Bu da oldu...

Bu da oluyor...

Tahir Elçi, resmen ve hukuken "terörist" ilan edildi. Şu haberleri de gördük, okuduk:

"Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Tahir Elçi'nin cenaze törenine ait fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşan bir vatandaşın 'Terör örgütü mensubunun cenazesine ait olan bir fotoğraf üzerine ‘yasta değil isyandayız’ şeklinde yorum yaptığı' gerekçesiyle cezalandırılmasını istedi."

OHAL Türkiyesinde, yargının bu kadar aşındığı, örselendiği bir ortamda, hukuksuzluğun hukukun ta kendisi olduğu bir ortamda hiçbir şeye şaşmamak gerek gerçi.

Zaten de, bilindiği gibi, 28 Kasım 2015'te öldürülmeden önceki günler Tahir Elçi için "zehir edilerek" geçmişti. 14 Ekim 2015'te, CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın tartışma programına katıldıktan sonra, öldürüldüğü 28 Kasım'a kadar geçen 44 gün 13 saatlik zaman dilimi, Elçi ve ailesine bir "korku tüneli" gibi yaşatılmıştı zaten.

14 Ekim 2015 akşamı, bir işi çıksa, müsait olmasa, gitmeyiverse, bir engel çıksa, o meşum programa gitmese, Tahir Elçi hala aramızda olabilir miydi?

Bu kahredeci sorunun cevabını kimse bilemez. Ama, onun gibi bir insanı, bir hukukçuyu yasaları kullanarak hukuken "terörist" diye damgalayacak karanlık dün de vardı, bugün de var. Fark eden tek şey, bu "karanlığın" bir norma, hatta Türkiye'de istikrarlı biçimde varlığı sürdüren tek norma dönüştürmesi.

Geri dönelim: Elçi, zaten ömrünün son günlerini, hakkında açılan "Terör örgütü propagandası" davasıyla boğuşarak geçirmişti. Hakkında 7.5 yıl hapis isteniyordu. 19 Nisan 2016'da duruşması olacaktı Tahir Elçi'nin: ömrü kendisini savunmasına vefa ettirilmedi. Dava, sonunda mahkemelerin tüm soğuk donuk ruhsuzluğunu yansıtan, kasvetli gri cümlelerle düşürüldü:

“Her ne kadar sanık Tahir Elçi hakkında Terör Örgütü Propagandası yapmak suçundan 3713 sayılı Kanunun 7/2-2.cümle ve TCK 53. Maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de sanığın alınan nüfus kayıt örneğinde Diyarbakır C. Başsavcılığının 01.12.2015 tarih ve 2015/42413 sayılı tespitine istinaden 28.11.2015 tarihinde öldüğü anlaşıldığından hakkındaki kamu davasının TCK 64/1 ve CMK'nın 223/8 maddeleri gereğince düşürülmesine.”

Düşürülen aslında nedir?

Herhalde, bir dava dosyasından diğerine, Tahir Elçi'nin itibari ve onuru değil düşürülen...

Düşürülen, Türkiye'nin kendisi; Türkiye'nin kendini içine düşürdüğü hâl.

Düşürülen; ayağa düşürülen bir ağır ceza mahkemesinden bir başsavcılığa, hukukun kendisi...

Bugünün gelişi belli değil miydi: belliydi. Tahir Elçi'nin cenazesinin fotoğrafları "PKK cenazesi" diye sık sık medyada, üzerinde oynamalar yapılarak paylaşılıyordu. Trol-troliçeler ve sadık müritleri tarafından, "terörist cenazesi" diye lanse edilerek paylaşılan karelerdeki simalardan özellikle kızı Nazenin'in görüntüsüne bakamıyordum. Müthiş bir acı kazınmış yüzüne, yaşlar o gözlerde nasıl yaşlar...Ve bazı "insanlar", o acı akan gözlere, o gözlerdeki yaşlara bakmadan, "terörörörörööörörö" gibi kelimeleri saçarak, hunhar bir saldırganlıkla bu yas, elem, keder dolu fotoğrafları, "terörist cenazesi" diye paylaşıyorlardı.

Gene "trollerin hukukun" dönüp gelip de, ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuku olacağına inanamıyor insan.

Ama...

Bu da oldu...

Bu da oluyor...

Tahir Elçi'den, kendi kendini sıfırdan yetiştirmiş bir hukuk insanı ağusunda sarmalayıp kaybeden, faili meçhul kılan, bir de üzerine "terörist" diye damgalayan bir karanlıkla karşı karşıyayız.

Sur'u da aynı ağulu karanlığın sarmalamasıyla sır ettiler, faili meçhul ettiler, haritadan sildiler.

Biz, Tahir Elçi'yi, Kurşunlu Minare önünde, Diyarbakır'ın kültür mirasının korunması için yaptığı konuşma, kayda geçen son sözleri ile analım; o karanlığa bir saf ateş düşsün. Yüreğimizdeki yangının, sadece bir kıvılcımı bu karanlığı yırtsın:

“Biz Diyarbakırlılar olarak, Diyarbakır Barosu olarak tarihi değer ve eserlerimize, insanlığın bin yıllık emeğine, birikimine, bu kadim şehre sahip çıkalım. Biz buradan çağrı yapmak istiyoruz. Biz bu tarihi bölgede bir çok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış, bu kadim bölgede ,insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz. Bu amaçla, bugün arkadaşlarımla, Diyarbakır Barosu üyesi arkadaşlarımla ve Diyarbakırlılarla birlikte buradayız. Buradan demokratik tepkimizi ifade etmek için buradayız. Bu davranışı tarihe yönelik, bu şiddet eylemini tarihi bir değere yönelik bu suikastı, saygısızlığı kınıyoruz. Tarihine, tarihsel değerlerine, tarihsel mirasına sahip çıkmayan toplumlar doğru ve güvenli bir gelecek de kuramazlar. Bu nedenle tarihimize, değerlerimize, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkalım diyoruz”.