Emrah Cam, ailesinden kalan ve kira vermediği küçük bir tekstil atölyesi olmasına rağmen artık işini eskisi gibi sürdüremeyeceğini anlayınca kurye olmaya karar veren bir moda tasarımcısı. Pandemiden önce kendisinin ürettiği ürünlerini birkaç semt pazarında ve mağazalara satarak geçinen, akşamları da tiyatro eğitimi alan ve sahneye de çıkan Emrah için o günler çok geride kalmış gibi. Emrah'ın yaşadığı sorunların kendine özel olmadığını birçok esnafın ve sanatçının hem ekonomik kriz hem de pandemiden dolayı devredemedikleri dükkanlarını kapatarak veya müzik üretim araçlarını satarak ayakta kalmaya çalıştıkları haberlerini her gün görüyor, okuyoruz. Emrah'ın düne kadar bazen kendi ürettiği küçük siparişlerini mağazalara teslim etmek, bazen akşamları sahneye gitmek bazen de uzun yolculuklara çıkmak için kullandığı motorsikleti artık bir kurye şirketinin siparişlerini teslim etmek için kullandığı bir araca dönüşmüş. Şimdilik motorları maviliklere sürmenin hayal bile edilemediği, ürünlerin teslim edileceğe adreslere sürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz... Pandemi bitse de tekrar geriye, eski günlere dönülebilecek mi? Yeni alışkanlıklar mı edindik yoksa? Hayatındaki bu daralmanın nedeni sadece pandemi mi yoksa yetersiz ya da hiç destek alamamak mı? Yurt dışında olsa ne olurdu? Neden o da milyonlarca genç gibi yurt dışına gitmek istiyor? Pandemi ile birlikte hayatımızın vazgeçilmezleri olduğunu daha net anladığımız kuryelerin hayatına biraz daha yakından bakmak için Emrah'la buluştuk. İyi okumalar dilerim. 

Pandemİ döneminde İşlerimİn çok zayıflaması ve kendİ mesleğİmden para kazanamamamdan dolayı yaptığım bir İş kuryelik

Emrah sen çok fazla donanımı olan ilginç birisin, hal böyleyken kuryeliğe nasıl geçtin ve şu anki şartlarını anlatabilir misin bize?

Pandemi döneminde işlerimin çok zayıflaması ve kendi mesleğimden para kazanamamamdan dolayı yaptığım bir iş kuryelik. Ben moda tasarımcısıyım, ayrıca marka yönetimi eğitimi de aldım ve geçmişte marka ve tasarım danışmalığı yaptım. Şimdilerde ise kendi mağazaları olan ve AVM’lerde de satış yapan müşterilerim için kendi markalarına özel sınırlı sayıda ürettiğim tasarımlar yapıyorum. Bir de işimin seri üretim yaptığım kısmı var ki bu şekilde ürettiğim ürünleri de haftada bir gün Yeşilköy Pazarı'nda satıyorum. Pandemi döneminde AVM’lerin ve pazarların kapanması, hafta sonu sokağa çıkma yasakları, sadece bu değil maliyetlerin de çok artması -ki asıl sebebim bu daha çok- gibi sebeplerle işlerim çok zayıfladı. Eskisi kadar üretemez oldum. Pandemide bulduğum boşlukta da part-time olarak kuryeliğe yöneldim. Şükür ki bir motorsikletim var, uzun süredir de sürücüyüm zaten. 22 yıllık bir sürücülük deneyimim var o yüzden elimde böyle bir imkan varken bir süreden beri kurye olarak çalışmaya başladım.

Ama yeteneklerin moda tasarım ile sınırlı değil tiyatro ve müzikle ilişkini de biliyorum. Biraz o alanlardaki deneyimlerini de anlatabilir misin?

Tiyatro hayatıma üniversite ile girdi. Birinci sınıftan itibaren okulun tiyatro klübünde aktif olarak yer alıyordum. Hem oyunculuk ile ilgili hem de grubun yönetiminde. Yönetim dediğim şöyle; okul klüplerinin okulla ilişkisini sağlayan kişilerden biriydim. Üniversite hayatım boyunca bu böyle devam etti. İzmir’de okudum ben, okul bitip İstanbul’a dönünce tiyatroyla ilişkimi devam ettirmeye karar verdim. Tiyatro atölyelerine katıldım, doğaçlama atölyelerine katıldım, hatta bir çocuk oyunuyla Güneydoğu turnesine bile gittim. Ama şu an hem ülkenin hem dünyanın koşullarından dolayı iki ana alanımda da çalışmaya devam edemiyorum. Hepten bırakmış değilim tabi ama çok kısıtlı bir düzeyde yapabiliyorum. İlk üç aylık kapanmayı atlattıktan sonra yapımcı bir arkadaşımın çocuk oyununda kostümlerini yapmak üzerine, nişanlımla birlikte çalışmaya başlamıştık. Oyun prova edilmeye hazır bir oyun ama maalesef ödenek bulamadığı için bekleme halindeyiz. Yıllarca tiyatro ile uğraşmış olmak aynı zamanda moda tasarımcısı da olmak beni kostüm yapmaya teşvik etmişti ve çok da heyecanlanmıştım açıkçası. Bir çocuk oyunu için harika kostümler yaptık ama şu anda kağıt üzerinde bekliyor.

Peki kuryeliğe gelelim o zaman. Nasıldır bir kuryenin hayatı. Bunu şunun için de soruyorum; pandemiyle beraber kuryeler, dışarı ile ilişkimizi sağlayan insanlar oldu. İhtiyacımızı gidermekle ilgili artık aklımıza gelen ilk seçenek, internet üzerinden onu bir kurye aracılığıyla edinebilmek. Senin kuryelik hayatın nasıl gidiyor?

Az önce söylediğin şeyi teslimat yaptığım kişilerin bakışlarından anlıyorum. Çoğu zaman oldukça nazik ve kibar davranıyorlar. Çünkü onlar da farkında dışarı ile bağlantılarını biz sağlıyoruz, senin de dediğin gibi. Kendi mesleğimi yapamıyorum ama kuryelik revaçta olan mesleklerden biri şu an için. Özellikle motorsikleti olan kişiler için cazip bir meslek dalı. Zaten yaptığı her işten keyif alan biriyim şu anda kuryelikten de keyif alıyorum. Ama tabi şartların iyileşmesi ve asıl işime dönmek şu an için tek hedefim.

Kazandığımızın yarısına yakınını vergİye verİyoruz. Bu durumda herhangİ bİr kİşİnİn kendİNİ güvende hİssetmesİ mümkün mü?

Bu işe başlaman kolay oldu mu kendini kurye olarak güvende hissediyor musun ve kazancın yetiyor mu?

Vergi mükellefi olup da kendini güvende hisseden benim gördüğüm kadarıyla çok az. Çünkü küçük bir işletme sayılırız biz. Hemen hemen her kurye kendi vergi mükellefliğini başlatır. Kazandığımızın yarısına yakınını vergiye veriyoruz. Bu durumda herhangi bir kişinin kendini güvende hissetmesi mümkün mü? Bence değil, çok ciddi vergi ödediğimizi söyleyebilirim. Yakıt için ödediğimiz vergiyi saymama gerek yoktur sanırım. Bir başka güvensizlik konusu da trafik. 20 yıllık sürücüyüm ve kendimi bildim bileli iki tekerin üzerindeyim. Motorsikletli biri için İstanbul’da trafik gerçekten çok büyük bir risk. Sürücülerin motorsikletlileri fark etmemesi bizim için hayati tehlike oluşturuyor. İki tekere binen herkes en az birkaç kez hayati tehlike atlatmıştır. Bununla ilgili çok fazla hikaye dinliyorum. Trafik sıkışıklığı, kişilerin saygısızlığı, fardındalığın azlığı, farkına varsa bile bizleri umursamamaları hayati tehlike oluşturuyor. Ben de çok tehlike atlattım çok şükür ki şu ana kadar hiç kaza yapmadım. Tabi bundan sonra kaza yapmayacağım anlamına gelmiyor bu. Tecrübeli olduğum için ama...

Kurye olmak hayatına neler kattı?

Tiyatroyla uğraşan biri için farklı farklı işler yapmak bence temel bir ihtiyaç. Mesela şöyle bir örnek verebilirim; birlikte çalıştığım kurye arkadaşlarım içinde kuryeliği meslek edinmiş olan çok az. Çünkü pandemi döneminde kendi motoru olanlar direkt kuryeliğe geçmişler. Mesela tanıştığım arkadaşlarım içerisinde gemi kaynakçısı, ödüllü aşçı, batmış lokanta işletmecisi gibi çok değişik meslek gruplarından kişiler var ve şu anda kuryelik yapıyorlar. Şu an kurye sayısı çok arttı, sonradan kuryeliğe başlayan kişilerin tabi benim karşılaştıklarım böyle neredeyse tamamına yakını bunu meslek edinmiş değiller. Kendi meslekleri var ama koşullardan dolayı kendi mesleklerini yapamadıkları için ya da battıkları için kuryeliğe yönelmiş kişiler. Ben bir aydır kuryeyim ve şimdiye kadar gözlemlediğim bu.

geçen sene kuryelİğe başlamakla şu anda kuryelİğe başlamak arasında İKİ katı kadar bir malİyet söz konusu

Kurye olmak için de bir yatırımın olması gerekiyor galiba değil mi, seninle sohbetlerimizden bunu anlıyorum.

Öncelikle bir motorunun olması şart. Ayrıca şu anda kuryeliğe başlamak çok daha zor bir hale geldi. Motorsiklet edinmek zor hale geldi çünkü. Çok yüksek vergi dilimleri yüzünden. Geçen seneye oranla neredeyse iki kat arttı motor fiyatları. Geçen sene sıfır olarak alınabilen ve on bin lira olan bir motor, şu an 18, 20 bin lira civarlarında geziyor. Bununla doğru orantılı olarak ikinci el motor fiyatları da artmış durumda. Yani geçen sene kuryeliğe başlamakla şu anda kuryeliğe başlamak arasında iki katı kadar bir maliyet söz konusu. Her geçen gün koşullar daha çok zorlaşıyor ve içinde bulunduğumuz durum yüzünden farklı farklı meslek grupları ortaya çıkmaya başlıyor. Tekrar dikkat çekmek isterim ki son dönem kuryelik işine girenlerin bir çoğunun kendine ait yapamadığı başka bir mesleği var.

Ve anladığım kadarıyla kimse hayatını kurye olarak sürdürmek üzerine de hareket etmiyor değil mi? Herkes için geçici bir meslek.

Tanıdıklarımın içerisinde yok. Aynı benim gibi. Geçici bir iş dalı olarak edinmiş. Şu ana kadar kuryelikten emekli olmak isteyen birini görmedim.

Peki Emrah bu kadar farklı kişiyle temasta olup kendini korumayı nasıl başarıyorsun ve sen dünyamızdaki virüs tehditini nasıl yaşıyorsun?

Maske bir defa hiç çıkmıyor. Eldivenlerimiz hep var ve sürekli dezenfektan tüketiyoruz. Teslimat sırasında mesafeye, müşteri de biz de her zaman dikkat ediyoruz ve bu konuda gayet hassasız. Çoğu zaman kapıya asıyoruz mesela teslimatı. Ya da kapıyı açtıkları anda kapının önüne bırakıyoruz. Bu da sosyal mesafeyle teması minimize ediyor. Bu tip klasik önlemler haricinde temelde yapabileceğimiz çok da bir şey yok.

Fiziki olarak bunları yapıyorsun ama ruhsal olarak kendini rahat hissediyor musun? Ya da teslimat için gittiğin kişiler arasında ilginç davrananlar oluyor mu? Nasıl tepkiler veriyorlar?

Ben hiç olumsuz bir tepkiyle şu ana kadar karşılaşmadım hatta çok güzel bir anım oldu. Bahşiş vermek isteyenler oluyor mesela. Ben de bahşiş kabul etmiyorum. Bir keresinde bahşiş vermek isteyen birisine ‘benim için bir kediye mama alın o zaman’ dedim. ‘İçine mi doğdu oğlum ben zaten dört tane kedi bakıyorum’ deyip dört kedisini birden kucağına alıp geldi ve bana gösterdi. Kedilerini ayaküstü sevdim biraz. Bir keresinde de eski bir arkadaşımla karşılaştım. Rahmetli ilkokul öğretmenimin akrabasıydı. Soyadından tanıdığım için kendim sormuştum. Kurye arkadaşlarımın arasında da eski tanıdıklarımı görebiliyorum zaten. Kuryelerin tamamı ile de zaten aynı kaderi paylaştığımız için aramızda ilginç bir bağ oluşuyor. Ne kadar ayrı insanlar olsak bile aynı dönemde, aynı mesleği, aynı şekillerde yapmış olduğumuz için -aynı şekillerde dememin altını çiziyorum- benim gibi kendi mesleği olup da koşullar gereği kendi mesleğini yapamayanlar; revaçta olan kuryeliğe yönelmiş olanlar…  Aynı kaderi paylaştığımız bir sürü kişiyle ortak noktalarımız oluyor tabi ve bunları paylaşmak çok keyifli oluyor.

Bu yaşadıkların ileride bir şeye dönüşebilir mi sence?

Dönüşebilir tabi, bir defa birbirinden farklı işler yapmak zaten dönüştürücü bir şey. Ben buna çok önem veriyorum. Kendi mesleğimin haricinde mesleğimi de besleyebilecek başka bir şey yapmak, benim için hayat refleksi gibi. Çünkü her ne yaparsak yapalım kendi mesleğimizle, branşımızla alakalı ya da değil zaten bunlar bizi değiştirip dönüştüren şeyler. Ben bir tasarımcı olduğum için, sürekli bir yaratım içerisinde bulunduğum için, yeni fikirler üretmek durumunda olduğum için bunlar için bir besin kaynağı ve malzemeler gerekiyor. Ve insan bunun için güzel bir 'malzeme'. Benim için tasarımcılık gücünü besleyen ya da tiyatro yapmama vesile olan konumuzdan ayrı ama birbirinden çok ayrı müzikleri dinlemek de benim için bir beslenme hali.

Müzik aleti çalıyorsun da değil mi?

Evet gitar çalıyorum, biraz da vurmalı çalgılara merakım var. Tiyatro insan işi olduğu için birbirinden farklı bir çok kişiyle temas halinde, etkileşimde bulunmak farkında olmadan kişiyi besleyen ve değiştiren bir şey. Değişim ve dönüşümün olmadığı bir yerde de zaten bir yaratım süreci olamayacaktır. Şu ana kadar yaptığım her şey beni değiştirdi, değiştirmeye devam ediyor ve değiştirmeye de devam edecek diyebilirim.

Peki kuryeliğe devam ederken işini yapmaya da vakit bulabiliyor musun?

Evet bulabiliyorum. Kuryeliği part-time ya da biraz daha fazlası için yaptığımız oluyor. Eskisi kadar olmasa da kendi işimi yapmaya vakit bulabiliyorum. Beni değiştirip dönüştüren bir şey daha var hayatımda ve aslında bu yüzden mutluyum. Ve tabi para da kazandırıyor. Kuryeliği hobi olarak yapmıyorum, para kazanmak için yapıyorum ama bir yandan önemli bir şey daha var; başka bir işi de becerebildiğimi, kendime ispatlayabildiğim bir iş daha var artık.

Peki şartların farklı olsaydı şu an ne yapmak isterdin? Bundan sonraki hayallerin ne, uzun süreden beri yurt dışına gitmekle ilgili fikirlerin olduğunu biliyorum. Biraz oraları da anlatsana neden vazgeçtin ülkende yaşamaktan? Gerçi henüz önünüzde uzun bir zaman da var, pek çok şey değişebilir bu zaman zarfında, ne dersin?

Şöyle çok klasik bir söz var ya ben de çok inanırım doğruluğuna; ‘hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.’ Bu cümleye bayılıyorum. Kim derdi ki ben bir gün motorsikletimi kullanarak para kazanacağım. Asla böyle bir şey aklıma gelmezdi bundan üç beş ay evveline kadar. Bu güne kadar ben motorsikleti ulaşım aracı ya da uzun seyahatlere çıkmak amacıyla kullandım. Road triplere çıkmak amacıyla kullanıyordum, şimdi motorsikletimi kullanarak para kazanıyorum. Hala bazen garipsiyorum, tam olarak idrak edebilmiş değilim belki de. Paramı kazanıp cebime koyduğum zaman ‘ya bir dakika, ben bunu motorsikletimi kullanarak mı kazandım’ diye. Kuryelikten ilk kazandığım paralarda, bunu sordum kendime. Ve yavaş yavaş idrak ettim diyebilirim. Evet motor kullanarak da para kazanabiliyormuşum.Tabi muhasebecim beni arayıp ödemem gereken vergi miktarını söyleyene kadar geçerliydi anlattığım bu güzel hislerim.

Mesleğimi şu düzeyde yapmayı çok isterdim; tasarımlarımı yapıp bunları seri üretimler halinde üretip müşterilerime bunları koleksiyonlar halinde sunmayı ve bu sayede trendsetter bir tasarımcı olmayı çok isterdim. Yani daha büyük çapta yapmak isterdim işimi. Sezonluk koleksiyonlar bazında bunları hazırlayıp casual giyim kategorisinde hazırlayıp üretimlerini de gerçekleştirip piyasaya bu şekilde sunmak isterdim. Bir tasarımcının herhalde en çok istediği şeylerden biri de budur. Yurt dışı ile ilgili soruna gelince; nişanlımla birlikte hayatımızı tek bir ülkede yaşamamaya karar verdik. Başka ülkelere de gitmek istiyoruz, oralarda çalışıp, oralarda da var olabildiğimizi kendimize ispatlamak istiyoruz aslında.

O zaman bunun Türkiye ve koşulları ile ilgisi yok diye anlıyorum. Bu dünyalı olmanın bir refleksi mi?

Daha çok dünyalı olma refleksi ama orada kocaman bir ama koyabilirim; belki de bu dünyalı olma refleksi Türkiye’de istediğimiz düzeyde var olamamamızdan dolayı da olabilir. Bunu tam olarak bilmiyorum. Belki ilerleyen zamanlarda bu durumu daha çok anlayabilirim. Evet bir dünyalı olma refleksi var ama bu refleks neden var? Belki de kendimizi bu ülkede istediğimiz düzeyde var edemediğimizden dolayı olabilir elbette.

Nasıl var edebilmek isterdin burada kendini?

Zor bir soru aslında. Bir defa mesleğimi iyi bir düzeyde yapmak benim için çok önemli. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar, tekstil sektöründeki maliyetlerin fazlaca artışı, benim önümde çok büyük bir engel, bunu kesin ve net bir biçimde söyleyebilirim. Geçen sene ya da ondan evvelki sene çok uzun bir zaman diliminden bahsetmiyorum bir buçuk iki sene kadar evvelden bahsediyorum; tasarımım olan bir elbiseyi imal etmek, onun üretim maliyeti ile aynı elbiseyi şu anda üretmek arasında en az iki kat fark var. Ve bu önümüzde kocaman bir engel. Benim gibi insanlar için özellikle yani kendi yağında kavrulan, daha küçük bir çevrede daha özel ürünler yaparak hayatını kazanan insanlar için bu gerçekten çok büyük bir engel haline geldi. Hal böyleyken bu benim için şöyle sorgulamalara sebep olabiliyor; insan kendini suçlayıp, sorgulayabiliyor; ‘Ya acaba ben mi yapamıyorum? Acaba bir yerde bir yanlış mı yapıyorum? Kendim için gerekli yatırımlar yapmadım mı acaba?’ gibi sorgulamalara itebiliyor zaman zaman. Galiba en kötüsü de bu. Arkasından gelen bir ümitsizlik söz konusu oluyor ama aslında kendime de güveniyorum, tasarımlarım beğeniliyor, satın alınıyor, giyiliyor, devamı isteniyor ama 'bir acaba' hep kafamın bir yerinde asılı. Kimse bu sorgulamaya girmesin. Hiç kimse kendine böyle bir haksızlık yapmasın, yapmamalı…

Bu kararında kendini burada özgürce ifade edememe, konjonktürün getirdiği bir takım zorluklar, haksızlık hukuksuzluklar gibi sebepleriniz de var galiba değil mi?

Haksızlık, hukuksuzluk beni bu ülkeden soğutan temel sebeplerden biri elbette. Son dönemdeki konjonktür insan ilişkilerine çok fazla yansımış durumda. Bunun sebebi de bu ülkeyi yöneten insanların reflekslerinin neredeyse tüm toplumun davranış şekli haline gelmesi olabilir mi diye düşünüyorum. Kendisini 'aydın, sosyalist, kendi içsel devrimlerini gerçekleştirmiş' vs. (bunu daha uzatabilirim ama burada kesicem) olarak tanımlayan ama her sonuçtan bir pay kapmayı alışkanlık haline getirmiş, çıkarlarının aleyhinde olan şeylerde kafasını başka yöne çeviren insanlarla dolduk, taşıyoruz. Bir de koşulsuz biat ederek kendini var eden bir kesim var ki kendisine koşulsuz biat edilerek kendini var eden iktidarı yarattı. Yani bir 'Tanrı-kul' ilişkisinden bahsediyorum. Bunu toplumun küçücük bir kesimine baksanız bile anlayabilirsiniz. Çünkü en yakınımızdalar. Küçük tanrıcıklar ve küçük kulları. Neyse ben şu anda yaptığım iş olan kuryeliğe döneyim. Yine de aynı işi yaptığımız insanlarla her şeye rağmen birçok ortak noktayı paylaşabiliriz, diye düşünmek iyi geliyor. Kuryelik yaparken de bunu deneyimleyebiliyorum.

Bİr kadın kurye arkadaşım var bİLİyor musun? Üstelİk uzun saatler çalışıyor, benİm gİBİ part-TIme da çalışmıyor

Ne olarak görüyorsun o ortak noktaları?

Bi defa aynı kaderi paylaşıyoruz. Aynı dertlerden, aynı sorunlardan muzdarip olmamız. Bu bölünme neden onu çok merak ediyorum. Bu kutuplaşma neden, insanlar arasındaki bu ayrım neden, aklımda hep bu sorular dolaşıyor. Gerçi cevabını az önce biraz verdim sanırım. Bir defa kadın-erkek ayrımı neden? Bir kadın kurye arkadaşım var biliyor musun? Üstelik uzun saatler çalışıyor benim gibi part time da çalışmıyor. Ve yağmur çamur demeden motoruna binip servisini yapıyor. Benim ve benim tanıdığım diğer kurye arkadaşlarım gibi başka bir mesleği var mı yok mu bilemiyorum ya da uzun süreli bir iş olarak mı edinmiş bilmiyorum ama kurye olarak çalışan bir kadın arkadaşımı gördüm, selamlaştım arada sırada kısaca konuşuyorum. Normalde tuhaf karşılanması bekleriz değil mi, bizim aramızda hiç öyle bir durum yok. Kendisiyle bunu konuşmadım ama gördüğüm kadarıyla herhangi bir ayrıma maruz kalmıyor ve bu beni mutlu ediyor. Ama gördüğüm kadarıyla, kendisine bir şey sorup öğrenmişliğim yok. Eminim sorsam mutlaka bana anlatacağı hikayeleri olacaktır. Onu görmekten gayet mutlu oluyorum. Ara sıra yolda yan yana ya da karşılıklı geçerken kesişiriz, selamlaşıp kornalaşıyoruz. Bunu yapmak da çok hoşuma gidiyor. Zaten biz motorcular özellikle uzun yoldayken bu ayrı bir parantez ya yanından geçen ya da karşı şeritten gelen yine bir uzun yol motorcusu olduğun zaman denk gelmek öyle bir birleştirci bir güç ki bu öyle büyük bir ortak alan ki bir motorcu için aynı anda yoldan dönsek, oturup beş saat sohpet edebiliriz yolu unutup.

Uzun yol diyorsun ya, bu söylem aslında hem metaforik olarak hem fiziki olarak çok yoğun bir deneyimi mümkün kılıyor. Muhtemelen o kader birliği dediğin de çok daha güçlü bağlarla örülüyor.

Evet, çünkü karşıdan gelen motorcu da benimle aynı motivasyonla yola çıkmış. Tek başınalık, tek başınaysa tabi karşıdan gelen motorcu, yalnızlık demiyorum tek başınalık diyorum. Biz öyle deriz; tek başına uzun yola vurmak…

Ben küçük bir çocukken yeni bir bisiklet alındığında nasıl mutlu oluyorsam nasıl havalara uçasım, zıp zıp zıplayasım oluyorsa tek başıma uzun yola çıktığımda da aynı hissi yaşıyorum. Bir defa keşfedilmemiş yerlere gitmeyi çok severim. İnsanların pek bilmediği, görmediği, rağbet etmediği yerlere gitmeyi çok severim. Bu uzun yollarda o kadar çok yer keşfettim ki, çok ilginç mağaralar buldum mesela ya da bir sürü doğal yapı keşfetme imkanım oldu. Bir de ben uzun yollarda genelde ana yoldan gitmem, ara yolları tercih ederim. Çünkü asıl keşfedilecek yerler oralarda. Bu kendimi bir seyyah gibi hissetmemi sağlıyor ve bu bana çok güzel bir manevi huzur katıyor diyebilirim. Tabi kaldığım kamp yerlerinde yine tek başımayım. Bu tek başınalık insanın kendiyle yüzleşmesini sağlayan en önemli uyaranlardan biri diyebilirim. Bir yola tek başına çıkması ve yüzleşmeye hazır, yüzleşmenin acılarını çekip geri döndüğünde başka biri olarak dönüyor olmam beni çok besleyen ve beni iyileştiren terapötik bir eylem.

Ne güzel anlattın, hiç yolculuk insanı değilimdir, benim bile ‘uzun yola vurasım’ geldi.

İlk yaptığım roadtrip 2600 km idi ve 24 gün sürdü. Ve Akdeniz kıyılarından Ege’ye doğru geldim. Ve yine tek başıma çadır kamplarda ya da herhangi bir yerleşimin olmadığı mekanlarda çadır kurarak tamamladım. Döndüğümde başka biriydim, buna eminim. Şu cümleyi çok severim; ‘önemli olan yola çıkmak, yolun sonunda bir hedef olup olmaması önemli değil.’ Bu motorsikletle asfaltta ilerlemek de olabilir, ne bileyim başka türlü bir içsel yolculuk da olabilir. Ama adım atmak, yola çıkmak çok çok önemli. Beni daha girişimci, daha özgüvenli hale getiriyor. Bak ben de şu an fark ediyorum; belki de bu sayede mesleğim olmayan başka başka işleri de yapabilir oluyorumdur. Çok yönlülük katıyor çünkü insana...


Yazı Görseli: Emrah Cam'ın vizöründen, pandemi öncesi yaptığı bir yolculuk...

Emrah Cam / Moda Tasarımcısı