"Medyatik-Askerî-Endüstriyel blok": Kim derdi ki, General Dwight D. Eisenhower'ın "Askerî-Endüstriyel blok" tanımlamasına, 21. yüzyıl Türkiyesi'nden beklenmedik bir katkı gelecek?

Geçtiğimiz günlerde, P24'te Sedat Yılmaz'ın, "Vatan Sevgisi mi, Savaş Rantı mı?" başlıklı çok önemli bir yazısı yayınlandı.

Yılmaz, yazısına şöyle başlıyordu:

"Artık neredeyse savaş ve “vatan” savunmasından başka bir şey içermeyen medyanın dili, ilk bakışta bir tür “hamaset” ve ideolojik bir bakış biçimi gibi görünüyor. Ama “ilk bakış” her zaman bir olayı anlamak için yeterli değil. Biraz daha derine inmek gerekiyor ve indiğimizde de bu “vatan sevgisi” ve “kurtuluş savaşı” edebiyatının aslında iyi para ettiğini görüyoruz.

Medyadaki ayrımcı, ötekileştirici, ırkçı, milliyetçi, militarist, cinsiyetçi, kin ve nefreti körükleyen, sınıfsal aşağılamayı kullanmakta beis görmeyen dili, medya sahiplerinin faaliyet alanlarıyla yakından ilgili. “Devlet- iktidar” dalkavukluğu, “Kemalist-milliyetçi-militarist” çizgiyi iktidar değişimiyle takip eden “Türk-İslam” sentezcilerinin savaş haberciliğini övmesinin kaynağı yedikleri kaymakta saklı. Savaş çığlıkları atanlarla “güvenlik”, “savunma sanayi” adı altında silah üretimi ve ticaretinden para kazananlar aynı kişiler."

1990'larda, medya patronlarının banka sahibi olmaları, ülkeyi bedeli ağır bir finansal krize sürüklemişti; şimdi de, medya patronlarının silah endüstrisinde de patronluk yapmaları, "sessiz sedasız" Türkiye'yi büyük bir siyasi buhrana sürüklüyor. 

Sessiz sedasız diyorum ama, "Medyatik-Askerî-endüstriyel blok" şimdiden "acı meyvelerini" vermeye başladı.

Gene Yılmaz'ın yazısından alıntılarsak:

"Medyada hemen her gün “Vurduk, öldürdük, yok ettik, inlerine girdik, leşlerini aldık; son terörist kalana kadar; kahraman-Mehmetçik o dağın tepesinde; mağarada kıstırıldı; yeni İHA’lar göz açtırmıyor; SİHA’lar boş dönmüyor; kirpi önde gidiyor; Mehmetçik yeni silahlarla vurdu, Mehmetçiğin yeni silahı göz kamaştırıyor, milli ve yerli silahlar…” yayımlanan rutin “haberler” Türkiye’nin batısında ilgi çekmiyor olabilir; ancak belki de “Coğrafya kaderdir” meselesinden ötürü bu “haberler” her gün benim gözüme batıyor. Dolayısıyla özetle saydığım manşetleri atan medyanın “sahipleri kimdir” sorusu üzerinden medya-iktidar ve savaş ilişkisine derinlemesine bakmakta fayda var."

1990'lardakine çok da benzer bir şekilde, medyada bir yandan her türlü haberde, son derece "magazinel" bir ton hâkim. "Savaş" haberlerinde bile, insan hayatının söz konusu olduğu haberlerde de durum böyle...

1990'lardan farklı olarak, sosyal medya-televizyon-gazetelerin oluşturduğu değişik bir "şeytan üçgeni" var. "Karalama haberler" önce bedava dağıtılmak ve resmî kurumlarca satın alınarak "takıma" girmek dışında fazla da bir okura ulaşmayan gazetelerde yayınlanıyor. Sonra da, bu gazetelerdeki "atmasyon" haberler, televizyonda "haber-analiz" programlarında uzun uzun paylaşılıyor. Bu arada da, sosyal medyaya da bu haberler, troller ve otomatik mesaj atan bot hesaplar tarafından bol bol pompalanıyor. Oluşturulmak istenen "karalama algısı", bir yandan da, üzerinden oynanmış sahte resimler veya gene yalan dolan dolu görsel kolajların sosyal medyaya "salınıvermesi" ile destekleniyor.

"Terör" de, medyanın her türünün favori konusu... Tüm bu pompalanan "savaş dili", zaten kangren olmaya bırakılmış büyük bir toplumsal travma olan "Kürt Sorunu"nda, "Kürtler ve Türklerin kutuplaşması", "Kürt" ve "terörist" kavramlarının özdeşleştirilmesine neden oluyor.

"Medyatik-Askerî-Endüstriyel blok", Türkiye'de, "Askerî-Endüstriyel blok"a "medyanın katılmış hali" dedik. Biraz, kendisi de bir asker olan Eisenhower'ın ortaya attığı "Askerî-Endüstriyel blok" kavramının kendisine bakalım...

Öncelikle, şunu net biçimde ortaya koyayım: ben, bir sivil ve kesin bir savaş karşıtıyım. Ama, savaşın trajedisini ve yıkımını yakından gören askerler, bazen savaşla ilgili en can alıcı tespitleri yapanlar oluyorlar.

Dwight D. Eisenhower, İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin en üst düzey komutanı, Kuzey Atlantik Paktı'nın (NATO) ilk Yüksek Komutanı, ABD'nin 34. Başkanı; bu kimliğinin ötesinde, "askerî endüstrinin varlığını sürdürmek için savaşlar yaratması tehdidine" de dikkat çekmiş bir isim. 

Eisenhower, ABD Başkanlığı'na veda konuşmasında, "Military-Industrial Complex" (Askerî-Endüstriyel Blok/ Askerî-Sınai Blok) diye bir kavramı ortaya atmıştı. Eisenhower, 17 Ocak 1961'deki konuşmasında şöyle demişti:

"Amerika'nın tecrübesinde, dev boyutta bir askeri kurum [ordu] ve dev boyutta bir silah endüstrisinin kesişimi yeni bir durum. Bunun etkisi-ekonomik, politik, hatta manevi bakımlardan-tüm şehirlerde, tüm devlet kurumlarında, federal hükümetin her kademesinde hissediliyor. Ancak, bu durumun ağır etkilerini algılamamazlık etmemeliyiz. Emeğimiz, kaynaklarımız ve yaşamımız; tüm bunlar, bahsettiğim konuyla ilintili; toplumumuzun yapısının ta kendisi de.

Devlet kurumlarında, askeri-endüstriyel bloğun kanunsuz, kasti veya kasıt dışı, hukuksuz ve haksız bir etki kazanmasına karşı önlem almalıyız. Yanlış konumlandırılmış gücün, felaket getirecek yükselişine yönelik bir ihtimal söz konusu ve hep olacaktır. Bu ilişkinin, özgürlüklerimizi ve demokratik süreçlerimizi tehlikeye atacak bir ağırlık kazanmasına asla izin vermemeliyiz. Ancak tetikte ve bilgili vatandaşlar, savunmanın dev endüstriyel ve askeri sisteminin, barışçı metot ve ideallerimizle dürüst biçimde birleşmesini sağlayabilirler; ve böylelikle, güvenlik ve özgürlük beraberce gelişebilir".

ABD, Eisenhower'ın idealine ulaşmış gözükmüyor. Ülke, 1776'daki kuruluşundan beri, sadece 21 yılını savaşsız geçirmiş... ABD'nin "en uzun barış" dönemi, 1935 ile 1940 arasında, Büyük Ekonomik Buhran döneminde, beş yıllık bir süreç oldu. Bunun dışında da, Vietnam Savaşı'ndan sonraki üç yıl (1976'dan 1978'e) ve 1997 ile 2000 yılları, ABD'nin kimseyle savaşmadığı yıllar. 

Dünyanın geneline baktığımızda da, sadece Botswana, İsviçre, Japonya, Katar, Kosta Rika, Mauritus,  Şili, Panama, Uruguay ve Vietnam'ın son 10 yılı "çatışmasız" olarak geçiren ülkeler olduğunu görüyoruz. 

Yani "Askerî-Endüstriyel blok", dünyanın ciddi bir sorunu... Ama, medyanın işin içine katılmasıyla, Türkiye'de çok çok yakıcı bir vebalin faili olmaya gidiyor: sonsuz savaşların, sonsuz ölümlerin faili olmaya.

Değer mi para ve iktidar uğruna bu vebâlin faili olmaya?