2010'un başından beri, bir nevi geleceği gören ama kimseye derdini anlatamayan "Kassandra" olarak, "insansız hava araçları" başta olmak üzere, "insansız silahların", Türkiye, bölge ve dünya için ne büyük bir tehdit olduğunu yazıyorum. Ve maalesef  de, 2017'ye gelindiğinde bu konu karşımıza çok da feci bir şekilde çıkıyor.

Türkiye'ye "bayramlık elbise alınmış" gibi bir sevinçle tanıtılan insansız hava araçlarının (İHA), silahlı drone'ların kullanıldığı hiçbir yerde temiz bir sicili yok. 2009'da ben şu haberleri okuduğumda, tüylerim diken diken oluyor ve "Umarım Türkiye bugünleri görmez" diyordum:

“İsrail Ordusu, evlerinin avlusunda çay içmekte olan Filistinli aileyi insansız hava araçlarıyla yok etti. Aile önce vızıldayan insansız aracı gördü, arkasından da patlama gerçekleşti.”

23 Mart 2009 tarihli Guardian gazetesinden “Cut to Pieces: The Palestinian Family Drinking Tea in Their Garden” (Parçalara Bölündüler: Filistinli Aile Bahçelerinde Çay İçiyordu) başlıklı haber mesela. 16 Ocak 2009 tarihinde, bahçelerinde çay içen Gazzeli El Cerah ailesinin 7 bireyinden 6'sı, sabah kahvaltılarında bir  İHA tarafından öldürüvermişti. İsrail, 2002'den beri silahlı İHA'ları kullanıyordu; 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009'da sürdürülen "Dökme Kurşun Harekâtı"nda da, angajman kuralları iyice "hafifletilmişti".

Bunun anlamı da şu: Silahlı drone'lar, kilometrelerce öteden pilotlar tarafından yönetiliyor. Pilotlar, hedefi tıpkı bilgisayar oyunlarında olduğu gibi ekrandan izleyerek vuruyorlar. "Angajman kuralları gevşetildiğinde" ise, hedefin sivil olup olmamasına çok da aldırmadan, "gözünüze kestirdiğinizi" vuruyorsunuz.

Guardian'ın bahsettiğim haberi, İsrail Ordusu'nun "Dökme Kurşun Harekâtı" esnasında en az 48 sivili, silahlı drone'larla öldürdüğünü ortaya koymuştu. El Cerah ailesi dışında, boş bir sokakta yürüyen bir grup kadın ve bir tarladaki iki çocuk gibi âlenen sivil hedefler de, drone'ların kurbanlarından olmuştu.

O dönem İsrail kamuoyu ve ötesinde de, dünya kamuoyu bu ölümleri sorgulamıştı.

Şöyle de ilginç bir durumda olmuştu: aynı askeri okuldan mezun bir grup İsrail Ordusu askeri, savaştaki rollerinden gurur duyan biçimde, yaşadıkları tecrübeleri aktarmışlardı. Okullarının bülteninde çıkan ifadeleri arasında, sadece drone pilotları değil, keskin nişancıların sivilleri öldürmekte tereddüt etmediği zira, "Filistinlilerin hayatlarının, bizim askerlerimizin yaşamlarına  oranla çok çok daha değersiz olduğuna inandıkları" sözleri de yer alıyordu.

İfadeler arasında, bazı ordu hahamlarının yaşanan savaşın "dini bir mücadele" olduğuna yönelik "motivasyonları" da yer alıyordu. Ancak, bence bu "hayat değeri karşılaştırması" çok çok çarpıcı ve tüm ordu, hatta tüm bir toplumu etkisi altına alabilecek bir ruh hali...

Gene o dönem İsrail Ordusu eski Genelkurmay Başkanı Daniel Reisner, ülkesinde medyanın drone'larla sivillerin öldürülmesine yönelik eleştirilere, şöyle yanıt veriyordu:

"Uluslararası hukukun değiştiği bir dönemdeyiz. Eğer bir şeyi, yeterince çok ve uzun süre yaparsınız, dünya da kabullenir. Bugün uluslararası hukukta yasak olan bir şey, diğer ülkeler tarafından da yapılırsa, o zaman uluslararası hukuk da kabul edilir hale gelir. Biz, suçlu kabul edilenin suikast yoluyla öldürülmesi tezini icat ettik ve benimsetmek için çaba gösterdik". 

İsrail, silahlı drone'ları da gerçekten dünyada birçok ülkeye benimsetti. Londra merkezli ve Britanya başta olmak üzere dünya genelinde ülkelerin silahlı İHA'ların kullanmasını engellemeye çalışan sivil toplum kuruluşu "Drone Wars UK"in 2014 tarihli raporunun yazarlarından Mary Dobbing, "Askeri olarak İHA'ları kullanan ülkelerin hemen hepsinin drone teknolojisinin kaynağı İsrail'dir. Hatta, şöyle de diyebiliriz; bir drone'u alın ve bakın, içinde muhakkak İsrail teknolojisi bulacaksınız".  

Nobel Barış Ödüllü ABD Başkanı Barack Obama da, silahlı drone'ların yayılmasına en çok "katkı" sağlayanlardan... Zira Obama, ABD tarihinde "en çok silahlı drone saldırısı emri veren başkan".

Silahlı İnsansız Hava araçları, ABD Başkanı Barack Obama'nın 2008'de başlayan döneminde Afganistan, Pakistan, Somali, Libya ve Yemen başta olmak üzere, çok yoğun biçimde kullanıldı. Bu dönemde, Obama yönetimi tarafından, "cerrahi hassaslıkla gerçekleştiriliyor" denilen Silahlı İnsansız Hava Araçları saldırılarında, en az 1000 Afgan, Pakistanlı, Yemenli ve Somalili sivil yaşamını kaybetti. Tamamı kadın ve çocuklardan oluşan düğün konvoyları mı vurulduğu örnekler bile gerçekleşti.

Tabii, ABD yönetimi bu sayıyı kabul etmiyor; Beyaz Saray'ın teyit ettiği "drone kurbanı sivil sayısı", 64 ilâ 116.  Gerçek kayıp sayısını, ABD'de "bana ne terörle mücadelemizde Afgan, Pakistanlı ölüyorsa" demeyen ve sivil kayıp sayısını ısrarla araştıranlara borçluyuz.

ABD ve İsrail, silahlı insansız hava araçlarıyla hangi savaşı kazandı peki? Bitmeyen savaşlar yaratıldı sadece...

İnsansız hava araçlarının silahlandırılması sonucu, bir gün dünya, "son savaşını" yaşayacak. Bunu sadece ben değil, dünyanın en büyük "Yapay Zekâ" ve "Robotik" şirketlerinin kurucu ve yöneticileri söylüyorlar. Elon Musk gibi dünyanın geleceğini elinde tutan "AI-Artificial Intelligence" teknolojisini yaratan yöneticiler, Ağustos 2017'de Birleşmiş Milletler'e başvurarak, "İnsansız Hava Araçları" gibi "silahlı insansız askeri araçların yasaklanmasını" talep etti. Çünkü bu teknoloji bir gün dünyanın sonunu getirecek.

Biz ise, güle oynaya, dünyada gelişen teknolojinin sadece bu kısmını kucaklıyoruz. Ve kaldı ki, dünyada bu teknolojiyi "kendi sınırları içinde kullanan" tek ülkeyiz. Enteresan cidden.