Stockholm.  Orhan Savaşçı’yı,  27 Temmuz’daki yaş gününü kutlayamadan yitirdik. 81’e girecekti. “Hayatımın en anlamlı yıllarıydı” demişti, İlbay Kahraman’la yaptığı nehir söyleşi de, 68-72 dönemine ilişkin olarak. (*)

Yüzbaşı Orhan, cuntacı mıydı? Hayır, o bir devrimciydi. John Lennon’ın “Imagine” inde dediği gibi, devrimi hayal etmişti, birçok 68 kuşağı mensubu gibi. Ve askeriye içinde de devrimi hayal eden çok sayıda genç subay vardı.

Şimdi subaylar, askerler nasıl devrimle bağlantılı olabilir diye sorulabilir?

O zaman 1917 Rus Devrimi'ne, 1918 Alman Devrimi'ne bakın derim. Asker Sovyetleri, Asker Şuraları, Asker Konseyleri, adına ne derseniz deyin!

1969 yazı Nabi’nin evinde Marksizm seminerleri yaparken, ben de 17 devriminin askerler içindeki SOVYET  yapılanmaları üzerine bir tebliğ hazırlamışım. 71 yılında önüme “delil” olarak konacaktı bu.

Meğerse, o sırada Ankara’da Oktay Etimanlar, Yusuf Küpeliler de seminer yapıyormuş kendi aralarında. Bize o yıl bir şey olmadı ama, Oktay Ankara’da 1969’da alınacak, işkence görecekti. İlk işkence örneğiydi bu,  o dönemde.  Gençlik hareketi içinde moral bozulmasın diye, bu işkence olayını saklı tutacaktı Oktay Etiman.

İçişleri Bakanı, Faruk Sükan, o sırada modern dinleme sistemleri aldıklarını açıklayıp, “solcuların soluk alışlarını bile dinliyoruz” diyecekti.

Biz de gülmüştük 1969 yılında, bu haberi gazetede okuyunca. Gözaltına alınırsak, “ne yapıyordunuz” diye sorarlarsa, “biz de çekirdek yiyorduk diye yanıtlarız” demiştik.

Son gülen iyi güler. 1971 Haziran’ında önümüze dökmüşlerdi 36 seminer dinleme kasetinin çözümlerini.

68’de öyle bir ruh hali vardı ki, Devrim elle tutacak kadar yakındı.

27 Mayıs, tamam bir darbe idi, ama hiyerarşik militer düzende olmayan özel bir darbe. Görüp göreceğimiz, görece demokratik bir dönemin önünü açan, Anayasayı bir Kurucu Meclise hazırlatan bir darbe!

Yarım kalmış bir “devrim” olarak bakanlar da vardı. Yeni bir atak bu “yarım kalmış devrim”i tamamlayacaktı. Bir dönem tartışıldı durdu, demokratik mi, sosyalist mi diye!

Doğan Avcıoğlu’nun “Devrim” dergisi tam da bu projenin dergisi idi. Hatta Bilgi Yayınları'ndan bu projenin kitabı bile çıkmıştı. (**)

Burada, “gençliğe” verilen rol, bu projenin bir parçası olmaktı. Avcıoğlu, bu rolü kabul etmeyecek olan gençliğin hizaya getirilmesine de yer vermekteydi küçük kitabında.

Ziverbey Köşkü ve İşkence Mağdurlarına Saygı Anıtı

Hasılı 15 Temmuz’un bir karşı darbeye dönüşmesi, despotik bir iktidarın önünü açması gibi, sözde 9 Mart Darbesi hazırlığı da reel 12 Mart darbesinin önünü açtı. Demirel, şapkasını aldı ama, perde arkasındaki maestro oldu, intikamını aldı gençlikten.

İşte Yüzbaşı Orhan, 9 Mart projesine “ıh” diyenlerdendi. “Proleter” adlı bir grubun hava kuvvetlerinde yer aldığına inanabiliyor musunuz?

Ve Cumhurbaşkanının pilotlarından birinin de bu gruba dahil olduğunu!

Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın görüşlerini benimseyen 69 genç bahriyelinin bildiri yayınladığı günlerdi. TC, Dr. Hikmet’i, Bahriye’de iş çevirmekten, Nazım’ı ise genç subaylar arasında çalışma yapmaktan tutuklamıştı 1938 yılında. Hatta, Nazım bir yerde kendi kendini ispiyonlamıştı.  Şubeyi arayıp, “şimdi de genç subayları mı peşine taktınız” diye bağırarak. Demek o da pek inanmıyormuş, tüm gençler gibi, genç zabitlerin de hayranı olabileceğine. 

O zamanki paranoik korku, şimdi gerçeğe dönüşmüştü sanki  devlet açısından 1971 yılında.

12 Mart olduğunda hepimiz şaşırdık. Bir acaiplik vardı ortada. 12 Marttan, kısa bir süre önce, Veysi Sarısözen ile birlikte, o zaman zabit olan Ömer Laçiner ile buluşmuştuk. Bize genç subaylar arasında yaygınlaşan sol eğilimden bahsetmişti. “A-politik olan ana kitleyi kim etkiler ise, o götürecek işi” demişti. Ana kitleyi, Kore savaşı deneyimli NATO eliti aldı götürdü sonuçta.

12 Mart’tan 2-3 gün sonra, ne olduğunu anlamak için Ankara’daydım. Uğur Mumcu’yu, üniversitede hocası Prof. Uğur Alacakaplan’la paylaştığı odasında yakaladım. Çok endişeli bir hali vardı. “Ne oluyor?” diye sorduğumda, “Ne bileyim, git Ali’ye sor!” dedi. Amcaoğlu, genç hava subayı Ali, bizim Emek Mahallesi'nde Lise yıllarından arkadaşı idi.

Bu havacılar yüzünden THKPC ana iddianamesi üç kez değişik versiyonlarda yazıldı. Onun üzerinden 9 Martçılar da vurulmaya çalışıldığı için, erk içi dalaş sırasında.

Kızıldere’de devrimci genç subaylar da katledildi.

Oktay Etiman, 1969’dakini katlayacak korkunç işkencelerden geçti Ziverbey köşkünde NATO’cu elemanların elinde. Yüzbaşı Orhan da… Diğer devrimci subaylar da. Ve özellikle, dayak ile ezilip eğitilmiş erlere dövdürülüyorlardı.

12 Eylül darbesinden sonra da aynı şiddet ile yüz yüze kaldı devrimci genç subaylar.

Tek tip elbise giymeyi reddettiler. Asıldılar.

En ağır bedel ödeyen devrimciler arasında yer aldılar.

O güler yüzünü, arifane duruşunu, tevazuunu hep özleyeceğiz Orhan Yüzbaşı.


(*) İlbay Kahraman, Cepheden Anılar/Orhan Savaşçı’nın THKP-C Anıları, Ayrıntı Yayınları 20015

(**) Doğan Avcıoğlu, Devrim Üzerine, Bilgi Yayınları, Ankara 1971