İnsanın yarattığı bütün mekanlar bir şekilde düşünceyi ve yaşama bakış açısını yansıtır, onu ete kemiğe büründürür.

Her toplumun, iktidarın, inancın ya da yaşam biçiminin kendine has bir mekan anlayışı vardır. Yaşama bakışınızı kamusal alanlara, ticaret yaptığınız ve yaşadığınız her yerdeki mekanlara yansıtırsınız.

Hele inançlar açısından durum en küçük ayrıntılara kadar iner.

Mekanın yapısında kullandığınız motiflerle, sembollerle ve mimariyle inancınızın ana felsefesini yansıtırsınız.

Bir inancın sahibi kendi kutsal mekanlarından birini ziyaret ettiğinde, gördüğü ve dokunduğu her yapı, her köşe, her motif ona bir şeyler anlatır. İnancını, kutsallığını ve yaşam felsefesini anlatır. O inancın dışından gelen birinin ziyaretti ise orada görecekleri ile o inanç topluluğunu tanır.

Bütün dinlerin ve inançların kutsal saydıkları mekanlar, onları anlatır size. En önemli dini ritüellerini orada gerçekleştirir, üstlerindeki ‘yüklerinden arınır’ ve toplumun içine oradan yeniden çıkarlar.

Alevilerinde diğer inançlarda olduğu gibi kendi kutsal mekanları vardır. Bu mekanların kutsallığı aslında Alevilerin kısaca ‘YOL’ olarak tanımladığı inançlarına hizmet etmesinden kaynaklanır. Bu kutsal mekanlar bazen Nevşehirin Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaşı Veli Dergahı iken bazen de Dersimin hemen yanı başındaki Hızır’ın mekanı Gole Çeto ya da Munzur’un kendisidir. İlla da yapılı bir mekan olmasına gerek yoktur. Hacıbektaş’taki Beştaşlar gibi, Dersimdeki Munzur Gözeleri, Adıyaman’daki Baba Kasımın Ulu Çınarı gibi.

Devlet her daim kendi resmi dini/mezhebi dışında kalanların öncelikle kutsal mekanlarına müdahale etmiş, bazen yıkmış-yakmış, bazen itibarsızlaştırmak için bin bir türlü kara iftiralarla aşağılamış, bazen de el koyup kendi dini merkezlerine dönüştürmüştür.

Türkiye de camiye dönüştürülen o kadar çok diğer dinlerin/inançların mekanları var ki saymakla bitmez.

Alevilerin yakılan yıkılan, dönüştürülen, içi boşaltılan kutsal mekan, ziyaret ve türbelerin sayısı oldukça fazla. Yine bu yakma, yıkma, el koyma pratiklerinde el konulan inancın sembolleri, objeleri, el yazmaları, tarihten gelen emanetleri var ki söylemekle bitmez.

Dersim katliamında bu güne tahrip edilen yol ermişlerinin türbelerini mi söyleyelim yoksa 12 Eylül askeri cuntası döneminde askeri görevlilerin önemli ziyaretlerin kapı eşiklerine astıkları yazılarımı söyleyelim yoksa bu mekanların bayrak ve siyasi figürlerle donatılmasını mı söyleyelim yoksa kutsal sayılan ağaçların yakılmasını mı söyleyelim.

Bu müdahalelerin bir tanesi de bu günlerde yine Hacıbektaş Veli Dergahın da yapılmak isteniyor.

Osmanlıların başına Nakşibendi şeyhi atayıp içine cami yapması yetmedi, cumhuriyet döneminde önce kapatılıp sonrada Kültür bakanlığına devredilip müze haline getirilmesi de yetmedi şimdi de iş makinalarıyla bir taraflarını yıkıp, yeni eklentiler yapmak istiyorlar.

20 Eylülde kepçelerle dergahın bahçesine girip bazı eklentileri yıkmak ve yeni yapılar yapmak istemişlerdi. Buna karşı Aleviler tepki gösterip bazıları da orada nöbet tutup engellemişlerdi.

Şimdi de öğreniyoruz ki 7 Kasım da Nevşehir, Kayseri ve Hacıbektaş’taki kamu kurum yetkilileri bir toplantı yaparak, Hacıbektaşı Veli Dergahında yapılacak değişiklikleri konuşmuşlar. Siz kimsiniz? Ne hakla böyle bir iradeyi kendinizde buluyorsunuz?

Hünkar Hacı Bektaş Veli Derneği Danışma Kurulu Başkanı Recai Aksunun Pir Haber Ajansına verdiği demeçte bütün Alevi kurumlarını duyarlı olmaya çağırıyor ve ekliyor “Biz Dergâhımıza sahip çıktık, bundan sonra da sahip çıkacağız!
Biz tüm inanç merkezleri gibi camiye de saygılıyız, siz de bizim ibadet merkezimize saygılı olun. UNESCO ile 17 Ekim 2003’te imzalanan sözleşmeye de uymuyorsunuz. Kültür Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’na bağlı kültür varlıkları ve müzeler Genel Müdürlüğü’nün görevi taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının korunmasını sağlamaktır.”

Yapılmak istenen sadece yapısal fiziki değişiklikler değildir aslında. Osmanlının başlattığını devam ettirip Alevi inancının izlerini silmek, mekanın içini boşaltmaktır. O yüzden bu mesele bütün Alevilerin ve onların örgütlerinin temel meselesidir.

Öncelikle Hacıbektaş’a bağlı taliplerin, çelebilerin, babaların ve elbette çok hızlı bir tepki koyması gerekir.

Alevi örgütlerinin de bu süreci toparlayıp organize etmek için daha aktif bir tutum almasında fayda var.

Aklımdaki birkaç soruyla bitirelim.

Neden Hacıbektaş ilçesi belediye başkanı bu kadar müdahale girişimi varken neden hiç sesini çıkarmaz?

Hacıbektaş belediye başkanı da bu toplantıların neresinde yer alıyordu?

Hacıbektaş ilçesindeki Hacıbektaşlılar seçtikleri belediyenin tutumuna ve mekana müdahale girişimlerine neden sessiz kalırlar?