Süreyya Karacabey

Süreyya Karacabey

Teferruatlara özgürlük!

Küçümsenen ayrıntılar üzerinde çalışsaydık, evlerin içine küçük devletçikler kurmasaydık, örgütlendiğimiz alanlarda insan davranışlarının eğitimini gerçekten ciddiye alsaydık, şimdi kesinlikle başka şeylerden konuşacak bir zemin yaratmış olurduk.

Üzerine dünyanın kötülüklerinin gölgesi düşmüş bütün insanlar, kendilerini içinden çıkamayacakları bir hapishanede gibi hissederler. Dayanacak sağlam bir duvar yokmuş gibi, ne yapsalar gidişata etkisi olmayacak gibi. Ellerinde para ve silah olduğu için her şeyin üstünde olduğunu iddia eden bu global şebekeler, bütün dünyayı ele geçirip içinde başkalarına ait en ufak bir yarar maddesi bulunmayan tek taraflı ve tek hatta ilerleyen iktidarlarıyla dünyaya ölüm dağıtmakta, canlarının istediği her yeri bombalayıp, esir aldıkları yurttaşlarından da sadece itaat beklemektedir.

Artık kendi imkânlarının bile sonuna gelmiş bu çılgın düzenle savaşmanın mümkün olmadığını düşünen insanlar, bir çözüm fikrinden, çıkış ümidinden uzaklaştıkça büyük kötülüğe usulca yaklaşırlar. Kabullenişten daha büyük bir inkâr yoktur oysa. Yapabileceğim hiçbir şey yok duygusuna atılan her minik adım bu çürümüş dünyadan, çürümeden geçip gitme arzusunun iptalinden başka bir şey değildir.

“İnsanlar”, dedi akşam sohbet ederken bir arkadaşım, “eğer gerçekten özgür olmayı seçseler, dünya kesinlikle farklı bir yer olurdu.” Çünkü özgürlük, insanın kendi varoluşuna saygısını kavraması ve kim, ne olursa olsun hiçbir kuvvetin ele geçiremeyeceği bir kendilik inşasına giriş yoludur diye ekledim ben de. Bütün özgürleşme vaatlerinin finalinde beliren zavallılık, kendini bir yere bağlama konusunda söylenenleri tekrarlama konusunda sıkıntı çekmeyen bir varoluşun semptomu gibiydi.

Çıkış noktamız burasıydı o zaman, en az çalıştığımız yer belki de burasıydı. Bütün radikal sertliklere anında uyum sağlama yeteneğini ortadan kaldırabilmek için, klasik pedagojinin bütün kurallarını yerinden etmeliydik. Baştan başlamalıydık her şeye. Şimdi sırası değil denilen her şeyi öne alarak. Aslında bize küçük, ayrıntı gibi görünen her şey mücadelenin en asal noktasıydı.

“Kızım saçmalama karşımızda kocaman bir güç var ve sürekli şiddet dağıtıyor, sen de oturmuş insan eğitiminin detaylarını tartışalım diyorsun” diyenlerle çok karşılaştım. Ama işin tuhafı böyle konuşan hiç kimsenin gerçekten dişe dokunur bir şey yapabildiğini de görmedim, yıllar geçti ve manzara hiç değişmedi. Oysa küçümsenen ayrıntılar üzerinde çalışsaydık, evlerin içine küçük devletçikler kurmasaydık, örgütlendiğimiz alanlarda insan davranışlarının eğitimini gerçekten ciddiye alsaydık, sadece söz düzleminde birileriyle ortaklaşmanın yeterli olmadığına ayılsaydık şimdi kesinlikle başka şeylerden konuşacak bir zemin yaratmış olurduk.

Çünkü o geçen uzun yıllarda birbirimizi eğitmeyi başarmış olur, birbirimize incelikler aşılar ve çocukları kesinlikle çok daha ciddiye alırdık. Hayır, aldığınızı söylediğiniz anlamda değil. Onları merkezinize alıp her istediklerini verdiğiniz, kendilerini rahatça ifade etsinler diye gevşettiğiniz sınırlardan hiç söz etmiyorum. Bunun sonucunda ortaya çıkan insan malzemesinin niteliğinden söz ediyorum, özgeci olmayan, tekil hayatları dışında pek az şeyle ilgilenen insanlarla sonuçlandı bu pedagojik deneyiniz. Onun dışında kalanlar ise korkunç bir baskıdan kaçacak yollar araya araya yollarını kaybedenlerden oluştu.

Okullarda sendikalı öğretmenlerin bile kendisine aktarılan eğitim modelini tekrarladığına ve hiç risk almadığına fazlasıyla şahit olduk. Çünkü hepsi teferruattı, büyük değişimden sonra düşünülecek meselelerdi. Bu yüzden büyük büyük laflar eden insanların özel hayatlarındaki zorbalık hikâyelerini hiç tartışmaya açmadık, hatta ayıp olur diye başkalarını susturduk ve aynı düşünceyi paylaştığımız insanların, tartışılmaya muhtaç davranışlarını savunmadığımız zamanlarda da sindirdik. En fenası onlara da bir faydamız olmadı.

Çünkü ilişkiler evreninde sorun çıkarmadan iletişim kurmayı ve sadece politik meselelerde tartışmayı marifet sanmaktaydık. Ve bütün bunlar özgürlük diye bağıran insanların özgürlük konusunda en ufak fikirlerinin olmadığının açık kanıtlarıydı. Başkalarıyla -zihnine fikirler toplamını boca etmeden önce- yapılması gerekenin, düşünce ve eylemi birleştiren şeyi birlikte öğrenmemiz gerektiğini bilmeliydik ve asıl işimizin yola çıkmadan önce bütün araçlarımızı temizlemek, kullanılmayacak durumda olanları bırakmak ve şimdi sırası değil denilen şeylerin atlandığında ortaya çıkacak olanın, kazanılacak bir zafer olmayacağını görmeliydik. Hiçbir şeyin sırası değildi ama sırası olana da hiç giremedik.

Ahmakça bir iyimserlik değil kıyısında durduğum, sadece ümidi yeniden örgütleyecek yolun, kendi zihniyle düşünecek insanlar sayısını çoğaltmaya çalışırken, kendimizi de aynı duruma getirecek bir etkileşim sonucunda belireceğini düşünüyorum.

Öğrenme ve öğretme edimlerini birleştiren, diyolojik dili yeniden öğrenen bir pedagoji, Brecht'in majör pedagoji dediği şey, bir yerden başlamanın en mantıklı biçimini birlikte keşfetmenin sevinciyle ortaklaşmak, küçücük dünyalarımızda fark yaratacak ilk itaatsizlikleri örgütlemek, gizli uyumculuğumuzu bize gösterecek insanların kıymetini bilmek ve en azından kişisel yolumuzun sonuna geldiğimizde, miras olarak elimizi uzattığımız bir grup çocuk, insan, canını sıktığımız yönetici ve gülümseyerek hatırlayacağımız bozguncu tavırlar bırakmak.

Siz bunları küçük şeyler mi sanıyorsunuz, sakın sanmayın. Özgürleşmiş zihinler kadar ürkütücü bir şey yok çünkü. Yarın başlıyoruz, ilk esaslı hayır'ınız bizi yeniden kolektif haline getirecek, kendinizi ve başkasını öğrenmeye açtığınız ilk sayfada şu kahredici sinizm eminim azalacak. Teferruatlara özgürlük!


Süreyya Karacabey: Adana'da doğdu. 1992'de Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek Lisans ve doktorasını aynı bölümde yaptı. Dramatik Yazarlık, Epik Tiyatro, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ortaçağ Tiyatrosu, Radyo Oyunu Yazarlığı derslerini yürüttü. 2010 yılında doçent ünvanını aldı.2017 yılına kadar çalıştığı bölümden 6 Ocak 2017 KHK'sıyla atıldı. Modern Sonrası Tiyatro ve Heiner Müller, Brecht'ten Sonra ve Gündelik Hayata Direnmek kitapları ve çeşitli dergilerde yayınlanmış yazıları vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Süreyya Karacabey Arşivi