İstanbul Sözleşmesiyle uğraşmaktan vazgeçemeyenler şimdi de sözleşmenin dördüncü maddesindeki “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” ifadelerine şerh koymak istiyorlarmış.

Söz konusu Dördüncü Madde, şiddet mağdurlarının haklarını korumaya yönelik tedbirlerde “cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak” ayrımcılık yapılamayacağını belirten bir madde. 

Bu ifadelere şerh koymak isteyenler belli ki cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılık yapmayı meşru kılmak istiyorlar. Bu temelde mağdurları korumada ayrımcılık yapılmasının doğuracağı tek sonuç ise, cinsel yönelimini ve toplumsal cinsiyet kimliğini “beğenmedikleri” bireylerin (yani LGBTİ bireylerin) şiddet karşısında savunmasız bırakılmalarıdır. İstenen, bu kesimlere şiddet uygulanmasının yasalarda suç sayılmaması, yani devlet eliyle teşvik edilmesidir.

Özetle: İlle ayrımcılık uygulayacaklar, bu sayede sövecekler, dövecekler, tecavüz edecekler, öldürecekler ve bu yanlarına kâr kalacak; yetmezmiş gibi bu şiddet bir de “meşru bir hak” olarak tanımlanacak. Tek dertleri bu!

Bu bitmeyen nefretlerinin, ayırımcılık ve şiddet arzularının dayanağının “dini inançları” ve “aile değerleri” olduğunu iddia ediyorlar.

Nefrete, ayırımcılığa ve şiddete dayalı bir din? Nefret, ayrımcılık ve şiddeti meşru gören bir aile?

Bu kimin dini, kimin ailesi?

Bu ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturan Müslümanların din ve aile anlayışı bu mu gerçekten? Nefret, ayırımcılık ve şiddet mi?

Bu soruya yanıt vermek bana düşmez gerçi… Gelgelelim, İslam sözcüğünü “barış” kavramıyla bağdaştıranların ve “yaratılanı yaratandan ötürü sevdiklerini” söyleyenlerin bu tarz bir din ve aile anlayışını savunanlara söyleyecek bir çift sözleri olması gerekmez mi?

İŞİD dininin mensuplarının hem kadınları hem LGBTİ bireyleri sövmek, dövmek, tecavüz etmek, öldürmek, hatta uluorta kellelerini kesmek istemelerinde şaşılacak bir şey yoktur. İnsanlık düşmanı bir nefret ve şiddet ideolojisinden başka ne beklenir? Onların yolu belli.

Ya diğerleri? Ya “İŞİD dini” ile Müslümanlığın aynı şey olmadığını savunanlar? Bu farkı ortaya koymalarının tam zamanı değil midir?

Farklı cinsel yönelimleri olanlar ya da toplumsal cinsiyet kimliklerine farklı bakanlar hakkında kim ne düşünürse düşünsün, bu ayrı bir tartışma konusudur.

İstanbul Sözleşmesi'ni hedef alan tüm tartışmaların tek bir gündemi vardır ve dayatılan bu gündem konusunda yapılacak seçim aslında çok nettir:

- Ya kadınlara ve LGBTİ bireylere ayrımcılık ve şiddet uygulamayı “meşru” kılmak isteyen İŞİD zihniyetine destek verilecek.

- Ya da İstanbul Sözleşmesinin tek satırına dokunmalarına izin verilmeyecek, sözleşmenin her maddesi eksiksiz uygulanacak.

Bu kadar basit mi?  

Bu kadar basit!