Bugünlerde, Türkiye’den başlayarak dünyanın dört bir yanında farklı çizgilerdeki Alevi kurumları, yöre dernekleri ve değişik örgütlenmeler Maraş katliamına ilişkin anmalar yapıyor. Bu anmalar genellikle paneller ve basın açıklamaları şeklinde gerçekleşiyor.

Anmalarda öne çıkan temel argüman, yaşamını yitirenleri hatırlanması ve sorumluların açığa çıkarılıp hesap sorulmasıdır. Bu elbette doğrudur ve yapılmaya devam edilmelidir. Ancak geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi esas sorunlardan bir tanesi katliamın yarattığı sonuçların yeterince tartışılmamasıdır. Yani demografik yapının değiştirilmesi ve Maraşın büyük oranda Alevisizleştirilmesi üzerinde ısrarla durulması gerekir. Çünkü şimdiye kadar bu tür saldırıların hedefi olan birçok kesimin, geçmişte artık bu ülkede yaşayıp yaşamadığı bile neredeyse hatırlanmayacak durumdadır. Bu toprakların en eski kadim halklarına ve inançlarına yabancı gözüyle bakılıyor artık. Ermeniler, Rumlar, Ezidiler, Süryaniler, Hıristiyanlar gibi kesimlere yapılan budur. Bu sonuç, sistematik olarak yapılan baskı, saldırı ve asimilasyonun doğal sonucudur. Fiziken imha edilemeyenlerde ya zorla göç ettirilerek bu topraklardan kopartıldı yada asimilasyon politikalarıyla karşıtına dönüştürüldü.

Maraş ve benzeri katliamlarla Alevilere yapmak istedikleri de diğerlerine yapılanın aynısıdır. Ezidiler, Süryaniler, Ermeniler, Rumlar gibi kesimlere yapılanın aynısı yapılmak isteniyor. Tam bir kader ortaklığı aslında.

Koçgiriden başlayarak bu güne kadar yapılan saldırılar, katliamlar, sürgünler, göç ettirmeler ve asimilasyon politikaları birbirinden bağımsız değil, tersine birbirini tamamlayan komplike uygulamalardır.

Hedef aynıdır. Diğerlerine ne yapıldıysa Alevilere de aynısı yapılıyor. Bu uygulama çoktan beri yürürlüktedir ve geçmişten bu güne devam etmektedir.

Her ne kadar ‘bazı Aleviler’ meseleye böyle bakmayıp, kendilerini asli unsur, devletin ve laikliğin esas sahibi gibi görüyor olsa da durum budur.

Bazı Alevi kurumları ve çevreleri bütün çabalarını devlete, sisteme eklemlenme üzerinden yürütüyorlar. Bütün ilişkilerini ve bakış açılarını devlet, iktidar üzerinden şekillendirme gayreti içindeler. Onun dışında kendilerine bir yol açamayacaklarını düşünüyorlar. Alevilerin yaşadığı sorunları tek tek iktidarlar, partiler ve kişiler üzerinden okuyorlar. Her yaşadığımız saldırı karşısında derhal bir suçlu buluyor ve geri kalanın üzeri kapatılıyor. Böylece esas katiller, işin arka planı, yapılmak istenen kaybolup gidiyor.

Koçgiri de Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman, Dersim de General Alpdoğan, Ortanca da gerici softalar, Kırıkhan da ve Malatya da ırkçı sivil faşistler, Maraş’ta ülkücüler, Çorum da ülkücü ve gericiler, Sivas ta şeriatçılar, Gazi de faşistlerdir suçlu olan. Evet, tümü doğru ama sadece görünen maşalardır bunlar. Bu katillere arka çıkanlar, onları silahlandıranlar, onlara kahramanlık madalyaları takanlar, suçüstü olanları mahkemelerden serbest bırakanlar, sırtlarını sıvazlayanlar kim? Devletin burada ki rolünü görmemek, körlük değilse eğer bu senaryoları yapanlarla işbirliği ve ortaklıktan söz etmemiz gerekmez mi?

Devletin ve iktidarların bu katliamlardaki rolünü sorgulamaya başladığınızda ilk karşınıza dikilen, sizi suçlayan, siyaset yapmakla itham edenler kendisine Aleviyim diyenler oluyor. Devlete, hükümete ve bilmem kime laf ettirmeyen bu kesimler Alevi toplumunun sırtından geçinenlerdir aynı zamanda.

Eğer biz, hızır paşaya boyun eğmeyen, zulme karşı boyun eğmeyen Pir Sultan Abdal olmayacaksak, eğer biz, haktan adaletten bir düzeni savunan Şeyh Bedrettin olmayacaksak, eğer biz, sevgiyi kardeşliği ören birer Yunus, birer Mevlana, birer gönüllerin Sultanı Hacı Bektaşi Veli olmayacaksak, ve bizler, evet bizler, üzerine çıktığı sehpayı kendi ayaklarıyla deviren ve ölürken de “kahrolsun amerikan emperyalizmi, yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” diyen birer Deniz olmayacaksak, zindanlarda ser verip sır vermeyen İbrahim olmayacaksak, Mahir olmayacaksak, o fidanlardan herhangi biri olmayacaksak, bırakın bu dernekler kapansın” sözleri PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe'ye ait.

Erçe'nin de dediği gibi, ben Alevi örgütüyüm iddiasında olanlar eğer toplumun sorunlarıyla uğraşmayacak, mücadele etmeyecekse niye var o zaman? Bırakın Maraş’a gitmesin, Sivas’a, Çorum’a, Dersim’e gitmesin. Hatta bırakın kapansın gitsin. Yapmış, ilgilenmiş, uğraşmış, çözüyormuş gibi görünmesin ve Alevilerin sırtından kendine paye biçmesin.

Bu anlayışın hakim olduğu bir çok kurum bu gün maalesef Alevi toplumuna yönelmiş tehditlerin üstünü kapatmakta, toplumun bu tehditleri görmesine engel olmaktadır.

Hükümetle görüşüyorsun, yetkililerle görüşüyorsun ama neyi çözüyorsun? Alevilerin hangi sorununu çözebiliyorsun?

Alevilere koskoca bir çarpı atılmışken siz neyin peşindesiniz?