Pazar sabahına Azerbaycan Ermenistan sınırındaki çatışmaların yeniden başldağı haberiyle uyandık. Azerbaycan saldırıyı Ermenistan’ın başlattığını öne sürse de gerek Türkiye medyasının sınırda hazır vaziyette beklemesi, gerekse Azerbaycan’ın tüm sınır hattında çok hızlı bir saldırı başlatması durumun pek de öyle olmayacağının göstergesi...
Gün içinde gelen haberler askeri kayıpların yanısıra sivil kayıp ve yaralanmalar olduğunu da gösterdi. Ermenistan sadece Karabağ’ın başkenti Stepanakert’te 10’dan fazla sivilin yaralandığını duyurdu. Azerbaycan, 6 köyü kontrolüne geçirdiğini açıkladıysa da Ermenistan bu haberi yalanlıyor.
Rusya, AGİT ve Avrupa Birliği itidal ve ateşkes çağrısında bulunurken Türkiye yine sorgusuz sualsiz Azerbaycan’ı destekledi ve yine yangına körükle giden bir pozisyon benimsedi.
Buraya gelmeden bu son  çatışmanın öncesine bakmakta fayda olabilir. Temmuz ayındaki çatışmalardan sonra Ermenistan sık sık Suriyeli savaşçıların Azerbaycan’a yerleştirildiğini söylemekteydi. Yine Temmuz ayındaki çatışmalar ve sonrasında Türkiye, Azerbaycan ile ortak tatbikat yapmakla kalmadı askeri heyetler de sık sık görüşmeler gerçekleştirdiler. On gün kadar önce ise Türkiye basınında belirsiz haber kaynakları kaynak gösterilerek PKK’lıların Karabağ’da bulunduğu öne sürüldü. Karabağ makamları bu haberleri yalanladıysa da bu açıklamalar Türkiye medyasında yer bulmadı.
Türkiye Hükümeti de yaptığı her açıklamada sert biçimde Ermenistan’ı hedeflemekteydi.
Pazar sabahki çatışmalar bu arka plan üzerinde cereyan etmeye başladı. Olaylara soğukkanlı bakmaya çalışan Batılı ve Ermenistanlı gözlemciler yıllardır süren bu gerilimde bir tür savunma konumunda olan Ermenistan'ın saldırıyı başlatan taraf olmasının mantıksız olacağına tekrar dikkat çektiler. (Bu konuda  Richard Giragossian ve  Thomas de Waal’in tweetlerine bakılabilir)
Ancak TRT , Anadolu Ajansı ve  Türkiye medyasının “Ermenistan Azerbaycan’a saldırı başlattı” yönündeki haberi bağımsız haber mecraları da dahil olmak üzere Türkiye’de hemen kabul gördü. Birçok site gelişmeleri bu pencereden vermeyi tercih etti.
Üstelik Ermenistan tarafındaki kayıp haberlerine rağmen sadece Azerbaycan tarafından kayıp varmış tonunda bir haber akışı gerçekleşti. Yeni Şafak gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül’ün “Erivan'ın tam ortasında bir füze yanlışlıkla düşmeli” tweeti çok sayıda beğeni alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Azerbaycan'a yönelik saldırılarına bir yenisini ekleyen Ermenistan, bölgede barışın ve huzurun önündeki en büyük tehdit olduğunu bir kere daha göstermiştir. Türk milleti her zaman olduğu gibi bugün de tüm imkanlarıyla Azerbaycanlı kardeşlerinin yanındadır" dedi.
Bu kervana CHP’nin katılması şaşırtıcı olmadıysa da düşündürücüydü. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu aynı saatlerde Twitter’dan şu açıklamayı yaptı:
“Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’da yaptığı ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıyı kınıyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan’a ve Azerbaycan Türklerine başsağlığı, bölgeye barış ve huzur diliyorum.”
Birçok CHP’li hesaptan da  benzer paylaşımlar geldi. MHP’den gelen açıklamaları saymıyorum bile.
Tüm bu tablo konu Ermenistan olduğunda ve hele ki savaş, ölüm, sivil kayıplar gibi çok ciddi meseleler söz konusu olduğunda Türkiye’de işin perde arkasına ya da ayırd etmeden tüm kayıplara bakma gibi bir ihtiyacın neredeyse hiç olmadığını gösteriyor. Tam tersine devlet, hükümet ve resmi ajanslar ne söylüyorsa onun sorgusuz sualsiz kabul gördüğünü ortaya koyuyor.
30 yıla yayılan bu savaşta hiç şüphesiz Ermenistan tarafının da yanlış politikaları ve hamleleri oldu. Ancak mevcut duruma baktığımızda Türkiye’de yaygın olan sorgusuz sualsiz bir Ermenistan düşmanlığı ve savaş şevki.
Libya, Suriye ve Ege’de olanlar hesaba katıldığında Türkiye’de iktidarın ne zamandır bir “dış cephe” arayışında olduğunu, bunun için fırsat kolladığını daha önce de defalarca söyledik. Ne ilginçtir ki muhalif kamuoyu Libya, Suriye ve Yunanistan söz konusu olduğunda resmi anlatılara gayet mesafe ile yaklaşırken mevzubahis Ermenistan ise bu mesafe bir anda kayboluyor.
Kimse diyalogdan, müzakereden, barıştan bahsetmiyor.
Durum hiç parlak görünmüyor.