38 yıl önceydi. Bu topraklar büyük bir katliama ve vahşete tanıklık edecekti.

Üzerinden yıllar geçmiş, katliamın eskittiği bir kuşağın yanında göçüp gitmişleri de buradan yad edelim.

Geriye acılarını ve hiç sönmeyen memleket hasretlerini de bırakıp göçenlerin yanında gurbet ellerde olanları da unutmanın eşiğindeyiz neredeyse.

Yıllardır bu katliamın nedenlerini ve sonuçlarını bir şekilde tartışıyoruz. Şu çok açık ki, Maraş katliamının esas sorumluları hiçbir şekilde açığa çıkarılıp yargılanmadı ve toplumsal bir yüzleşmede olmadı. Bunun yanında yaşanan bir başka gerçekliği hep göz ardı ettik, etmeye de devam ediyoruz.

Sürekli bir espri gibi anlatılır. “İngiltere de bir mahkeme yargıcı Maraşlıya sorar. Elbistan ( Pazarcıkta olabilir) Ortadoğu'da nereye düşer yani nasıl bir ülke. Oradan mısınız?” Gerçekten böyle bir diyalog gerçekleşti mi şahsen bilmiyorum ama bunu defalarca şaka yollu da olsa duymuşluğum vardır.

Bence bu cümleler Maraş katlimınının nedenleri ve yarattığı sonuçları görmemiz açısından oldukça önemlidir.

Maraş katliamının yaşandığı süreçte insanlar canlarını kurtarmak için büyük oranda daha güvenli gördüklere yerlere sığındılar. Güvenli alanlara göçenlerin büyük bir bölümü bir daha Maraş’a geri dönemedi. Sadece saldırıya uğrayan yerleşim yerlerindeki Aleviler göç etmedi, başkaları da gitti.

Olaylar durulduktan sonra Maraş’ın genelinde, saldırıya uğramamış dahi olsalar Aleviler güvensiz gördükleri bu şehirden hızlı bir şekilde çıkmaya başlamışlardı.

Maraş’ı terk edenler, geride evlerini, topraklarını, mezarlarını ve yaşanmışlıklarını bırakıp gitmişlerdi.

Bu gidiş geri dönüşü olmayan bir terk ediş değildi. Öyle de düşünmüyorlardı çünkü her şeyleri geride kalmıştı. Ortalık sakinleşince, saldırı atlatılınca tekrar yaşamlarına, topraklarına geri döneceklerdi ama öyle olmadı.

Bu gidişin bir dönüşünün olmayacağını sonradan öğreneceklerdi.

Uzaktan izlediler, gelen gidenden haberler aldılar, devletin tutumunu baktılar, başka başka yerlerde Alevilere ve diğer kesimlere olan saldırıları gözlemlediler, sonrada geçmiş tarihlerindeki acıları hatırladılar. Üstüne üstlük 12 Eylül darbesini gördüler.

Evet, artık geri dönecek, sığınacak bir yerleri yoktu. Bu topraklar yeni katliamlara gebeydi.

Ve geri dönmediler.

Maraş’ı terk edenlerin büyük bir bölümü mallarını ve mülklerini tıpkı Rumlar ve Ermeniler gibi haraç mezat ellerinden çıkardılar. Kimisi metropollerin, kimisi Avrupa’nın yolunu tuttu. Hayatlarını orada kurdular.

Çok az insan kaldı Maraş ta, onlarda ağırlıklı köylerde. Köylerde yaşayanların bir kısmı terk etmedi, terk etse bile topraklarını elden çıkarmadı. Bir şekilde bağını sürdürmeye devam etti.

Katliamdan kaçıp giden dönemin yaşlıları, özlemini duydukları toprakları bir daha hiç göremeden göçüp gittiler. O dönemin gençleri ve çocukları özlem duymaya devam ediyorlar.

Göç etmişlerin gurbette doğmuş büyümüş çocukları da yeni bir kuşak. Bu kuşak kendisinden öncekilerin onlara yüklediği acıları, hasreti taşımaya devam etmenin dışında yapabilecekleri hiçbir şey yok değil. Yapabilecekleri en önemli şey yaşananları taze tutmak, unutturmamak ve o topraklara, yani Maraş’a sahip çıkmak. 

Şimdiye kadar bu topraklarda katliamların hedefi olmuş birçok etnik ve inanç gurubu varlığını uzun süre sürdürememiş, göç etmek zorunda kalmıştı. Bir kısmı da elbette asimilasyon çarkıyla eritildi. Maraş’ta daha önce Ermenilere çekilen operasyon sonra da Alevilere çekilmiş ve büyük oranda başarılı olmuştur.

Bu katliamın belki de görmemiz gereken en önemli boyutu yaşanan nüfus hareketidir. Maraş geçmişten beri en önemli Alevi yerleşim yerlerinden biri iken şimdi durum tam tersine dönmüştür. Demografik yapı devletin organizasyonuyla değiştirilmiştir. Maraş katliamının tabi ki başka amaçları da vardır ama en önemli hedeflerinden biri de budur.

Maraş katliamından sonra çok değişti. En büyük değişim orada artık Aleviler yaşamıyor.

Devlet tatmin olmamış olacak ki Terolara da Suriye’den getirip yerleştirdikleri ile süreci tamamlamak istemektedir.

Alevilerin ve elbette ki Maraşlıların bu politikayı iyi görüp karşı çözümler geliştirmekten başka çareleri yok.

Başka yerler için de aynı taktiklerin uygulanmayacağının garantisi yok. Nasıl olsa ‘zapt edilemeyen’ çok sayıda cihatçının olduğu bir ülkede yaşıyoruz.