Ekim Devrimi aynı Fransız devrimi gibi dünya siyasetinin kökten değişmesine neden oldu. “Eski dünyayı” ve savaş ile gelen dönüşümün toplumların günlük yaşamındaki yansımasını en iyi anlatan kitaplardan biri Stefan Zweig’ın “Dünün Dünyası”dır.

Kitabı, 1945, 4 Aralık pogromunda Salah Birsel ile ortak açtığı kitabevi yakılan Burhan Arpad tercüme etmişti. Elbette, Hans Bender’in “Alman Faşizminin Arka Planı”nı tercüme edip 1945 yılında yayımlarsan, kitabevini de yakıp yıkarlar! “Dünün Dünyası”nı tercüme ettiren editör ise şair Ülkü Tamer’di. Tam 1971 yılında yayımlanmıştı. Yani Türkiye’nin yeni bir kırılma noktasında.

Aynı zamanda çok iyi bir gazeteci olan Burhan Arpad, örneğin Ödin dön von Horváth’ın Nazi gençliğini anlatan kült kitabı “Allahsız Gençlik”i de tercüme edip yayımlamıştı. Birinci baskı 1943 yılında çıkmış ve elbette TAN Matbaasında basılmıştı.

Al sana bir sebep daha gazete ve kitabevi basmak, yakıp yıkmak için.

Sahi bizim ANT da TAN Matbaasında basılıyordu. Siyasal İslam matbaayı satın alınca ilk işleri ANT’ı kapı dışarı etmek olmuştu.

Hey gidi Halil Lütfi Dördüncü! Oydu sahibi matbaanın. ANT’ın ofisinin bulunduğu Başmusahip Sokak’taki TAN apartmanının en üst katındaydı evi. 70’li yıllarda en kaliteli yayınevlerinden biri olan Gözlem Yayınları’nın ofisi olacaktı bu kat. Marianna Yerasimimos’un, Abdullah Özkan ile birlikte kurduğu.

Sadece o mu? Habora Yayınları da TAN Apartmanındaydı. İsmail Cem, giriş katında bir dizgi yeri açacaktı da, ANT dergisi az daha çıkamıyordu, çok özgün satır yerine harf döken dizgi makinesi nedeniyle.

Ve 71 sonrası, TSİP’in Kitle ve İlke dergilerinin ofisi de TAN Apartmanında açılacaktı.

Ve Belge Kitap Klubünün yeraltında, 1001 Direk Sarnıcına komşu olarak kurulduğu binanın sahibi de Halil Lütfü Dördüncü idi. Onun nasıl bir patron olduğunu en iyi Aziz Nesin anlatır.

On yıllar sonra, TAN Gazetesi sergisinin açılacağı han da ona aitti. 1945 yılında yakılıp yıkılan gazetenin binası üzerine kurulu. Üstelik onun adını taşıyor. Ne güzel hayırlı evlatlara sahip olmak.

Halil Lütfi Dördüncü, Sabiha Sertel, Selanikli dostlar. İyi ki vardınız.

Burhan Arpad’ın oğlu Ahmed Arpad da babasının yolundan gitti ve çok değerli tercümelere imzasını attı. Örneğin,

Alfred Döblin’in Weimar Almanya’sını başarı ile anlatan “Berlin Alexander Platz” adlı kitabını, Alan Yayınları için tercüme etmesini istemiştim Ahmed Arpad’dan. 1989 yılında yayımlamıştım. Yine bir kırılma yılıydı. 1990 yılında İsmail Beşikçi’yi yayımlamamız, Alan’da yol ayrımına yol açacaktı.

Baba/oğul az kitap tercüme etmediler Nazi Almanya’sının yasaklayıp yaktığı yazarlardan.

Kim hatırlıyor, Burhan Arpad’ın, Sabahattin Ali Almanya sürgünleri ile birlikte, Hasan Ali Yücel’in koruması altında devlet tiyatrosunu kurarlarken, 1943 yılında A. Madat’ın “Sahnemizin Değerleri” adlı kitabını tercüme ettiğini, ABC Yayınlarından çıkardığını? Weimar Almanyasında 28 bin basılmış bir kitap.

Sosyalist düşünce olmasa, Türkiye’de demokratik mücadelenin gelişmesi na-mümkündü. Onun yükünü sol üstlendi.

1945 yılında TAN ve sosyalist basın ve yayınevlerine yönelik pogromu fişekleyen de sözde Demokratları demokrasi cephesine çekmeyi hedefleyen Adımlar dergisi projesi olmuştu.

Sebahattin Ali, zaten hapisteydi ve daha çıkalı birkaç gün olan “Yeni Dünya” gazetesi de yerle bir olmuştu.

Ve sözde demokratlar da mesajı iyi almıştı. Cadı avını 1950 sonrası zirveye çıkardılar.

Sosyalist düşünce olmasa Kürt sorununa bakışta da değişim na-mümkündü.

Sosyalist düşünce olmasa, soykırım gerçekliği ile yüzleşmek de daha zor olacaktı.

Sosyalist düşünce milliyetçilik ve dincilik hegemonyası altındaki bir ülkede, bütün bunlara kapı araladı.

Ve Türkiye’de sosyalizmin iktidar olmaması, bir anlamda, fazla “günah” işlenmemesine de neden oldu.

Buna karşılık, ya sol içi şiddet, sorusu yöneltilebilir. Ya da o bakkal soygunları falan neydi, itirazı yapılabilir.

Bunlardan dolayı sosyalizmi sorumlu tutmamak gerek.

Ya da kendi sol aşiretine duyduğun tepkiyi, sosyalizme mal etmemek gerek.

Milliyetçiliğin sol içindeki tortularına bakmak gerek.

Faşizmin yenildiği bir dünyada sosyalizm güzel bir düştü Türkiye için.

CHP’si, DP’si birlikte boğdular bu rüyayı.

Ve Türk Demokrasisi özürlü doğdu, sol ayaktan yoksun.

O ayak olsa, bu kadar çok darbe de yaşanmazdı.

Yoksa pekâlâ sol partilerin yer aldığı, sendikal hareketin yükseldiği bir Türkiye mümkündü 1945 yılında.

1975-80 arası iç savaş yaşandı, faşistler başarılı olmayınca asker devreye girdi ve bu kez sol kırım yaşandı.

Ve sol içi şiddet. Örgüt içi şiddet cabası.

Ve bütün bunların bedeli hâlâ ödenmekte… Ama bütün bu yıkımların külleri arasında bir insan hakları mücadelesi yükseldi ve her türlü tabunun kapısını araladı.