Kuşkusuz 20. yüzyıl yaşanan acılar ve baskılarla tahakküm ve sömürü altında geçti. Savaşlarda yaşanan göçler, mülteci durumuna düşen insanlar, yitirilen yaşamlar, evler, duygular. 20. yüzyılın sonu ile 21. yüzyılın başında yaşadıklarımız bunlardan farklı değil.

Eşitsizliğin ve adaletsizliğin arttığı, evrensel insani değerlerden uzaklaşıldığı, doğanın hareketli hareketsiz tüm varlıklarıyla tahrip edildiği, fanilik değerini hiçe sayan açgözlülüğün ve tatminsizliğin ağır bastığı bir yerdeyiz.

2018 Küresel Adaletsizlik Dünya Yoksulluk ve Eşitsizlik Raporu’na göre; küresel servetin %65’i Kuzey Amerika ve Avrupa’da bulunmakta. En fazla yoksulun yaşadığı Afrika ise küresel servetin %1’ine dahi sahip değil. Gelişmiş ülkelerdeki kişi başı servet her geçen gün artarken yoksul ülkelerde servetin yurt dışına kaçırılmasına paralel bir şekilde bu oranda gerileme yaşanmakta.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2011 yılında yayımladığı verilere göre insanların tüketmesi için üretilen gıdaların üçte birinin, yaklaşık olarak 1,3 milyar ton gıdanın, üretim zinciri boyunca israf edildiği ortaya konulmuş. İsraf edilen bu gıda, her gün aç yatmak zorunda kalan 821 milyondan fazla insanın doyurulmasına yetecek seviyede. 

Yoksulluğun nedenleri arasında yer alan altyapı yatırımlarının önemli bir kalemi olan elektrik hizmetine erişimin de aynı ülkelerde çok düşük seviyelerde gerçekleştiği bilinmekte. Dünya Bankası’nın yayımladığı verilerde 2016 yılında Burundi’de halkın sadece %7,6’sının, Çad’da %8,8’inin, Malavi’de %8,9’unun elektrik erişimi bulunmakta. Dünya genelinde elektrik erişimi bulunmayan insan sayısı 1 milyardır.

Ünlü ekonomistler ve sosyal bilimcilerden oluşan bir ağ tarafından hazırlanan 2022 Dünya Eşitsizlik Raporu, pandemi başından bu yana küresel hane halkı servetinde dolar milyarderlerinin payının 2020 başlarındaki yüzde 2 düzeyinden yüzde 3,5'e sıçradığını gösteriyor. Dolar milyonerlerinin payı da yüzde 10'dan yüzde 11'e yükselmiş durumda.

Rapora göre dünyanın birçok bölgesinde en zengin yüzde 10'luk kesim, toplam servetin yüzde 60 ila 80'ini elinde tutuyor. Raporda "hane halkı serveti en az 19 milyon dolar olan" süper zengin yüzde 0,01'lik kesimin - 520 bin kişiden oluşuyor - toplam servetteki payını geçen yılki yüzde 10 düzeyinden yüzde 11'e yükselttiği aktarılıyor. Bu kesimin 1995 yılında toplam servetteki payı ise yüzde 7'ydi.

Bu durum “pandemi” den önce de zaten hiç eşit olmayan küresel servette bir kutuplaşma olduğunu gösteriyor. Servet daha fazla iktidar ve etki gücü sağlarken eşitsizliği arttırmakta.

Latin Amerika ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi, dünyanın en adaletsiz coğrafyaları olarak öne çıkarken, bu bölgelerde toplam servetin yüzde 75'inden fazlası en zengin yüzde 10'luk kesimin elinde.

Forbes'un her yıl yayımladığı milyarderler listesine bu yıl rekor sayıda (2.755) yeni dolar milyarderi eklenirken, bu bireylerin toplam serveti de geçen yılki 8 trilyon dolardan 13,1 trilyon dolara çıkmış durumda..

Yoksullukla ekonomi ve sağlık alanında meydana gelen eşitsizlikler arasındaki neden sonuç ilişkisi, en çok çocuğun hangi bölgelerde öldüğü verilerinden de ortaya çıkmakta.  Elde edilen verilere göre, dünya genelinde 5 yaş altında ölen her 100 çocuktan 51’i Sahra-altı Afrika’da, 30’u Güney Asya’da, 9’u Doğu Asya’da, 4’ü Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, 3’ü Latin Amerika’da ve geriye kalan 3’ü de Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Amerika’da.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yayımladığı rapora göre, 2015 yılında dünya genelinde 300.000 kadın başka bir ifade ile günde 830 kadın, doğum sırasında ölmüş. Ölümlerin yaklaşık %99’u gelişmekte olan ülkelerde, bunların da %65’i Afrika kıtasında meydana gelmiş. Diğer ölümler  sırasıyla Güney Asya ve Ortadoğu bölgelerinde gözlenmiş.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, yüksek insani gelişmişlik değerlerine sahip ülkelerde ortalama eğitim süresi 11,8 yıl iken, az gelişmiş ülkelerde bu süre ortalama 5,1 yıl. Ülkelere göre ortalama eğitim süreleri Norveç, Avustralya, İsviçre gibi en gelişmiş ülkelerde yaklaşık olarak 13 yıl; Çad, Nijer, Burkino Faso gibi Sahra-altı Afrika ülkelerinde ise iki yıldan daha az. 

Bir ülkenin sınırları içinde yaşayan insanlar arasındaki gelir uçurumu kuşkusuz önemli bir sorun. Bu durumun küresel boyuta taşındığı ve bu kez ülkeler arası eşitsizlik haline dönüştüğü günümüz dünyasında ise çok büyük bir küresel adaletsizlik düzeni söz konusu. Bu çarpık durum genellikle ekonomik az gelişmişlik, teknolojik yetersizlik, yüksek borçlanma, eğitim imkânlarının kısıtlı olması, yolsuzluk gibi birçok faktöre bağlı olarak ortaya çıkmakta.

Özellikle 1980’li yıllarda dünyada görülen liberalleşme hareketlerinin yol açtığı özelleştirme furyası ve akabinde Doğu Bloğunun dağılması ile birlikte devletlerin ekonomideki rolü her geçen gün daha fazla azaldı. Yapılan özelleştirmeler ülkelerde yeni bir oligark/elit tabakanın ortaya çıkmasına ve ekonomik büyümenin büyük bir kısmını bu tabakaya mensup zenginlerin elde etmesine neden olmuş durumda.. 

Bu duruma örnek olarak Sovyetlerin parçalanmasından sonra Rusya’da özelleştirmelerin başını çektiği oligarklar veya Çin’de 1980’li yıllardan sonra ortaya çıkan zengin aileler verilebilir. Dünya kapitalist sistemine yeni katılan ülkelerdeki adaletsiz durum, bu sistemin Batı’daki aktörleri açısından daha vahim olarak ortaya çıkmakta

Ülke içinde de uluslararası alanda da zenginler artık yoksulların yerine ödemede bulunmayı istememekte, hatta onları başlarından atmak istemekteler. Bir yanda savaşların ya da  iç çatışmaların dışarıya doğru savurduğu insanlar. Diğer yanda küresel adaletsizliğin, yoksulluğun ve eşitsizliğin kurbanı olup, ölümü göze alarak insanca bir hayat umuduyla  sürüklenenler.

Ömer Faruk “Bir aşağılama aracı olarak çöp” isimli ciddi referans ve tespitlerle dolu yeni kitabında atık, çöp muamelesi gören insanlardan söz ederken içinde bulunduğumuz devletli toplumsallıktaki ortak sorumluluğumuza işaret etmekte.Faruk, Ivan Klima’yı (Sevda ve Süprüntü) referans gösterir. “Dışarıya atılmışları” temizleyen polis, cellat, işkenceci, gardiyan ve yargıçlar sistemin süpürgeleridir. Süpürge varsa atılan ( atık ) ve aşağılanan olarak “süpürülen” ( çöp ) de vardır. Zenci, evsiz, eşcinsel, çingene ilk süpürülenlerdir. Çünkü “ Çöp ancak kimliksiz olduğunda tehlikesizdir.” ( Mary Douglas- Saflık ve Tehlike- Faruk-a.ge)

“İlk elde , bunların ideal düzene karşı birer tehdit olmaları bakımından uygunsuz oldukları konusunda toplumsal bir mutabakat vardır. Dolayısıyla bu süprüntüler  sakıncalı görülerek hemen uzaklaştırılır.” ( Douglas- a.g.e)

Çöp bir aşağılama, değersizleştirme aracı olarak dolaşımdadır. Faruk’a göre devletli toplumlar, çöp ve kötülük üreterek aşağılama mekanizmaları kurarlar. Atılanın çöpe dönüşerek tehlike üretemeyecek yeni bir biçime razı olması gerekir. Bu yüzden mevcut toplumsal mutabakatlar çöpe atılmayı onaylar.

Elias Canetti’nin  söylemiyle “ Gerçek cellat, idam sehpasının etrafına toplanmış olan kitledir.” İnsan tek tipleşip, piyasa toplumunun gönüllü tüketicisi haline gelirken sınır çekme, duvar yapma ve savaşarak öldürme arzusunu cellada aktarmıştır. 

“Duvar yapan ve düzenli ordu kuran her devletli toplumsallık bir suç ortaklığı örgütlenmesidir.” ( Abdülgaffar el Hayati- Faruk-a.g.e) 

Savaş ya da  yoksulluğun olduğu  bir ülkeden kaçıp başka bir devletli toplumsallığa sığınanların, sınırları, duvarları zorlarken ölenlerin, sınırlara ulaşıp tecrit kampında tutulanların aslında gidecek bir başka yerleri yoktur.  

Değişirken çelişkileri artan, çözülerek parçalanan, suç ortaklığına dayalı bir dünyada yaşıyoruz. Devam edeceğim.