o günden beri kalbimde taşırım.

Yaşar Kemal’in o gün Enver Gökçe için yaptığını, biz dostları Mehmet Çetin’i sonsuzluğa uğurlarken yaptık. Bugün hem Mehmet Çetin’i hem de Enver Gökçe’yi konuşmak varmış. Mehmet hastayken birkaç kez yazmak istedim. Ama durdum. Elim varmadı. Sonrasında ise yazmak zor ve bir yara sızısı. Onun hayatına dair düştüğü bir nottu Kekemece şiiri. O şiire son bir dize ilave etmek gerekirse, izninizle aşağıdaki dizeyi eklemek isterim. Şiiri de güncellemiş oldum bir anlamda.  “işte altmışbeş yaşa düştüm/ gözyaşı ve yass arası/ burası kekémeçe karanlığı/ kuréderşi, ikibinyirmi/ toprağa indiriliyor ağıtlar içinde hayat/ kalbinize bir iç çekişim artık/yaşadım yaşadıklarımı/ göç olarak anlasanız da olur.”

Tam da kekmece halden söz ederken Enver Gökçe’den konuşmak gerekiyor burada. Kekemece olma hali dile değdiği gibi, söze de değiyor. Belki de en sorunlu olan taraf kalbin kekemeliği. Kalbe düşen kekemelik sözün derinliğine iner, orayı olduğu gibi farklılaştırır. Enver Gökçe şiiri böyle bir şiirdir. Onun da kalbi kekemelikle boğuşur.

Yanarım,
Alınmıştır ağzım dilim elimden
;Yanarım,
Alınmıştır ağzım dilim elimden
Konuşamam yanarım.

Munzur dağlarından, Munzur kıyısına ahh çeken iki şair, iki devrimci, iki yaşam. Mehmet Çetin, Birağızdan isimli dosyasıyla Enver Gökçe’nin kalbindeki kekemeliğe ortak oldu. Enver Gökçe şimdi Mehmet Çetin’le konuşmakta ve tavlaya oturma olasılıkları çok yüksektir.

Yine iki mars bir oyunla
tavlada haklarım sizleri,
Yine berbat şiirlerimden okur
Yine çilingir sofrası kurarız bir akşam,
Ve ben Eğin türküleri söylerim.

Yine sözün bittiği yerdeyiz. İnsan ölüm karşısında gözyaşı olur daha çok. Daha çok keder, daha çok iç çekiş, daha çok içe kapanma… Geridekiler bir zaman şaşkınlık ve kabullenmeme yaşar ve unutur sonra. Yaşamın döngüsü böyledir. Zaman akıp giderken, bir hayat da onunla birlikte akıp gidiyor işte.  Mehmet Çetin sonsuzluğa uğurlanırken dizeler ve şarkılarla uğurlandı. Doğduğu topraklara, orada başlayacak yeni bir yaşama böyle emanet edildi. Alevi inancında ölüm yoktur. Bir iklimden bir iklime geçiş vardır. İkliminiz sıcak, ışıklar içinde olsun sevgili şairler. Bir Gökçe şiiri, bir Çetin şiiriyle buluşup yağmurlara karışsın ve son sözü Mehmet Çetin’in dizesi söylesin.

kahkahasına alkış tutarken beceriksiz ellerimle

ben unuttuktan sonra kim hatırlar ki hatıratımı