Türkiye’de sağlık sistemi başlı başına önemli bir sorun. Bu konuda TTB ile SES gibi sağlık örgütlerinin yayınladıkları raporlar ve kendi yaşamımızdan tanıklıklarımız durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. OHAL sürecinde ayrıca ihraçlar ve açığa almalarla sorun daha da büyüyor. Ülkemizdeki sağlık sisteminin sorunlarını şimdilik bir kenara bırakalım.

Biz dışarıda olanların sağlık sorunlarını bile yeterince çözemeyen devletin ve onun yetkili kurumu Sağlık Bakanlığı hapishanelerde bu yetkisini insanların sağlığını bozmak için elinden geleni yapıyor.

Yıllar önce kısa bir süreliğine de olsa Ankara Ulucanlar cezaevinde hasta mahpuslarla birlikte kalmıştım. İmkansızlıklar içinde bazı hasta mahpusların tedavileriyle ilgilenmiş, hikayelerini dinlemiştim. O sıralar Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) merkez yöneticisiydim. Aynı zamanda bir Sağlıkçı.

Oradaki mahpusların kimisi ihmallerden, kimisi de bilinçli olarak yapılan uygulamalardan hastalıkları daha da ağırlaşıyor hatta hiçbir sağlık sorunu olmayanlar kötüleşiyorlardı. Hatta tanık olduğum bazı hasta mahpusların durumlarından dolayı yıllarca ağzıma koyamadığım yiyecekler oldu. Bir sendikacı ve sağlıkçı olarak çok zorlanmış, utanmış ve çaresiz kalmıştım. Hipokrat yeminini birilerine hatırlatmak gerektiğine kanaat getirmiştim.

Oradaki mahpusların ve arkadaşım Ali Ürkütün de yardımıyla bir rapor hazırlamaya karar verdik. Uzun bir çalışmadan sonra cezaevindeki yaşam koşullarını, hasta mahpusların durumunu, yaşadıklarını, sağlık kuruluşları, hapishane ve güvenlik güçlerinin rolünü ortaya koyan bir rapor hazırladık. Raporun tümünde ortaya çıkan somut durum; aslında ölümlerin artması için her kurum elinden geleni ardına koymadığıdır. Sadece hapishaneler ve kolluk birimleri değil, sağlık kuruluşlarının da bu konuda önemli bir rol üstlendikleri ortaya çıkıyordu.

Hazırladığımız bu raporu daha sonra İHD’nin Ankara da yaptığı Cezaevleri Kurultayına sunmuştum.

Raporun adını; ‘GÜVENLİK, CEZAEVİ, SAĞLIK - ÖLÜM ÜÇGENİ’ koymuştum. Olumsuzluk anlamında bu kurumlardan birinin eksik bıraktığını diğeri tamamlıyordu.

Cezaevlerindeki hasta mahpusların sorunları çözülmediği gibi her gün biraz daha da katmerleşiyor. Dile kolay 302 haftadır Taksimde her cumartesi oturma eylemleri yapılıyor. Gelen bilgilere göre hapishanelerde ölümcül hastalıkları olanlar ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeyde yüzlerce kişi var. Bu hastaların bir kısmı maalesef devletin gözetiminde yaşamını yitiriyor, ailelerine tabutlar içinde veriyorlar.

Özellikle son iki yıldır düzenli olarak Hasta Mahpuslar için yapılan oturma eylemlerine katılmaya çalışıyorum. Birçok tanıdık, dostun, arkadaşın resmini görüyor resimlerini taşıyoruz. Yüzlerce resim var. Her hafta birinin mektubu okunuyor. Bakıyoruz tam karşımızda, yanımızda, sağımızda, solumuzda Erol Zavar, Hayati Kaytan, Halil Güneş, İlhan Çomak, Özkan Kırıcı, Makbule Özbek, Musa Karadaş, Meryem Soylu, Aysu Baysal,Sabahat Çetinkaya, Taylan Balatacı, Resul Özbey gibi yüzlerce hasta mahpus. Her hafta bu resimlerin yeri de, taşıyanı da değişiyor.  Çoğu zaman taşıdığımız resmin kim olduğunu sonradan fark ediyoruz. Geçen yılın yaz ayında tam karşımda bir arkadaşımın resmi vardı. Onu görünce bir tuhaf oldum. Arkadaşımın sağlık sorunlarından haberdardım ama orada görünce daha çok etkilendim. Gönderdiği mektupta sağlık sorunlarından bahsediyordu.

İşte bu mektubu okunan arkadaşım Tuncer Bakırhandı. En son Siirt Belediyesi Eşbaşkanıyken tutuklanmıştı. Tuncer ile birlikte siyaset yapmanın dışında ayrıca ev arkadaşlığı da yapmıştık. Uzun yıllar birlikte mücadele arkadaşlığı sürecinde iyi, güzel bir sürü anı biriktirmiştik. Mektubu dinlerken  eşi Derya ve dünya tatlısı küçük ikiz kız çocukları ne yapıyor diye düşündüm.

Mektupta; “Ciddi mide ve bağırsak sorunları yaşıyorum. Haftalar sonra revirdeki doktora çıkabildim. Anlatımlarıma göre tahmini ilaçlar verilerek geçmezse tekrar gelmem istendi. İlaçlar değil hastalığı geçirmeyi arttırarak devam ettirdi. Tekrar revire günlerce bekledikten sonra çıktım. Bu sefer Bolu Devlet Hastanesine sevk edildim ama hastaneye gitmem tam 40 günümü aldı. Gelin görün ki orada da kelepçeler dahi çözülmeden kan tahlili vermem sonrasında muayene edileceğim söylenerek cezaevine getirildim. Muayeneye götürülmeden çeşitli ilaçlar gönderildi. Ağrı ve sürekli devam eden ishal sebebiyle mecburen ilaçları kullanıyorum. Ama sonuç değişmedi. Değişen 5 ayda 10 kilo gibi yüksek bir kilo kaybım oldu. Sonrasında yetkililerle görüştüm, detaylı tetkik ve muayene için gönderileceğim söylendi halen bekliyorum. Evet, ‘Yok hiçbir yerin birbirinden farkı’ diyorsunuzdur. Bu kadar kilo kaybının vermiş olduğu tedirginlikle beklemenin ne anlama geldiğini biliyorsunuzdur. Umarım sağlığıma zamanında ulaşmam için bir an önce gerçek ve doğru bir şekilde tedavi olmama yardımcı olursunuz” diye bitiriyor. Bu mektup 7-8 ay öncesinin mektubu. Durumunun düzeldiğine dair ulaşan yeni bir bilgi yok.

Eşi Derya ise dışarıdan doktorlardan aldığı tavsiyelerle Tuncer’i içeri de desteklemek için elinden geleni yapıyor. Bir taraftan da küçük ikizlerinin kokusunu babalarına taşıyor.

Tuncer Bakırhan Siirt’e çok büyük bir halk desteği ile göreve gelmiş bir seçilmiş. Görevden alınması, belediyeye kayyum atanması, hapishaneye tıkılması yetmiyormuş gibi birde sağlık ihtiyaçları karşılanmıyor. İyi koşullarda tedavi olma hakkı elinden alınarak işkenceye dönüştürülüyor.

Birçok seçilmiş gibi o da içeride tutulan siyasi bir rehine gibidir. Onları tutuklayarak, hücrelere atarak, tecrit ederek, tedavi etmeyerek intikam almak isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Demokrasi, adalet ve barış mücadelesini yükseltemediğimiz müddetçe iktidarın bu hukuksuz ve keyfi uygulamaları devam edecek.

Taksim gibi meydanlarda mahpusların sesi olmayı kendimize görev edinmedikçe  iktidarın keyfiliği devam edecek, içerideki dostlarımızda eriyip gidecek.

Görmesek de onların orada her gün, her saat, her dakika biraz daha hasta olduklarını, her geçen zamanın onları geri dönülmez noktalara taşıyacağını ve acı çektiklerini bileceğiz.

İnsan bildiği, hissettiği şeylere nasıl seyirci kalır?

Her cumartesi Taksim / Galatasaray’a gelin onlara ses olun.

Onlar adına haykırın.