Ben mi aptalım? Ola ki biraz “saftirik”?

Öyle olmalıyım çünkü Yüce Devletimizin ve mümtaz temsilcilerinin söylediklerini hep ciddiye alıyorum.

Örneğin şu “Türklük” meselesini…

Ne zaman birileri “Kürtlerin haklarından”, “azınlık haklarından” söz etmeye kalksa, hep söylenen şu değil midir:

“Bu bölücülüktür, çünkü hepimiz biriz, eşit vatandaşız, haklarımız aynı: ‘Türk’ özel bir ırk, etnik grup ya da kavim adı değil, bu ülkedeki vatandaşların ortak adı, üst kimliğidir”.

Zaten anayasamızın 66. Maddesine göre bu ülkenin tüm vatandaşları kökenlerine bakılmaksızın “Türk” olarak anılır: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür."

Başka bir deyişle Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Arap, Laz, Çerkez, vb. kökenimiz ne olursa olsun aslında hepimiz anayasal anlamda ve üst kimlik olarak Türk’üz: “Türk” sözcüğü hepimizi kapsıyor.

Peki. Kabul. Koca devlet vatandaşlarına yalan mı söyleyecek? Öyleysek öyleyiz. Hepimiz Türk’üz… Ne sakıncası olabilir ki?

Gelgelelim, o zaman da benim aklıma bir soru takılıyor: Eğer hepimiz Türk’sek, “soydaşlarımız” kim?

Bu kavram önemli, çünkü dış politikada kiminle dayanışma içinde olunması gerektiği hep buna göre saptanıyor.

Örneğin Kıbrıs’taki toplumlararası sorunlarda kayıtsız şartsız Kıbrıslı Türklerden yana olunmalı, çünkü onlar da bizim gibi “Türk”.

Aynı şekilde Irak’ta soydaşımız olarak Türkmenleri seçmemiz bekleniyor… Batı Trakya’da ise elbette soydaşlarımız asla Bulgarlar ya da Yunanlılar değil, Türkler…

Bu mantık gereği, Azerbaycan’la Ermenistan arasındaki ihtilafta da hiç sorgulamadan soydaşımız sayılan Azerbaycan’dan yana tavır alınması bekleniyor…

Bu “soydaş dayanışmasını” sorgulayanlar ise “vatan haini” ilan ediliyor.

Ama şöyle sorular hiç sorulmuyor: Başka ülkeler arasındaki ihtilaflarda ille taraf mı tutmalıyız? Tutacaksak kimden yana olacağımızı ille ırk, kan ya da din bağı mı belirlemeli? “Bizden” addettiklerimizle, “soydaşlarımızla” bizim çıkarlarımız hep örtüşür mü? “Soydaşlarımız her konuda hep haklı mıdır ve haksız oldukları yerde bile onlardan yana mı olmalıyız? “Soydaş bir devleti” yönetenler daima o ülkedeki tüm vatandaşlarının temsil ediyorlar mı ve aldıkları her karar halklarının çıkarlarına hizmet ediyor mu? “Soydaş” olsalar dahi, bir başka devleti yöneten siyasilerin kafa yapısı ya da çıkarları ille bizim halkımızın çıkarlarıyla örtüşüyor mu?

Bu münafık ve karmaşık soruları bir yana bırakalım. Varsayalım ki ille “soydaşlarımızla” dayanışmalıyız… Peki ama… Yine sormam gerek: “Bizim soydaşlarımız” kimler?

Çok mu saçma bir soru? Doğru ya: Kimlerin Türklerle kan bağı, akrabalık bağı, kültür ya da köken bağı varsa, “soydaşlarımız” onlardır. Dolayısıyla hiç düşünmeden her konuda onlardan yana taraf tutmamız doğaldır.

İyi de… Hani “Türk” sözcüğü bir Etnik grubu, bir kavmi, bir ırkı değil de tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, yani Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Arap, Laz, Çerkez demeden herkesi kapsayan bir üst kimlik, ortak kimlik idi?

Ve eğer öyle ise, “soydaşlarımız” dediğimizde Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Arap, Laz, Çerkez diye ayırmadan tüm vatandaşlarımızla kan, akrabalık, kültür ya da köken bağı olan herkesi “soydaş” saymamız gerekmez mi?

Başka bir tabirle, Irak ya da Suriye’deki Türkmenler nasıl ki akrabamız, soydaşımızsa, o halde oradaki Kürtler ve Araplar neden “bizim” akrabamız, soydaşımız sayılmasın? Onlar da üst kimlik olarak Türk saydığımız Kürt ve Arap kökenli vatandaşlarımızın (yani “bizlerin”, hepimizin) akrabaları, soydaşları değil mi?

Ya da madem bizim Rum kökenli vatandaşlarımız da var ve onlar da üst kimlik olarak “Türk” sayılıyor, o halde Kıbrıs Türkleri nasıl ki soydaşımızsa, Kıbrıslı Rumların da “soydaşımız” sayılması gerekmez mi?

Aynı şekilde, nasıl ki Azerbaycanlılar soydaşımız, akrabamız, o halde üst kimlik ve anayasal olarak “Türk” sayılan Ermeni vatandaşlarımızın akrabaları olan Ermenistanlıların da hepimizin, bizim soydaşımız sayılmasının önündeki engel nedir? Irk mı? Din mi?

Biz yoksa bir ırk ya da din devletinde mi yaşıyoruz?

Çünkü eğer Türkiye Cumhuriyeti bir ırk devleti değilse, bizler de ırkçı değilsek, ille “şu” ırktan, soydan, kavimden gelenden yana taraf tutup ötekine düşman olmamız beklenmemeli, öyle değil mi?

Peki o zaman neden Ermenistan’la Azerbaycan kavga ettiklerinde kayıtsız ve şartsız Azerbaycan’dan yana taraf tutmamız bekleniyor? Her ikisinde de vatandaşlarımızın akrabası olan insanlar yaşamıyor mu?

Ayrıca, tut ki mutlaka “Azerbaycan”dan yana tarafız, ille savaştan yana mı olmalıyız? Vatanseverlik ille savaş yanlısı olmak mıdır?

Azerbaycan halkının çıkarı ille Ermenistan’la savaşmak mıdır? Bunun aksini düşünen vatansever Azerbaycanlılar hiç mi yok? Savaştan yana olmayan Azerbaycanlıları da mı kraldan fazla kalcı davranarak “hain” ilan edip linç edeceğiz?

Ve eğer ırkçılık esasının yönettiği bir toplumda yaşamıyorsak, iki komşumuz arasındaki savaşa karşı çıkıp barışı savunan (Ermeni kökenli) Türk Milletvekili Garo Paylan neden hedef gösteriliyor? Neden “birileri” onun hakkında “suç duyurusu” yayımlıyor? Neden nefret söylemiyle linç ediyorlar?

Ülke vatandaşları arasında “ırk, din, mezhep bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimi, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” etmek ne zamandan beri suç olmaktan çıktı?

Hem… Geçmişte yaşananları unutmayalım: Yarın bu linç kampanyası sonucunda “milliyetçi duyguları kabaran” yeni bir “beyaz bereli meczup” maazallah sokak ortasında Garo Paylan’ı vurursa ne olacak? O katil de mi karakolda polislerle birlikte Türk bayrağı altında poz verecek? Ya azmettiriciler, onlara da madalya mı vereceğiz?

Hani hepimiz Türk’tük, eşittik?

İlle taraf tutmamızı isteyenlerin gözünde “Türk” sözcüğü tüm vatandaşlarımızı değil, sadece safkan Türk ırkından gelenleri mi tanımlıyor? Ayırım mı gözetiyorlar yoksa?

Yani bu insanların gözünde bazı Türkler diğerlerine göre “ikinci” sınıf vatandaş mı?

Anayasadaki “Türk” tanımına da mı karşılar? Devletin anayasal tanımını ve kimliğini ortadan kaldırmaya mı niyetliler? Ülkemizi ve yüce devletimizi, resmi anayasal tanımına aykırı davranışlara mı sürüklemeye çalışıyorlar? Irk devleti mi olalım?

Yani Türkiye’nin bir “ırk devleti”, hatta “ırkçı devlet” olmasını mı istiyorlar? Irkçılık suç değil mi? Hem… Kimin “safkan Türk” olduğunu nasıl saptayacağız? Virüs testiyle beraber özel bir kan testi mi geliştirilecek? “Safkan Türklük” testinde kaç kuşak geriye kadar gidilecek? Ayıkla pirincin taşını!

Her şey bir tarafa, Türkiye bir “ırk devleti” olursa, Türk kimliği de “üst kimlik” olmaktan çıkıp bir ırk ya da kavim kimliğine, Etnik gruba indirgenirse, Allah korusun o zaman da her tür bölücü ve ayrılıkçı akım “meşru” bir gerekçeye kavuşmuş olmaz mı? 

Vatanperverlik ve milliyetçilik iddiasında olanlar acaba kaş yapalım derken göz çıkarıp, farkına bile varmadan güzelim vatanımızı bölmek isteyenlerin propagandasına malzeme taşıyor olmasınlar?

Ya savcılar bu tavırları bölücülük addederek harekete geçerse? Ya hükümet (ya da hiç olmazsa “muhalefet”) onlara karşı tavır alıp anayasamıza ve yasalarımıza sahip çıkarsa?

Hiç mi böyle bir ihtimal yok?

Yoksa… O zaman da bütün bu “üst kimlik olarak Türk olmak” ve “anayasal olarak Türk olmak” meselesi koca bir yalan mı?

Acaba yüce devletimiz zaten ırkçı bir ideolojiye mi dayanıyor? Nasıl olur? Olabilir mi böyle bir şey? Haşa!

Yoksa ırkçılar hepimizi aptal yerine mi koyuyorlar?