Devletin daha da merkezileştiği, Cumhurbaşkanlığı forsunun etrafında kümelenen yeni sistemde belediyelerin bütçe özerkliğinin ortadan kalktığı, seçilmişlerin İçişleri Bakanlığı'nın "kayyum" tehdidi altında olduğu gerçeklikte, olağanüstü devlet rejiminin yerel seçimleri olağanlaştırması ne kadar mümkünse; memleket o halde...

Normal seçimlerin hayali ile oyalanmanın oyuncağı haline gelen yerel seçimlerde sandık, seçmen listeleri, müşahit oyunları yetmemiş olacak ki, vatandaşlık haklarının kısıtlanmasına yasal bir dayanak bulundu;  tutukluluların oy hakkı şartlara bağlandı. Dışarıdakilerle aynı şartlara sahipmiş gibi... Kağıt üzerinde oy kullanma hakları korunsa da 31 Mart yerel seçimlerinde oy kullanmaları zorlaştırıldı.

Seçim yasası kimlerin oy kullanamayacağını belirtiyor: "Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler... "

Peki tutuklu bulunanlar, taksirli suçlardan hükümlü olanlar, kasıtlı suçlardan hükümlü olup koşullu salıverilenler ile denetimli serbestlikten yararlanmak suretiyle salıverilenler...

Yüksek Seçim Kurulu, bu kategorideki seçmenlere "seçim bölgesi" şartı getirdi. YSK'nın kararı diyor ki; bir seçmen seçim çevresine göre oy kullanabilir. Örneğin tutuklu ve taksirli suçlardan hükümlü seçmenlerin "adresi"  büyükşehir değil de "Ceza infaz kurumunun bulunduğu köyde ise; il genel meclisi üyeliği ile muhtarlık ve ihtiyar meclisi üyeliği seçimlerinde oy kullanabilecekler." Yani cezaevinin bulunduğu köy bir ilçeye bağlı olsa bile belediye başkanlığı için oy kullanamayacaklar. Bununla da bitmiyor; bir tutuklunun seçmen kütüğü A yerinde, bulunduğu cezaevinin yeri B yerinde ise yine oy kullanamayacak.

YSK, cezaevlerinde taksirli suçlardan hükümlüler ve tutuklulara ait seçmen listelerini güncelleyerek ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderecek. Tutuklular için seçmen listelerinin güncellenme kriterleri ise net değil. YSK bunu daha sonra duyuracağını açıkladı. Listeler netleştikten sonra tutukluların başka bir cezaevine gönderilmesi durumunda ne olacağı da YSK'nın son kararında belirtilmiyor.

Tutuklular, hapishanenin bulunduğu yerin seçmen kütüğüne kaydı olup olmadığının belgelendirmesinden de sorumlu olacaklar. Cezaevlerinden dışarı ile ilişkinin ne kadar zor olduğu düşünüldüğünde, ya da her adımın cezaevi yönetimine yazılan dilekçelerle atıldığı düşünüldüğünde seçme hakkının zor kullanılacağını tahmin etmek zor değil. Zira o dilekçelerin hapishane koridorlarında kaybolduğuna ilişkin çok yaşanmışlık var. Diğer yandan cezaevinden cezaevine nakli yapılanlar da hesaba katıldığında oy kullanma hakkının kılıfına uygun olarak nasıl askıya alındığı açık olarak anlaşılıyor. .

YSK'nın 16 Nisan Referandumu ile ilgili aldığı son dakika "mühürsüz oyların geçerli olduğu" kararı ile cari düzende devamlılık esasına göre hareket edeceği kuşkuları var iken, söz konusu olan şaşkınlık değil, seçimlerin yaratmadığı heyecanın cezaevlerinde de aynı ruh hali ile karşılanıp karşılanmayacağı. Yani tutukluların oy hakkının peşine düşüp düşmeyeceği...

Adalet Bakanı Gül, Kasım 2018 itibarıyla cezaevlerinde toplam 260 bin 144 kişi bulunduğunu, bu rakam içerisinde 57 bin 710 kişinin de tutuklu olduğunu açıklamıştı. Türkiye genelini etkilemeyecek bir rakam gibi görüse de tutuklu sayısının başa baş giden sayım sonuçlarında etkisinin niteliksel fark yaratacağı açık. Bu kadar ince hesaba tenezzül edilmesinin deşifresi bir yana, aslolan seçme hakkına getirilen "yasal" kısıtlılık...

Yeni yılın ilk yazısı olması hasabiyle ama yazının bağlamından da kopmadan; 2018'i yeni açılan 10 yeni cezaevi ile kapatıyoruz. 2019'u da itiraz edenleri "ehlileştirme" mekanı olarak içeriklendirilen yeni cezaevleri ile karşılayacağımızdan emin olabiliriz. Ne de olsa yaptıkları yapacaklarının teminatı... Zira 2006-2018 yılları arasında 161 hapishane inşa edildi. Ek binalarla bu sayısı 175'e kadar çıkıyor. Ne diyelim hapishaneleri bol bir yıla giriyoruz. İyi seneler...