Türkiye’deki eğitim politikaları hep tartışılır oldu. Eğitimin; laik, bilimsel, kamusal ve anadilde olmasıyla ilgili yıllardır birçok çevre farklı gerekçelerle eleştiriler yaptılar, eylemler gerçekleştirdiler.

Eğitim sorunu bu gün ortaya çıkmış bir sorun değildi. Daha köklü, tekçi, mezhepçi, dinci, ezberci, bilimsellikten uzak ve yeni kuşakları sisteme entegre eden bir amaca hizmet ediyordu. Bunun için çokça eleştiriyi hak eden bir noktadaydı.

Farklı inançlar ve etnik gruplar açısından baktığımızda da mevcut eğitim sistemi tekçiliğinden, ötekini yok saymaktan geri durmuyordu.

Meseleyi isterseniz Aleviler üzerinden değerlendirelim.

Sadece bu iktidar döneminde değil, geçmişte de bu inanç grubu yok sayılmakla kalmadı aynı zamanda sayarak bitiremeyeceğimiz kadar bir sürü baskı ve katliamla yüz yüze kaldı. Tıpkı Osmanlı da olduğu gibi Alevilik sapkınlık olarak değerlendirilip, Hacıbektaş ta olduğu gibi dergahlarına el konuldu,  ibadetleri gizlice yapılmak zorunda bırakıldı.

Geçmişteki ders kitapları ve okul kütüphanelerindeki kitaplar bir sürü kara iftiralarla doludur.

Ders kitaplarında büyük iftiharlarla, devrim gibi sunulan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu anlatılırken Alevi çocukları evlerine gelen, büyük saygı duyulan Pirlerin-Seyyidlerin-Dedelerin-Anaların aslında üfürükçülerle, muskacılarla aynı kefeye konulduğunu görüp dehşete düşüyorlardı. Kendilerini yok sayan bu anlayış aynı zamanda laiklik olarak sunuluyordu.

Bütün bunlara rağmen Alevi toplumu seküler yaşamı benimseyenlerle birlikte olmuş, her ne kadar gerçek olmazsa da, devletin Sünni Hanefi mezhebinin cilası olarak kullanılsa da laiklik kavramını bir umutla sonuna kadar sahiplenmişlerdir.

Cumhuriyet başından beri kendi denetiminde olmak koşuluyla bir inancı-mezhebi kolları altına almış, diğer tüm diğer inançları ve toplumu, hatta diğer Sünni mezhepleri onun ölçülerine göre değerlendirmiştir. Merkezine almış olduğu bu mezhebi aynı zamanda Türkçülüğün de tamamlayıcısı olarak değerlendiriyordu.

Devlet bütün eğitim-öğretim süreçlerini ve kamusal alanın tümünde bu mezhepsel ve etnik temeli esas alarak kendisini örgütlüyordu.

Bu güne baktığımızda durum çok daha vahim bir durumdadır. Ancak bu günü değerlendirdiğimizde geçmişte yaşananları göz ardı edemeyiz. Çünkü bu günü ortaya çıkaran nedenler, bu ülkenin geçmişinde apaçık ortadadır.

Bu günün iktidarına dikensiz gül bahçesini sunanları sistemin geçmişteki uygulayıcılarında aramalıyız.

Çok değil 70-80 yıl öncesinde bu topraklarda farklı kesimlere yönelmiş katliamlara ve zorla göç ettirmelere rağmen tam da mozaik diyebileceğimiz çok sayıda inanç gurubu, etnik gurup ve farklı yaşam biçimi vardı.

Cıvıl cıvıl fışkıran farklı hayat tarzları, inançlar vardı. Her biri diğerinden, yeni bir şey öğrenirdi. Tamda bu farklılıkların olduğu yerde laiklik daha da anlam kazanıyordu.

Peki şimdi ne var?

“Bu ülkenin yüzde doksan dokuzu Müslüman” klişesini duymadığımız gün yok gibidir. Yüzde birin de kim olduğunu bilmiyoruz ayrı mesele.

Ne oldu da herkes bu yüzde doksan dokuzun içine hapsoldu?

Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ezidiler, Süryaniler, Ateistler ve daha nicelerine ne oldu? Bunlarda mı bu yüzdenin içindeler? Değillerse nerededirler?

Geçmişte toplum yaşamında oldukça etkili olan bütün bu kesimlerden artık eser kalmamıştır.

Katliamlar, zorla göç ettirme, baskı ve asimilasyonun sonucu olarak bu inançların bir kısmı ya tümden yok oldu, göç etti ya da hep söylenen o yüzdenin içine girip kayboldu.

Her şey doksan dokuzun içine girince, şartlar ve koşullarda toplumu ikna etmişse, kim neden laiklik istesin ki?

Kim neden laik ve bilimsel eğitim istesin ki?

Kim neden her sokak başında bir cami inşaatına, kamusal alanın ve eğitimin dinselleştirilmesine karşı çıksın ki?

Büyük çoğunluk “Müslüman’ım” diyor ve her şeyin dinselleştirilmesinden rahatsız olmuyor.

Her şeyin dinselleşmesinden rahatsız olanlar ve laikliğe sahip çıkacak olanlar bu ülkenin geçmişinde tasfiye edildiler.

Demem o ki; bu gün yaşananların tümü geçmiş uygulamaların ürünüdür. Erdoğan’ı da iktidarı da siz büyüttünüz, önünü açtınız, şimdi de başınıza bela.

Demokrasi İçin Birlik Forumunda Alevi Bektaşi Federasyonu adına konuşan Tuncer Baş “Böyle devam ederse, mücadelenin her alanında olan biz Alevileri gelecekte buralarda göremeyeceksiniz. Gidişat bizim tümden yok etme üzerinedir” tespiti bence çokça ciddiye alınması gereken bir değerlendirmedir.

Birçok badire atlatıp bu güne gelenler büyük bir tehlike ile karşı karşıyalar.

Şimdi yapacak iki şey var.

Önce geçmişinle yüzleş sonrada demokrasi, laiklik ve özgür bir gelecek için birlik ol.